
Uluslararası Göç Örgütü'nden Mariella Esposito kitlesel göç sorununun siyasal bir sorun olduğunu ve ülkelerin bu sorunu uluslararası çıkarları doğrultusunda kullandığını söyledi.
Akdeniz, Libya'da Muammer Kaddafi'nin devrilmesi sonrasında göçmenler için "ölüm denizi"ne dönüştü. Ülkesindeki savaş ve yoksulluktan kaçarak Akdeniz üzerinden Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken boğulan göçmenlere her gün yenileri ekleniyor. Akdeniz'in göçmen mezarlığına dönmesinde AB ülkelerinin de sorumluluğu büyük. Sivil toplum örgütlerine göre, AB göçmenlerin hayatı yerine sınırlarını korumayı öncelikli olarak görüyor. Ve güvenlik endeskli sınır programlarını yürürlükte tutmakta ısrar ediyor.
Akdeniz mezarları oldu
Bu politikalarıyla AB üyesi ülkeler daha fazla mülteci almamak için savaştan, ölümden, yoksulluktan ve kaostan kaçan insanların Akdeniz'de boğulmalarına gözyumuyor. İstatistikler de bu görüşü doğrular nitelikte. Uluslararası Göç Örgütü'ne göre, son 20 yılda 30 bin kişi Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybetti. Örgüt 2015'te Akdeniz'deki göçmen ölümlerinin, geçen yılın aynı dönemine göre 30 kat daha fazla olduğuna dikkat çekti.
AB güvenliğe sarılıyor
Buna rağmen AB, güvenlik eksenli politikasını devam ettirmekte ısrarlı. Bu tavır da tepki çekiyor. Uluslararası Göç Örgütü İtalya Koordinasyonu Üyesi Mariella Esposito da gazetemize yaptığı açıklamada AB'nin göç ve mülteci politikasını eleştirdi.
Dublin Konvasiyonu ile Triton Sınır Güvenliği Misyonu'nun geliştirilmesinin Akdeniz kıyılarına "ölüm" olarak vurduğunu belirten Esposito, AB'nin geliştirdiği her önlemin dolaylı olarak insan tacirlerini zenginleştirdiğini ve göçü hızlandırdığına dikkat çekti. Esposito, "Dublin Konvasiyonu ölümleri arttırdı. AB'nin 'Triton' adlı yeni sınır güvenliği misyonunu ise uluslararası insan tacirlerini adeta holdingleştirdi" dedi.
Ölümler durdurulmuyor
Buna karşın göçmen ölümlerinde sürekli bir artışın yaşandığına dikkat çeken Esposito, "Bu da AB'nin güvenlik önlemlerinin etkili olamadığını ortaya koyuyor" tespitini yaptı. "Göç tek başına savaşlara bağlı olarak gelişmiyor. Küresel ısınma, yoksulluk, insan hakları ihlalleri ve hızla yaygınlaşan bulaşıcı hastalıklar da göç olgusunu tetikliyor" diyen Mariella Esposito, "Bunların önüne tamamen geçebilmek elbette ki mümkün değil ama AB'nin sınır güvenliği için aldığı tebdirlerin yerinde kullanılması en azından göçmen ölümlerini azaltır" diye konuştu.
Yerinde çözüm gerekli
AB dışişleri bakanlarının aldığı yeni kararların göçü ve ölümleri durdurmayacağı belirten Mariella Esposito, "Göç ancak ve ancak yerinde alınacak önlemlerle engellenebilinir" dedi. Yerinde çözüm yöntemlerine ilişkin AB'ye ve BM'ye bir çok yapısal projeler sunulduğunu bilgisini de veren Esposito şunları söyledi: "Yerinde çözüm, sınır güvenliklerinden daha az karmaşık, daha pratik ve daha fazla sonuç alıcıdır. Maliyeti düşünüldüğü kadar yüksek de değil."
Çözüme çıkarlar engel
Ancak göç sorununun yerinde çözümüne yönelik siyasal engellerin olduğuna dikkat çeken Esposito, bu görüşünü şöyle detaylandırdı: "Avrupa Birliği'ni doğrudan etkileyen kitlesel göç sorunu şimdiye kadar daha çok güvenlikçi, polisiye önlemlerle çözülmeye çalışıldı. Oysa göç sorunu önemli ölçüde siyasaldır. İçeride ve dışarıda göç sorunu uluslararası çıkarlar doğrultusunda kullanılıyor. Göçün çözümüne ilişkin siyasi yöntemler düşünülmüyor. Bu hususta alınan bir tek önlem, bir tek açıklama veya ortak belirlenen bir tek konsept yok. Açıktır ki, bunun arkasında siyasal nedenler gizlidir. Fakat bu alana dokunulmadan göç sorununu minimize etmek mümkün olmayacaktır."
Yeni dramlar kapıda uyarısı
Esposito, sonuç olarak hangi anlamda olursa olsun mülteciliğin ve serbest dolaşımın bir insani hak olduğuna vurgu yaptı. Esposito, "Sorun mültecilerin gelmesinde değil, sorun mülteciliğin nedenleri ve sonuçlarıdır. Eğer önümüzdeki 10 yıl içinde bunun için ciddi önlemler alınmazsa korkarım daha büyük dramlara tanıklık edeceğiz" dedi.
ALİ ONGAN/BERN