- Apocu teorik praxis, Marks ve Lenin'i yok saymıyor, onlara eleştirel yaklaşıyor, onların izinden yürüyor, yeni bir “yola” ulaşıyor ve çağımızı açıklamaya ve değiştirmeye yönelik bir teorik sistem yaratmaya çalışıyor
- Milyonlara malolmuş kendi görüşlerini geliştirme, değiştirme, dönüştürme cesaretini gösteren bir devrimci süreç önderinin, teorik pratiğiyle karşı karşıyayız.
VEYSİ SARISÖZEN
ESP’lilerin, Başkan Öcalan’ın teorik görüşleriyle ilgili eleştirileri var. Olabilir. Sonuçta “teori ağacı gri, hayat ağacı yeşildir.”
Bu arkadaşların itiraz ettiği teorik görüşlerin sahibi, görüşlerinin tartışmaya, eleştiriye açık olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Geçmişte TKP’de birlikte çalıştığım TKP Platformu kuran ve benim de desteklediğim yoldaşlar da Apocu paradigmaları eleştirel bir yaklaşımla değerlendiriyor ve hatta bu paradigmalardan kendi teorik yenilenme süreçlerinde yararlanıyorlar. Teorik sorunlarda farklılıkların, politik mücadelede birleşmeyi engellemeyeceğini de, TKP’nin 100 yılllık deneyi ışığında biliyorlar.
Aralarından bazılarını tanıdığım ESP’li arkadaşların da devrimci ideallere bağlılığından en küçük şüphem yok. Onlara teorik farklılıkları giderme yolunun “siper yoldaşlığı"na son vermekten değil, mücadele içinde yoldaşça tartışmadan geçtiğini, aramızdaki dostluğa dayanarak hatırlatmak istiyorum. Aşağıdaki satırlar, özellikle bugün içinden geçtiğimiz karmaşık süreçte tartışmanın önemini anlatmak amacıyla yazılmıştır.
Marksizm, geçen yüzyılın “serbest rekabetçi ve sömürgeci kapitalizm” şartlarında şekillendi. Leninizm, “tekelci kapitalizm ve emperyalizm” çağının teori ve pratiğiydi. Bugün yaşadığımız dünya, ne 19. yüzyıldaki dünyaya ne de 20. yüzyıldaki dünyaya benziyor. Bu çağın nasıl bir çağ olduğunu aydınlatan bir teorik sistemde henüz hiçbir parti ve hareket birleşmedi. Tartışma devam ediyor ama devrimci ve karşı devrimci süreçler de devam ediyor. Yürürken tartışma zamanıdır.
Hiç kuşkusuz gerek Marks’ın, gerekse Lenin’in teorileri, değişen dünya ile birlikte buharlaşmadı. Materyalist diyalektik yanlısı bizler, bugün bile Antik Çağ'ın materyalist filozoflarının görüşlerinden de yararlanıyoruz. Hegel çok eski ama diyalektik yöntem söz konusu olunca hiç birimiz “Hegel’den bize ne” demiyoruz. Öklid geometresi, bugünkü geometri ile bilimden silinmedi. Einstein fiziği, önceki fizik teorilerini bilim hazinesinden silip atmadı. Marksizm ve Leninizm de silinmez. Marks’ın ve Lenin’in teorilerini bir dogma gibi ele alır ve bugünün dünyasını açıklayacak ve değiştirecek hiçbir yeni teorik görüşe ihtiyaç yoktur dersek bizi eski “teoriler müzesi"nde bekçi yaparlar.
Apocu teorik praxis, Marks ve Lenin'i yok saymıyor, onlara eleştirel yaklaşıyor, onların izinden yürüyor, yeni bir “yola” ulaşıyor ve çağımızı açıklamaya ve değiştirmeye yönelik bir teorik sistem yaratmaya çalışıyor. Böyle ya da tamamen başka bir teorik sisteme bugün ihtiyaç var mı yok mu? Bu soruya samimiyetle yanıt vermeliyiz. Şu anda herkesin üzerinde birleştiği bir “ekonomi politik” ve “sosyoloji” yok. Henüz diyalektik materyalizmi yeni bilimsel keşifler temelinde geliştiren ve herkes tarafından kabul gören felsefi yeni yaklaşımlardan söz edilebilir mi? Gökyüzünde sayısız teoriler uçuşuyor. Biri kayboluyor, diğeri parlıyor.
Yıldız kaymasından korkuya kapılan ilkel insanlar gibi düne kadar “kutup yıldızı” sandığımız bir teorik görüşün uzayın derinliklerinde kaybolmasından korkuya kapılmak, kendine Marksist ya da Leninist, diyene yakışmaz. Bu alemde hareketten, yani değişimden başka hiçbir değişmez gerçeklik de teori de yok.
Marks öncesinde de durum buydu, Lenin öncesinde de. Bu iki deha ortaya çıkana kadar şimdi yaşanan belirsizliklere benzer belirsizlikler, tartışmalar, teorik önermeler gırla gidiyordu. Marks belirsizliğe son verdi ama geçici olarak. Lenin, Marks sonrası ortaya çıkan belirsizliğe son verdi ama geçici olarak. Çünkü onlar “din yaratmadılar.” Bilimsel teoriler yarattılar ve bilim durduğu yerde durmadığı için Marks ve Lenin’in teorileri de durduğu yerde durmadı. Duramaz. İyi de Apoculuğa veryansın ederken kendimize soralım: Durduğu yerde duramayacak olan Marksist ve Leninist ya da Stalinist ve Maoist teorileri aramızdan kim durduğu yerden ilerletti? Ortada böyle bir teorik yeniliğe içimizden imza atan var mı?
Siz isterseniz yeni doğacak diyalektik materyalist, bilimsel sosyoloji, yeni ekonomi politik ve yeni devrim teorilerine Marksizm-Leninizm de diyebilirsiniz, bir başka isim de bulabilirsiniz. Lenin’in sağlığında hiç kimse “Leninizm"den söz etmiyordu. Teorinin isimlendirilmesi “serbest”; “yasak” olan ise teorinin dondurulmasıdır.
Bütün bilimlerde diyalektik süreklilik vardır. Şematik olarak söylersek bu diyelektik süreklilik “inkar, inkarın inkarı ve sentez” yoluyla gerçekleşir. Lenin, bu sürekliliği kendi teorisini Marksizm olarak isimlendirerek ifade etti. Lenin sonrasında da hem sürekliliği hem de yeniliği ifade etmek için Marsizm-Leninizm ismi kullanıldı. Ardından bu isimlendirme giderek garipleşti: Marksizm-Leninizm-Stalinizm’den Marks-Engels-Lenin, Stalin ve Mao düşüncesine kadar isimlendirme uzamaya başladı. Böyle giderse bin yıl sonra teorinin tren vagonları gibi uzayıp giden ismini yazacağız derken, kitabımızda teorinin kendisine sıra gelmeyecek.
Her neyse… Beyinlerin özgürleşmeye ihtiyacı var. Başkan Öcalan’ın teorik çalışmaları, beyinlerin özgürleşmesi sürecini başlatmış bulunuyor. 12 Eylül darbesine karşı 15 Ağustos’ta başlayan, Türkiye ve Ortadoğu tarihinde eşine rastlanmayan devrimci sürecin lideri, kendi görüşlerini gözden geçiriyor ve yeni sonuçlara varıyor. Yani bu yeni görüşler, bir “kitap kurdu"nun masa başında icat ettiği fantastik görüşler değil. Milyonlara malolmuş kendi görüşlerini geliştirme, değiştirme, dönüştürme cesaretini gösteren bir devrimci süreç önderinin, teorik pratiğiyle karşı karşıyayız. Bu cesareti saygıyla karşılamak yerine, kendi teorik müktesebatımızın yoksulluğuna bakmadan “tarihte bugün” programlarından alıntılarla saldırıya geçmek devrimciye yakışmaz.
Üstelik bu yeni görüşler temelinde çizilen stratejik hedefe III. Dünya Savaşı'nda Kürdistan’ın milyonları yeni bir yoldan yürüyor. Bu yürüyüş şimdi kafaları karıştıran düşünce ortamını er geç sadeleştirecek, pratikte doğrulanan kalacak, doğrulanmayanlar elenecek.
Devrimci pratik, “teorilerin griliğini yeşerten” en keskin eleştiri sürecidir. Milyonların devrimci pratiğinden ayrılmak, “eleştirme” pratiğinden ayrılmaktır aynı zamanda.
Öcalan’ın teorik görüşleriyle “bin kilometrelik yolda” ilk adım atılmıştır. Senin ve benim kırık dökük eleştirilerimiz ve suçlamalarımız değil, Apocu teoriler hakkında işte bu yürüyüş “son sözü” söyleyecektir.
Yürüyüş kolundan ayrılmayalım.