2019 yılı baştan sona bir gerginlik, çatışma ve savaş yılı oldu ve aynı özellikleri olduğu gibi yeni yıla aktarıyor. İnsanlık 2020 yılına bol bol özgürlük ve barış söylemi altında, ama ağır bir çatışma ve savaş içinde giriyor. Üçüncü Dünya Savaşı denen otuz yıllık süreç derinleşerek ve yayılarak devam ediyor. Ortadoğu halkları ve insanlık gittikçe daha ağır bir savaşın yükünü çeker hale geliyor. Kuşkusuz böyle bir sürecin en etkili parçası ABD ile İran Devleti arasındaki gerginlik ve çatışma oluyor.
Bilindiği gibi, 2019 yılına da ABD-İran gerginliği ve çatışması altında girilmişti. ABD Yönetiminin Kasım 2018 başında aldığı ‘İran’a yönelik yaptırımları ağırlaştırma’ kararı temelinde 2019 yılı baştan sona ABD-İran gerginliği ve çatışması altında geçti. Söz konusu bu gerginlik ve çatışma esas olarak Yemen-Suudi, Lübnan, Suriye ve Irak hattında yoğunlaştığı gibi, aslında bütün dünya genelinde de hissedildi. 2020 yılına girerken de aynı durum devam ediyor ve söz konusu alanlarda gerginlik ve çatışma durumu daha da derinleşiyor.
Yemen savaşı bu konuda yıllardır süren temel bir çatışma alanı olma özelliğini sürdürüyor. İsrail-Filistin çekişmesinden sonra ABD-İran arasında kullanılan en uzun süreli çatışmalardan biri oluyor. Bir tarafta ABD-Suudi ittifakı, diğer tarafta ise İran ve yandaşları bulunuyor. Katar ve Türkiye gibi güçlerin bu alanda İran’ın yanında yer alması da adeta tarihin bir ironisi olarak yaşanıyor.
Yemen savaşına 2019 yılı Ekim ayından itibaren ise Irak, Suriye ve Lübnan’daki siyasi ve toplumsal olaylar eklenmiş bulunuyor. Hatta İran içindeki gerginlik ve toplumsal hareketlilik bile söz konusu bu sürecin bir parçası olarak gerçekleşiyor. Kuşkusuz Ortadoğu’da ve dünyanın dört bir yanında olduğu gibi, Lübnan ve Irak’taki kitle hareketliliğinin de yaşanan ağır baskı ve sömürüye isyan etme, özgürlük ve demokrasi isteme gibi bir yanı var. Yine Kuzey-Doğu Suriye’deki direniş tamamen bu alandaki halkların özgürlük ve demokrasi istemlerine dayalı gelişiyor. Ancak acaba sadece bu mu? Söz konusu olayların başka ikincil bir yanı daha yok mu? Kuşkusuz böyle bir yan var ve bu durum söz konusu hareketlerin isteği dışında mevcut siyasi durumun ve çatışmanın objektif bir sonucu olarak yaşanıyor. Yani ya bu olaylar söz konusu ABD-İran çatışmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor ya da söz konusu bu çatışma tarafından kullanılmaya çalışılıyor.
Örneğin Lübnan’da yaşanan son olaylara bakalım. Kuşkusuz söz konusu bu olaylar bazı en üst düzey yöneticilerin istifalarından caddeleri tıkayan kitle eylemlerine kadar yoğun bir etkinlik içerisinde gerçekleşmiştir. Öyle ki, caddeleri dolduran yüz binlerce insanı görünce, doğal olarak Lübnan halkının ne kadar bilinçli ve örgütlü olduğu insanın aklına gelmiştir. Ancak güvenilir bazı kaynakların verdiği bilgiye göre, hepsi de Hizbullah’ı yönetimden uzaklaştırma amaçlı bir ABD planı çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu yöntemlerle tüm yöneticilerin istifası sağlanarak, ardından Hizbullah’sız bir yönetimin kurulması hedefleniyor. Tabi mevcut duruma bakınca söz konusu planın başarılı olmadığı, tersine Hizbullah direnişinin söz konusu bu planı boşa çıkardığı görülüyor.
Aslında Irak’ta yaşanan olayların da bundan pek farklı olmadığı anlaşılıyor. Son olarak Kürt Cumhurbaşkanı Behrem Salih’in istifa tehdidinde bulunmuş olması Irak’ta yaşanan olayların perde arkasını biraz daha iyi aydınlatıyor. Çünkü Cumhurbaşkanı Behrem Salih, kendisine İran yanlısı bir siyasetçinin başbakan olarak görevlendirilmesinin dayatılması nedeniyle istifa edeceğini açıkça ifade etmiş bulunuyor. Demek ki İran Devleti, Irak’ta kimin başbakan olacağına ve hükümetin nasıl kurulacağına açıkça karışıyor. Tabi bunun karşıtı olarak Behrem Salih’in söz konusu kişiye başbakan olma görevini vermemesinin de benzer bir siyasi anlamı bulunuyor. Çok açık ki bunu da ABD Yönetimi istiyor ve Behrem Salih her ne kadar sokağa çıkmış olan kitlelerin muhalefetini neden olarak gösterse de esas neden olarak mevcut ABD politikalarını dikkate alıyor.
Ne acı ki, Rojava’ya yönelik TC Devletinin 9 Ekim günü başlattığı işgal saldırıları da bir yönüyle benzer biçimde gerçekleşen bir olay olma özelliği taşıyor. Her ne kadar söz konusu soykırımcı işgal saldırısının AKP-MHP faşizminin dayatmaları sonucunda gerçekleştiği söylense de, yine esas itibariyle Rusya’nın planları temelinde geliştiği belirtilse de, aslında gerçeğin böyle olmadığı, işgal saldırısının esas olarak ABD planları temelinde geliştiği şimdi çok daha iyi anlaşılıyor. Zaten söz konusu saldırı sürecini de ABD Yönetiminin sözde “Güvenli bölge” çabaları ve ardından gerçekleşen “Suriye’den askerlerini çekme” girişimi başlatmıştı. Yani bu da aslında bir ABD planıydı ve kuşkusuz İran’a karşı mücadele ile bir bağı vardı.
Peki neydi bu bağlantılar? Çok açık ki, AKP-MHP faşizmine Rojava’ya saldırma imkânı verilmesinin arkasında TC Devletinin İran’a yönelik ABD tarafından kullanılmak istenmesi yatıyordu. Çünkü bölgede zayıf olan ABD, İran’a yönelik mücadelede baştan beri TC’nin gücünü kullanmaya ihtiyaç duyuyordu. Örneğin 2006-2007 kışında hazırladığı bir stratejik planda, İran-Suriye ittifakına karşı Türkiye-Irak ittifakını yaratmayı öngörüyordu. Peki sadece bu mu? Kuşkusuz değil. Bununla birlikte, Türkiye-Irak ittifakına bir de Kürtleri eklemek istiyordu. Böyle bir ittifakın önünde PKK’nin engel oluşturduğunu düşündüğü için, 2008 yılı Şubat’ında PKK’ye karşı “Zap Saldırısı”nın geliştirilmesine destek ve güç vermişti. Tabi askeri gelişmeler ABD Yönetiminin öngördüğü gibi gerçekleşmedi.
Şimdi 9 Ekim Rojava’yı işgal saldırısının arkasında da böyle bir amacın yattığı iyice açığa çıkmış bulunuyor. Söz konusu saldırı ile ABD’nin, Kürtleri Rojava’dan göçerterek Güney’deki Arap bölgelerine yerleştirmeyi ve böylece Irak-Suriye ilişkisini pratik olarak koparıp “Şii Hilalini yarmayı” planladığı anlaşılıyor. Yani Suriye Kürtlerini de İran’a karşı mücadelede kullanmak istediği açığa çıkıyor. Nitekim çatışma sürecinde ABD Yönetiminin Kürtlerin göçmesinden yana tutum takınmasının ve ABD Başkanı Trump’ın “Artık Kürtlerin petrol bölgelerine yerleşmesinin zamanı geldi” demesinin anlamı bu oluyor. Yoksa ABD’nin “Kürtleri düşünen ve seven tutumunun” buna yol açmadığı netçe anlaşılıyor.
Söz konusu ABD planının pratikte başarılı olup olmadığı ayrı bir konudur. Kürt cephesinde yaşanan gelişmeler, söz konusu bu planın başarılı olmadığını açıkça göstermektedir. Ancak burada önemli olan mevcut ABD-İran çatışmasının iyi görülmesi ve bunun başta Kürtler olmak üzere bölge halklarına yansımasının doğru anlaşılmasıdır.
ABD-İran gerginliğinin ve çatışmasının gittikçe derinleştiği ve 2020 yılında bu durumun çok daha boyutlanacağı açık bir biçimde görülmektedir. Böyle bir çatışmada her iki tarafın da başta Kürtler olmak üzere halkları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışacağı açıktır. Nitekim Lübnan ve Irak’taki kitle hareketlerinde söz konusu amacın çok ciddi bir etkisi vardır. Yine her iki taraf da Kürtleri kendi yanına çekebilmek için 2019 yılı boyunca yoğun bir çaba içerisinde olmuştur. Bu doğrultuda Rojhilat Kürtleri ile çok çeşitli görüşme ve toplantılar yapılmıştır. Yine sonunda sağ salim gerçekleştiği anlaşılan YNK Kongresi üzerinde her iki tarafın da ciddi bir çekişmesi yaşanmıştır.
Belli ki 2020 yılında söz konusu politikalar ve bu temelde yaşanan mücadele derinleşerek devam edecektir. ABD-İran çelişkisi ve çatışması bölgedeki herkesi ve her şeyi kendine göre ayarlamaya çalışacaktır. Bu nedenle, bölgede siyaset yapan herkes ve halk güçleri bu gerçeği çok iyi bilmek ve anlamak durumundadır. Özellikle de Kürtlerin bu duruma fazlasıyla dikkat etmesi gereklidir. Çünkü Kürtler hem stratejik konuma sahiptir ve hem de parçalıdır. Dolayısıyla taraflar Kürtler üzerindeki baskıyı ve oyunu daha çok artırmaktadır. Böylesi ikili politik çekişme durumlarında Kürtlerin geliştirdiği “Üçüncü siyasi çizgi olma” yaklaşımları doğrudur ve pratikte de başarılara yol açmıştır. ABD-İran çatışmasında da izlenmesi gereken doğru yol budur ve açık ki Kürtler bu yolda yürümeyi bilecek ve başaracaktır.
Bu temelde herkesin yeni yılını kutluyor, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten herkese üstün başarılar diliyoruz!
Not: Bu yazı ABD’nin Bağdat elçiliğine baskını öncesi yazılmıştır.