• Türk devleti, dil ve yerel demokrasi konusunda tutumunu değiştirmeden Türkiye‘de Kürt sorununun çözümü konusunda yol alınamaz. 
  • Herkesin cumhuriyeti olacaksa ilk önce Anayasa’da var olan etnik vurgular ortadan kaldırılmalı ve kendini eşit yurttaşlık temelinde yeniden tanımlamalıdır.

CAFER TAR

Türkiye Cumhuriyeti‘nin kurucularının daha en başından itibaren modernleşmeden anladığı şey, ulus devlet inşa etmekti. İçinde yaşadıkları ve büyüdükleri Osmanlı devleti, neredeyse 100 yıldır bir türlü çözemediği ulusal uyanış ve yeniden varoluş sorunlarıyla meşguldü ve bir türlü bu sorunu çözecek bir yaklaşım geliştiremiyordu. Aynı çok kültürlülük ve bu söz konusu çok kültürlülüğe denk bir devlet yapılanması yaratamama hali, Türkiye Cumhuriyeti dönemi boyunca da devam etti.

Türkiye Cumhuriyeti‘nin 1923'teki kuruluşundan günümüze kadar devlet, tekçi bir ulus devlet inşa etmek için bütün olanaklarıyla elinden geleni yaptı. Bütün bu çabalar, başta Kürtler olmak üzere diğer bütün farklı uluslar; onların dili ve kültürü üzerinde derin etkiler yarattı.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda var olan çok kültürlüğü, kendisi için bir iç tehdit olarak gördü. Bunu homojen bir Türk kimliğiyle ikame etmek için ulus inşa sürecine yoğunlaştı. Bu politika, Kürt dili ve kültürü üzerinde derin ve yıkıcı bir etki bıraktı. Bugün Ortadoğu‘nun en kadim dillerinden biri olan Kürtçe, kamusal alanda yoktur. Bir halkın dili, önce uzun yıllar boyunca yasa dışı ilan edildi, sonrasında da pratik olarak kullanılamaz hale getirildi.

Varlığın inkarı imkansızlaştı

Birçok insan, “Çerçeve yasa' neyin başlangıcı olacak?” diye soruyor. Her şeyden önce yeni başlayan bu süreç, Kürt halkının dilinin ve kültürünün yeniden inşasının başlangıcı olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluşundan günümüze tam 103 yıl geçti ve bütün bu zaman boyunca Kürtçenin ve Kürt kültürünün yok olması için elinden gelen her şeyi yaptı. Bugün gelinen noktada tersine çevrilen şey budur. “Varlık sorunu çözüldü”den kastedilen şey budur. Her şeyin tersine çevrildiği yer, aslında tam da burasıdır. Bundan sonra her şey olabilir fakat artık bu topraklarda Kürtlerin varlığı inkar edilemez. Devlet sadece önceki isyan edenleri bastırmadı, ardından inkar sürecini daha katmerli hale getirdi. Son 50 yıla damgasını vuran süreç sonrası gelinen nokta ise daha öncekilerin tam tersidir. Devlet, artık inkar noktasında değildir; tam aksine Kürtlük artık bütün dünya için vardır ve varlığının güçlü bir karşılığı bulunuyor.

Kürtçeye yapılan kötülükler

Kürt varlığının içi, bundan sonra demokratik bir muhteva ile kültürel ve ulusal olarak her geçen gün daha fazla doldurulacaktır. Bu aşamada ilk adım, dilin yeniden aktifleştirilmesi ve kullanılması olmalıdır. Kürtçeye yapılan kötülükleri hatırlatalım:

* Türkiye Cumhuriyeti, “Vatandaş Türkçe Konuş; Çok Konuş!” dönemi yaşadı.

* Kürtlerin ailelerinin neredeyse tamamında aile üyelerinden biri 'yatılı bölge okulu'nda dilsel ve kültürel olarak yoğun bir asimilasyon sürecine alınıp evine gönderildi. Türkçe de güzel bir dil; Kürtlerin, Türkçe ile bir sorunu olmaz, niye olsun ki? Burada sorun, Türkçe öğrenmek değil, Kürtçenin unutturulmasıdır ve maalesef bu acımasız siyaset yıllarca devam ettirildi. Burada sadece bir dil değil, bütün bir halk inkar edildi.

* Bir kimliğin korunması ve aktarılmasının en temel aracı dildir ve maalesef Türkiye‘de Kürtçe için bu söz konusu değildir. Bu hem Anayasa hem de yasalarla imkansız hale getirildi. Anayasa‘nın 42. Maddesi’nin son fıkrası “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyerek Kürtçeyi adeta yok olmaya mahkum etmiştir.

* Yine mevcut mevzuat, belediyelerin kamusal hizmetlerini Türkçe dışında başka bir dilde yürütmesini yasaklıyor. Bunun aksi davranan bütün belediyeler sonrasında idari soruşturmalara maruz kalıyor; belediye yöneticileri ise cezai kovuşturmaların muhatabı olup cezaevine atılıyor. Günümüzde birçok belediye başkanı sadece en temel insan hakkı olan çok dilli belediyecilik yaptıkları için cezaevinde tutuluyor.

* Günümüzde bir çok köy ve şehrin eski Kürtçe isimlerinin kullanımı da benzer yasal engellere takılıyor.

Yerel yönetimleri daraltma

Türkiye Cumhuriyeti, 1988'de imzaladığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı‘nın en kritik maddelerine çekince koyarak, Kürt sorununun yerel demokrasi yoluyla çözümünü de engelleme yoluna gitti. Türk devletinin bu tutumu Kürt sorununu çözmeme ve inkar etme siyasetinde ısrar ettiğinin en açık kanıtı niteliğindedir.

Dolayısıyla Türk devleti, dil ve yerel demokrasi konusunda tutumunu değiştirmeden Türkiye‘de Kürt sorununun çözümü konusunda yol alınamaz. 

Sorun, aslında herkesindir

Türkiye‘de Kürt sorunu doğası gereği Türkiye‘nin demokratikleşme sürecinin tam kalbinde duruyor. Bundan dolayı Türkiye, ya demokratikleşerek Kürt sorununu çözecek ya da her geçen gün daha fazla despotik bir karakter kazanacaktır. Kürt sorunu uzunca bir süredir sadece Kürtlerin sorunu değil, bu topraklarda yaşayan herkesin sorunudur. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, demokratikleşip herkesin cumhuriyeti olacaksa ilk önce şunları yapabilmelidir;

* Anayasa’da var olan etnik vurgular ortadan kaldırılmalı ve kendini eşit yurttaşlık temelinde yeniden tanımlamalıdır.

* Yerel yönetimlerin yetkileri uluslararası standartlara ulaştırılmalıdır.

* İfade özgürlüğünü yok eden “Terörle Mücadele Kanunu” iptal edilmelidir.

* Kürtçenin kullanımını yasaklayan bütün antidemokratik yasalar/maddeler iptal edilmelidir.

Bunların yapılması, sadece Kürtlerin varlığına yasal bir karşılık yaratmaz, devleti demokratik bir dönüşüme uğratarak Türkiye‘de demokrasi ve özgürlükleri herkes için güvenceye alır.