• İngiltere Merkez Bankası’nda onlarca yönetici ve kurucu hissedarı, Afrika’daki köle ticaretine “yatırım” yaptı. Kraliyet ailesinin de hissedarı olduğu bankanın iki plantasyonda 599 köleleştirilmiş insanın mülkiyetine sahip olduğu belirlendi.
  • Köle ticaretinin finansmanında kadınlar da önemli bir rol oynadı. Bin 100 kadın yatırımcının şirketlerde hisse aldığı, ticarete borç verdiği, elde edilen gelirden yararlandığı ve karı ailelerine miras bıraktığı tespit edildi.

TİJDA YAĞMUR

İngiltere’nin kölelik tarihine ilişkin yeni bir araştırmaya göre, İngiltere Merkez Bankası ve İngiliz finans sistemi, yüzyıllar boyunca milyonlarca Afrikalının köleleştirilmesi ve Atlantik ötesi ticaretinde derin bir rol oynadı.

“İngiliz Köle Tüccarları Sicili”ni derleyen tarihçilerin araştırmaları, finans sisteminin köleliğe dahil olmasının boyutunun daha önce bilinenden veya kabul edilenden daha büyük olduğunu ortaya koydu.  

1946 yılında Clement Attlee’nin İşçi Partisi hükümeti tarafından kamulaştırıldığından beri devlete ait olan İngiltere Merkez Bankası’nın kuruluşunda yer alan düzinelerce finansçı, aynı zamanda Afrika kökenli kölelerin “transatlantik ticaretinde” de önemli yatırımcılardı.

24 yönetici köle ticaretine yatırım yaptı

Bankanın kölelikle olan tarihsel bağlantısı üzerine kapsamlı araştırmalar yürüten Sheffield Üniversitesi’nden Dr. Michael Bennett, 24 yöneticinin Afrikalı kölelerin ticaretine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. Bunlardan dördü, 1694 yılında Banka’nın kurucu yöneticileri arasında yer alan Londra seçkinleri arasındaydı. Diğer 20 kişi ise sonraki yüzyıl boyunca Threadneedle Street’te görevdeydi.

Kayıtlara göre, son kişi olan Christopher Puller, köle ticareti için silah nakliyecisiydi ve 1786 yılında Gambiya’dan Jamaika’ya köle taşıyan bir seferin ortak sahibiydi. Puller, 1789’da vefat etmeden önce 11 yıl boyunca yönetim kurulu üyeliği yaptı. 24 kişiden dokuzu aynı zamanda Banka’nın yöneticileriydi.

Kraliyet de hissedardı

Bennett ayrıca İngiltere Merkez Bankası’nın kurucu hissedarlarını araştırdı ve en az 30 kişinin köleleştirilmiş Afrikalıların transatlantik ticaretine yatırım yaptığını ortaya çıkardı. Bu kişilerin başında, Kraliyet Afrika Şirketi’nde hisseleri bulunan dönemin kralı ve kraliçesi III. William ve II. Mary geliyordu. Bennett, köle ticaretinden elde edilen servetin Banka’nın başlangıç sermayesinin bir parçasını oluşturduğunun açık olduğunu belirtti:

“17. ve 18. yüzyıllar boyunca köle tüccarları ve servetleri, Britanya’nın, özellikle de Londra’nın özel bankaları ve finans kuruluşları içinde sağlam bir şekilde yerleşmişti. Bankalar ve sigorta şirketleri gibi diğer kurumlar, transatlantik köle ekonomisini destekleyen ve bu ekonomiden büyük servet elde eden finansal hizmetleri sağladılar. İngiltere Merkez Bankası bu sistemi başından sonuna kadar destekledi. Müşterileri arasında Kraliyet Afrika Şirketi ve Güney Denizi Şirketi de yer alıyordu.”

Kayıtlarda yer alan bir İngiltere Merkez Bankası yöneticisinin bir örneği, Evesham milletvekili John Rudge’dir. Rudge, 1699-1740 yılları arasında Banka’nın yöneticisi olarak görev yapmış ve 1713-15 yıllarında da başkanlık görevini üstlenmiştir. Rudge ayrıca RAC’nin hissedarı ve yardımcısı (yöneticisi), Güney Denizi Şirketi’nin ise başkan yardımcısıydı.

Bu kayıtların ortaya koyduğu bulgular, University College London’daki “Legacies of British Slavery (LBS)” arşivinin arkasında yer alan tarihçiler tarafından yürütülen ve plantasyonlardaki kölelerin sahiplerini belgeleyen araştırmaya katkıda bulunuyor. Söz konusu araştırma, 1833’teki köleliğin kaldırılmasından önceki dönemde, İngiltere Merkez Bankası’nın 16 eski başkanının ve 26 yöneticisinin, kölelerin ve plantasyonların mülkiyetinde mali çıkarları olduğunu ortaya koydu.

Banka ve Hazine, köleliğin kaldırılmasına ilişkin yasalar kapsamında köle sahiplerine “tazminat” olarak 20 milyon sterlin (bugünkü değeriyle 23 milyar sterlin) ödenmesinde merkezi bir rol oynadılar. Köleleştirilmiş ve insan ticareti mağduru olan kişilere ise hiçbir ödeme yapılmadı.

599 köleleştirilmiş insanın mülkiyeti

2020’deki Black Lives Matter (BLM) protestoları, birçok büyük banka ve finans kuruluşunun kölelikle olan tarihsel bağlantılarını kabul etmesine yol açtı. LBS araştırmasını yöneten Dr. Nicholas Draper, aynı zamanda bu kayıt projesinin baş araştırmacılarından biriydi, özel bankaların ve diğer finans kuruluşlarının kurucuları olan çok daha fazla tarihi köle tüccarını ortaya çıkardı.

BLM protestolarının ardından Bennett tarafından yürütülen araştırma, İngiltere Merkez Bankası’nın iki plantasyonda 599 köleye sahip olduğunu ortaya çıkardı. 2022 yılında Banka’da düzenlenen bir sergide köleleştirilmiş kişilerin isimleri yer aldı. Listede adı geçen erkek, kadın ve çocukların çoğunun Pierre, Catherine ve Alexandre gibi Avrupalı isimleri vardı; ancak hangi ülkeden getirildiklerine dair herhangi bir bilgi bulunmuyordu.

Kaçakçılığı finanse eden siyasetçi

Banka ayrıca, geçmişteki başkan ve yöneticilerinin köle ticaretine karıştığını kabul etti ve bu konuda özür diledi. 1727-29 yılları arasında uzun süre yönetici ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Humphry Morice, aynı zamanda milletvekiliydi ve kaçakçılık faaliyetlerini finanse etmek için Banka’yı dolandırdı.

Prof. Matthew David Mitchell, Merkez Bankası’nın web sitesinde yayımlanan bir makalede Morice’i “Afrika’dan Amerika’daki İngiliz kolonilerine köle ticareti yapan, Londra merkezli en büyük kaçakçı” olarak tanımladı. Mitchell, Morice’in 1704-1732 yılları arasında yaklaşık 110 gemi seferini organize ederek 30 binden fazla erkek, kadın ve çocuk köleyi Jamaika, Barbados, Virginia ve Amerika’nın diğer bölgelerine naklettiğini yazdı.

Banka bu geçmişi kabul edip özür dilemiş olsa da Hazine Bakanlığı bunu kamuoyuna açık bir şekilde yapmamıştır. Bu durum, tazminat tartışmalarına karşı çıkma, yüzyıllar süren insan ticareti ve köleleştirme suçunu kabul etmemektir.  Bennett’in ortaya koyacağı diğer bulgular, hükümet üzerinde bu yönde harekete geçmesi için baskıyı artıracak; bu baskı, Karayipler ve Afrika ülkelerinden giderek yükseliyor.

foto:AFP

Kadın yatırımcıların rolü

Araştırmada binden fazla kadının köle ticaretine yatırım yapması da dikkat çekiyor. Araştırmacılar, kadınların Kraliyet Afrika Şirketi (RAC), Güney Denizi Şirketi ve diğer girişimlerde hisse alıp sattığını, aracılık yaptığını ve köleleştirilmiş Afrikalıların ticaretinden elde ettikleri kârları mali bağımsızlıkları ve ailelerinin geçimi için kullandıklarını belirledi. Yaklaşık 150 bin köleleştirilmiş insanın ticaretini yapan RAC’nin 1752’de feshedildiği sırada hissedarların yaklaşık yüzde 10’u kadındı.

The Guardian’da yayımlanan “İngiliz Köle Tüccarları Sicili”, kadınların şirket faaliyetlerinin neredeyse her aşamasında yer aldığını gösteriyor. Kadınlar ticarette kullanılan malları tedarik etti, şirket mülklerini yönetti, borç verdi ve ailevi-sosyal bağlantılarını kullanarak şirketin mali ve siyasi gücünü destekledi. Şirket kayıtları, yatırımcı Helen Gladman’ın Sierra Leone açıklarındaki Sherbro Adası’ndan genç bir Afrikalı kızın İngiltere’ye getirilerek evinde çalıştırılmasını istediğini de gösteriyor.

Cambridge Üniversitesi öğretim görevlisi Lila O’Leary Chambers, kadınların RAC’nin tüm tarihi boyunca köle ticaretine maddi katkı sağladığını ve bundan gelir elde ettiğini belirterek, bu durumun kadınların köleliğin kaldırılmasına sonradan katıldığı yönündeki geleneksel anlatıyı değiştirdiğini söyledi.

Kârlar ailelere miras kaldı

Araştırmada bin 100 kadın yatırımcı tespit edildi. Medeni durumu belirlenebilen 457 kadının neredeyse yarısı dul, yüzde 42’den fazlası bekârdı; evli olan yaklaşık yüzde 7’lik kesimin çoğu aristokrattı. Bekar ve dul kadınlar İngiliz hukukuna göre mallarını yönetebiliyor ve yatırım yapabiliyordu. Özellikle mali kriz yaşayan RAC için kadınlar önemli bir sermaye kaynağı hâline geldi.

Kadınların yatırımları ailelerini de doğrudan etkiledi. Hisselerini kızlarına miras bırakan veya gelirlerini dul ve savunmasız akrabalarını desteklemek için kullanan kadınlar vardı. Chambers’a göre araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, kadınların köle ticaretinin yalnızca dışından izleyen kişiler olmadığını göstermesi. Kadınlar hisse alıp sattı, borç verdi, şirket kararlarını gayri resmi yollarla etkiledi ve bu sistemden elde edilen geliri kendi hayatlarını ve ailelerinin geleceğini şekillendirmek için kullandı.