• Kürt Özgürlük Hareketi, 50 yıl savaştı, şimdi de demokratik mücadeleyle yoluna devam etmek istiyor. 'Çerçeve yasa' buna ön ayak olacak bir infaz düzenlemesinden ibarettir.
  • Zorlu mücadele bundan sonra başlıyor. Kalben niyet edip mücadeleye başlamak gerekir. Asıl hedef, Kürtlerin taleplerinin kabul edilmesi ve anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır.

HÜSEYİN GEDİK

Türkiye Meclisi'nde 467 gibi büyük bir oy çoğunluğuyla kabul edilen 'çerçeve yasa' tasarısının yankıları devam ediyor. Bu oranı yakalamak önemlidir ve hatta yeni anayasa değişikliğine göz kırpan bir çoğunluğu yakalamış görünüyor. Bunun üzerinden siyaset okumaları yapan, gelecek tasavvurunda bulunan her kesin tarafını da belirlemiş oluyor.

'Çerçeve yasa' denilen hukuki belge nihayetinde kalıcı bir yasa maddesi değildir. Geçici bir infaz düzenlenmesi olmakla birlikte geleceğe dair yasal düzenlemelere başlangıç teşkil ettiği için kilit bir role sahiptir. Kürtlerin siyasi, sosyal, toplumsal, kültürel hakları için mücadele etmenin önünü açan kapının aralanmasıdır. Özcesi anlamlıdır, hayatidir ve barış konusunda mutabakatın sağlanmasıdır.   

Karşı duranların, 'hayır' oyu verenlerin kıyamet kopardığı yasanın çerçevesi: PKK’nin örgütsel varlığına son verecek, silahsızlanmayı kalıcı hale getirecek, kadrolarını (bir kısmını kapsamasa da) hukuk içine çekerek yasal sürece katacak, bir defalığına mahsus infaz düzenlenmesidir. Atılan bu adımı basitleştirmek, itibarsızlaştırmak siyasi körlüktür. Çizilen çerçeve elbette sorunların tümünü çözen bir çerçeve olmaktan uzaktır fakat bir ön kabuldür. Müslümanların namaza başlamadan önce niyet getirmesi ve namazın geçerli olması için gerekli olan bir şart gibidir.

Devlet ile 50 yıl amansız savaşmış Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu aşamaya gelmesi, aynı devlet ile masaya oturması, kolay bir mesele değildir. Zihniyet dönüşümüyle, paradigma değişimiyle, fesih kararıyla bu noktaya gelmesinin hakkı teslim edilmelidir. Devletin de bu noktaya gelmesi kendiliğinden olmadı. Bu süreçleri doğru okumayanların, anlam vermeyenlerin doğru sonuç çıkarmaları da haliyle zor olacaktır. Eleştiriler anlaşılırdır ama büyük bedellere mal olmuş bir direniş hareketine saldırarak, hakaret yağdırmak seviyesizliktir ve cevap hakkını doğurur.   

'Çerçeve yasa', Kürt sorununun çözümüne ve toplumsal barışa 'evet' diyenleri ile çözümsüzlüğe ve savaşa devam diyenleri de bir çerçevede buluşturdu. İyi parti, Zafer Partisi ve başından beri çözüm sürecine karşı duran kesimlerin bir çizgide hizalanmasına yol açtı. PKK’nin çözümüne saldıranların, ‘teslimiyet, ihanet’ değerlendirmeleri yapanların, bir anlamda maskelerini de düşürdü.

Önceden Kürt sorununa yakın durmuş kimi çevre ya da bireylerin sürece karşı durmaları ve hatta saldırmaları, eleştiri sınırlarının ötesine taşmış olmaları, 'çerçeve yasa'ya 'hayır' diyen siyasi çizgiyle aynı çerçeveye girmeleri garipsenecek bir durumdur.

Türkiye bir anlamda gariplikler ülkesidir. Yaşanması zor ve risklerin fazla olduğu bir ülkedir. Dolayısıyla da siyaset lümpenleşti ve ilkesiz hale geldi. İyi Parti'de siyaset yapan vekil Ömer Karakaş’ın, 'çerçeve yasa'ya en sert şekilde karşı çıkan, kürsüyü yumruklayan zevatın hiçbir şey olmamış gibi AKP’ye geçmesi gibi örnek gariplikler artık sıradanlaştı.

YENİ Parti olarak ortaya çıkanların bir kısmının 'evet', bir kısmının 'hayır' demesi de siyasi bir garipliktir. Köylü kurnazlığına dayanan siyasi çizginin kasaba politikacıları, barış gibi hayati bir konuya hesapçı yaklaşarak kötü bir başlangıç yaptı.

'Çerçeve yasa', Türkiye’de yaşanan muhalefet krizini, kirlenmiş siyaseti aşmanın imkanlarını aralayan bir dönüm noktasıdır. Çeyrek asırdır AKP’yi iktidarda tutanlar, kendilerine bakıp iç muhasebe yapmaları gerekirken ortaya çıkan bu çözüm fırsatını da heba etmenin, Türkiye halklarına kaybettirmenin öncülüğünü yapıyor. AKP-MHP ittifakının, bu yasayı uygulamaya geçirmesinin siyasi hesapları olsa da Türkiye için gerekli bir başlangıçtır.

AKP-MHP ile çözümün aralanmasını hazmedemeyenler, saplandıkları çıkmazdan Kürt Hareketi'ne saldırmakla siyaset yaptıklarını sanıyorlarsa aldanıyor. Çözüm ve barış için sanki başka alternatifler varmış gibi ahkam kesiyorlar. Varsa bir perspektifi olan beriye gelsin, demekten kendimizi alamıyoruz. Mevcut iktidar ile çözüme varmak, onların yanlışlarına ortak olmak ve onaylamak değildir.

Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ gibi su katılmamış düşmanlıkla Kürt Hareketi'ne saldıranların, varmak istediği yer faşizmdir. Siyaset sahnesinde esamesi olmayan marjinal fanatik nasyonalizmin son kalıntılarıdır. Bunlar anlaşılırdır. Sözüm ona Kürt yandaşı olduklarını söyleyerek saldıranların amaç ve hedefleri de yoktur. Feveran etmenin dışında hiçbir çözüm perspektifine de sahip değildirler.

AKP-MHP ittifakı ile çözüme gidilmesinden gocunanların, Özgürlük Hareketi'ne laf çakmasının, eleştiri adına saldırmasının, uzaktan akıl vermesinin bir anlamı yoktur. Nemrut tarafından ateşe atılan Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi, ateşi söndürmek için ağzında su taşıyan karınca kadar bir katkıları varsa amenna, buyursunlar. Yangın yerine dönmüş Ortadoğu’da Kürtler de ateşe atılmıştır. Ateşi söndürmeye katkıları olmayanların, en azında olgunluklarını korumaları, kendilerini basitleştirecek dil ve üsluptan kaçınmaları gerekir.

Kürt Özgürlük Hareketi, 50 yıldır savaşmış, şimdi de demokratik mücadeleyle yoluna devam etmek istiyor. 'Çerçeve yasa' buna ön ayak olacak bir infaz düzenlemesinden ibarettir. Zorlu mücadele bundan sonra başlıyor. ‘Ameller niyetledir’ denilir. Kalben niyet edip mücadeleye başlamak gerekir. Asıl hedef, Kürtlerin taleplerinin kabul edilmesi ve anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır.