AB Komisyonu, Türkiye’ye ilişkin 2011 “İlerleme Raporu“nu bugünlerde açıklayacak. Müzakereler sürecinin durumu ve Türkiye’deki gelişmeler üzerine görüşler ve değerlendir meler yer alacak. Her yıl tekrarlanan bir prosedür bu.
Türkiye’nin AB’ye uyum süreci, 2006 yılından bu yana, durma noktasına gelmiş bulunuyor. Tam üyelik, iki tarafın gündeminden giderek uzaklaşan bir “hedef“ olmuş durumda. Oysa, 2004 yılından sonra, müzakerelerin başlatılmasıyla farklı bir beklenti ve umut doğmuştu. AB’nde başarısız sonuçlanan anayasa projesi ve iç siyasi gelişmeler, bu süreci olumsuz etkiledi. Fakat, en büyük sorun Türkiye’nin uyum politikalarındaki değişimden kaynaklanıyor.
AKP Hükümeti, iç ve dış siyasetinde “önceliklerini“ AB’ye üyelik olmaktan çıkarıp, bölgeye ve komşu ülkelere yönelik tespit etti ve uygulamaya başladı. Türkiye’nin tam üyelik hakkını kazanması konusunda kuşkular, AB’ye yaklaşımı etkiler düzeyde arttı. Müzakere başlıklarının çoğu sonuçlandırılmadan gündemden çıkarıldı. Böyle olunca da, ikili ilişkiler fazla ilerletilemedi ve üyelik konusu sadece sözleşmelerde kaldı. Komisyon’un “İlerleme Raporu“ artık bir formaliteye ve rutin çalışmaya dönüştür.
Raporların “klassik“ konularını, Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler, reformlar ve AB’ye uyum açısından sorun oluşturan konular teşkil ediyor. Kıbrıs sorunu, başlıca konu olarak sürekli işlenmektedir. Kürt sorunu, azınlıkların durumu ve demokratikleşme konularında da bilinen tekrarlar raporda yer alıyor. Komisyon’un yeni ve ileriye yönelik önerileri ise, sadece kağıt üstünde kalmaktadır. Türkiye’de bu raporun tümüyle okunduğu konusu bile, tartışma götürür. Medyadaki haber ve tartışmalara bakıldığında bunu görmek mümkün.
Bu yılki rapor, hem AB’nin hem Türkiye’nin ciddi sorunlarla uğraştığı bir döneme dek geliyor. Bu nedenle, Komisyon Raporu, geçmişe oranla daha da gündem dışı kalacağa benzer. Diğer yandan, raporun Türkçe yayımlanmaması bunun içeriğine ilişkin bilgilenme ve tartışma durumunu da ortadan kaldırıyor. Sonuçta, AB’nin Kürt sorunu ve yeni anayasa alanlarında neyi önerdiği bile kamuoyunda bilinmiyor.
Kürt sorununu ilgilendiren önemli bir rapor konusu, yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesine ilişkindir. Yeni anayasa üzerine yürütülen tartışmalarda, AB’nin bu yöndeki istemleri ve önerileri dikkate alınması gereken içerikte. Aynı şekilde, anadil eğitimi ve kültürel haklar AB muktesebatına uyum için zorunlu olan adımlar olarak görülmektedir. Türkiye’nin bu yönde adımlar atması gerektiği biliniyor. Raporun bu konulara ilişkin bölümlerini okumakta ve işlemekte yarar var.
AB-Türkiye ilişkileri ve tam üyelik konuları ile Kürt sorununun çözümü arasında iki yönlü bir bağlantı kurmak mümkün. Çoğu kez, bu gerçek göz ardı ediliyor.
Birincisi; Türkiye’nin uyum süreci, çözüm önündeki birçok engeli ortadan kaldırabilir. Dil ve kültür hakları, siyasi özgürlükler buna örnek sayılabilir. Ne var ki, Türkiye AB normlarının gereklerini bu alanlarda bile yerine getirmiyor. Komisyon raporlarında bu konuya özellikle vurgu yapılmakta, Türkiye’den “uyum“ beklenmektedir.
İkinci bağlantı ise, Kürt sorunu ve buna bağlı olarak korunan resmi ideolojinin müzakere sürecini olumsuz etkilemesine ilişkindir. Savaş ortamı ve iç siyasi istikrarsızlık, Türkiye’nin AB’ye uyumu önünde engeller oluşturuyor. Bu durum değişmeden, ikili ilişkilerin ilerletilmesi ve tam üyelik koşullarının yaratılması olanaksız görünüyor. Ekonomik gelişmeler ve dış siyaset konuları ise, diğer önemli müzakere alanlarını oluşturuyor.