
Mevcut haliyle Avrupa'yı büyük bir kaygı sarmış durumda.
Şu anda Avusturya hükümetini oluşturan partilerin, gelecek parlamento seçimlerine yönelik büyük endişeleri var.
İktidarlar, gücünü kaybetmekten korktuğundan dolayı Türkiye'deki insan hakları maalesef gözardı ediyor, olanlara sessiz kalıyor.
Bu suskunluk, elbette çok uzun sürmeyecektir, ama o zamana kadar korkarım çok bedel ödenecek.
Diğer taraftan Avrupa'nın entelektüel kesimi ve birçok demokrat siyasetçi, Erdoğan'la süren bu yüzeysel müzakereye tepkili. Avusturya Parlamentosu geçen hafta Türk Parlamentosu'ndaki dokunmazlıkların kaldırılmaması için oy birliği ile parlamento kararı çıkarttı.
Bu kararname, Parlamento'dan çıkmadan önce hem Dışişleri Komisyonu'nda ve hem de insan hakları komisyonunda oylamaya sunulmuştu. Orada birçok partinin milletvekilleri, Dışişleri Bakanı'nın daha aktif olmasını ve bir an evvel Türkiye'deki insan hakları ihlalerinin durdurulmasını için harekete geçmesini talep etmişti.
Avusturya Ulusal Parlamentosu'nda 6 parti var, 5 parti bu kararnameyi imzalamıştır. Bir tek FPÖ (Avusturya Özgürlük Partisi), yani sağcı parti, kararnamenin başvurusunu imzalamadı ama oylamada oy kullandı. Böylelikle bu kararname, bütün partilerin onayı ile Parlamento'dan geçti.
Biz de oturumlarda dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı olduğumuzu söyledik, barış sürecine geri dönülmesi gerektiğini ifade ettik. Türkiye'nin insan hakları ihlallerine dair aynı gün Parlamento'da defalarca Erdoğan ve AKP hükümeti eleştirildi. Türkiye’nin giderek otoriter bir ülkeye dönüştüğünü, basın özgürlüğünün yok edilmesi, barış akademisyenlerin susturululması, gazetelerin kapatılması, şehirlerin kuşatılması, şimdi de istenilmeyen siyasilerin kriminalize edilmesini tüm siyasiler kürsüde dile getirdi.
Bu kararnameden sonra 25 Mayıs'ta hükümet partilerinin başkanları Reihnhold Lopatka (Avusturya Halk Partisi), Andreas Schieder (Sosyal Demokratlar) ve Yeşiller Partili Milletvekili Peter Pilz ile bir basın toplantısı düzenledik.
Bu basın toplantısında Türkiye'de gidişatın hiç de iyi olmadığını kamuyonuna deklare ettik. Bazı tedbirler için taleplerimiz oldu.
Türkiye'ye silah ambargosu uygulanmalı
Taleplerimizden biri de Türkiye'ye silah ambargosu uygulanması ve Kürt halkına yönelik bu şiddetin durdurulmasıydı. HDP'li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması durumunda, Türkiye'ye vize muafiyetinin getirilmeme ve müzakerelerin durdurulmasını istedik.
Avusturya Parlamentosu'nda DAİŞ'in Şengal'e saldırısından bu yana Kürt sorununun bu kadar çok gündemde olduğunu zamanı hatırlamıyorum. Belli ki, kaygılar bir hayli yoğun. Bir an evvel bir şeylerin değişmesi isteniliyor.
Evet, Kürt meselesi artık sadece etnik bir mesele değil, hepsinden ötesi bir demokrasi sorunu. Siyasal alanı kapatırsanız, barış sürecini kiminle yürüteceksiniz? Kiminle masaya oturacaksınız? Siyasal alanın kapatılması "Ben barış sürecini istemiyorum. Sorunu da siyasal yöntemle çözmek istemiyorum" demek. Barış masasında muhatabını 'terörist' diye yansıtmak "Ben barış istemiyorum" ile eş anlamlıdır.
Bu durum da elbette Avrupa ülkelerini ilgilenmektedir. Sadece insan haklarının evrenselliği açısından değil aynı zamanda barış sürecinin bitmesi yeni mülteciler demek.
Her şeyden önce Türkiye Avrupa Birliği'ne aday olan bir ülke, iç savaşın çıkması, Kürtlerin Türkiye de can güvenliğinin olmaması demektir.
Bu durumda Avrupa Birliği, barış sürecinin üçüncü gözlemcisi olması gerekiyor. Erdoğan'ın müzakere masasındaki tüm muhataplarını 'terörist' diye damgalaması, O'nun barış sürecini tek başına sürdüremediğinin göstergesidir. Yine totaliter rejimin inşaa edildiği 'Yeni Türkiye’de, Kürt fobisi kanser gibi korkunç bir şekilde yayılmaktadır.
Avrupa Birliği bu semptomları bilmeli, derhal bu Kürt fobisine müdahale etmelidir. Etmez ise Türkiye Suriye’ye dönecek ve ateş Avrupa'ya da sıçrayacak.
BERÎVAN ASLAN / Avusturya Parlamentosu Yeşiller Partisi Milletvekili.