
Wikileaks geçen hafta 1979 tarihli Türkiye ABD temsilciliklerinin Kürt meselesi ile alakalı bazı kriptolu yazışmaları yayınladı.
Bu raporlara göre o tarihte Türkiye, üç şart gerçekleşmese Kürt meselesinde kontrolü kaybetmeyeceği yazılıyordu.
Bu şartlar şunlardı:
- İran veya Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması,
- Türk hükümetinin meşruiyetini sorgulanmasına neden olacak parlementer bir kaos,
- Kürtler içerisinde disiplinli, radikal ve birleşmiş bir Kürt cephesinin kurulması.
1979’da yazılan bu raporlardan bugüne kadar TC devletinin Kürt meselesine bakışı zamana yayılmış bir asimilasyon ve sistematik soykırım ile tektipleştirme, Türk-i İslamlaştırma ve Etno-arındırma politikaları ile Kürtlüğü eritme ve yok etme üzerinedir.
Kürtlüğe yaklaşımı bu şoven diskur üzerine kurulu olan Türk devletinin Kürtlere verebileceği bir gelecek yok. Son iki yıldır özellikle Rojava ve Kuzey Kürdistan’daki gelişmeler üzerine bu emellerini gizleme gereği bile duymadan tarifsiz bir düşmanlıkla adı konulmamış bir savaş ile Kürtlüğe saldırıyor.
Yukarıdaki raporlarda yazılan her üç şartı kendi elleriyle gerçekleştiren Türk devleti Kürt meselesinde insiyatifi kaçırdığını görüp son çırpınışlarla kendi lehine durumu düzeltme çabasında. Bundan sonraki rotaya Kürt özgürlük hareketi kurmay aklı karar verecektir. Kuşkusuz TC ile beraber yola devam edilemeyeceği açık. Üstelik Dolmabahçe mutabakatı, HDP projesi ve paradigmasına rağmen.
Fazla uzaklaşmadan yazının başlığına dönelim.
Wikileaks'ın sızdırdığı Kürt meselesi ile ilgili raporların yazıldığı tarih 1979 İran'ın hararetli devrim yılları ve İran İslam devriminin sembolü meşhur elçilik baskının yaşandığı zamanlar. ABD yanlısı Şah rejimi devrildikten sonra 4 Kasım 79’da bir grup üniversite öğrencisi Tahran ABD elçiliği binasını işgal eder. İçerideki 52 elçilik çalışanı esir alınıp 444 gün boyunca elçilik işgal edilir.
Bir keresinde kurtarma operasyonu yapan ABD 8 askerini kaybeder. ABD’nin bütün diplomatik ve askeri çabaları yetersiz kalıyor. Velhasıl 37 yıldan bu yana bu mesele ABD - İran ilişkilerinin temel problematiği oluyor.
Şah döneminin Tahran ABD elçiliği bölgenin yazışma merkeziydi. Bölge ülkelerinin bütün elçilik raporları ilk buraya gelir, burada çözülür ve ABD’ye gönderilirdi. Bunu bilen eylemciler baskın esnasında tüm çalışanların kağıt kesme makinelerinde bu belgeleri imha ederken görürler. Buna rağmen imha edilen bu belgeler bir araya getirilerek çözümü yapılarak kitaplaştırılır, 8 farklı dile çevrilir. ABD’nin Ortadoğu üzerinde bütün kirli hesapları deşifre edilmiş olur.
İşte bizim konumuz bundan sonra başlıyor.
Kitaplaştırılan bu belgelerde Kürtler ve Apocular ile ilgili ilginç saptamalar var. Bu tarih Türkiye sosyalist hareketinin en güçlü olduğu yıllardı. 77 bir Mayıs'ı gerçekleşmiş, ülkenin kaotik siyasi ortamında devrime en çok inanılan yıllardır. 78 tarihli Türkiye ABD elçiliği Tahran üzerinden ABD’ye gönderdiği kriptolu raporda şu ifadeler yer alıyordu: “Müttefikimiz (NATO) olan Türkiye'yi bugün itibariyle siyasi istikrarını sarsacak herhangi bir tehlike bulunmamaktadır. Hiçbir Türk-Sol örgüte bunu yapacak bir potansiyel yoktur. Kürtler içerisinde herhangi bir hareketin de bunu yapabilecek bir gücü yoktur. Fakat Apocular olarak anılan bir grup var. Enteresan bir şekilde büyüyorlar. Korkarım ki bu hızla büyüyen Sol-Kürt örgütü bir NATO müttefiği olan Türkiye’yi zorlayabilir.”
Evet bir elçilik görevlisi (1978 tarihinde daha PKK’nin kurulmasına bir sene var) Apocular ile ilgili bu saptamayı yapıyor.
Ve devamında şunları söylüyor:
“Bu grubun daha fazla büyütüp Türkiye için bir tehdit olmaması için yapılması gerekenler:
- Bu grubun karşısına diğer silahlı sol gruplar çıkarılıp çatıştırılmalı
- Liderleri hakkında kara propaganda yapılıp itibarsızlaştılmalı
- Bu grup ve diğer Kürt gruplar çatıştırılmalı
- Kürtler arasında taban bulmaması için bölge aşiretleri silahlandırılmalı.”
Sıradan bir elçilik raporu Tahran'a oradan ABD’ye oradan da tekrar Türkiye'ye dönüp Kürt meselesinde 40 yıldır referans alınıp bir politikaya, bir yol haritasına dönüşüyor.
Raporda yazılanların hepsi bu… Sıradan bir elçilik memurunun bu öngörüleri takdire şayan doğrusu. Hiçbir sol örgütte ülkeyi etkileyecek bir potansiyel yok diyor. Apocuların önünün kesilmesi içinde 40 yıldır uygulanan yöntemler sunuyor. Fakat kaderin cilvesi işte, 37 yıl evvel ilk kez karşılaştıkları Apocu iradeyi yok edemedikleri gibi 37 yıl sonra Suriye iç savaşında ittifak yapmak durumunda kalıyor. Bu başlı başına efsanevi bir destanın konusu. Ortaçağ karanlığına karşı medeniyet savaşı veren PKK iradesi ile ABD kendini, zoraki bir ittifak içerisinde buluyor. Burada her iki tarafın istemeden de mecbur kaldıkları bir birliktelik var. Fakat her iki taraf içinde anlaşılır bir birliktelik bu. Bunu anlamayan ise 40 yıl önceki öngörüsüz, vizyonsuz, yenilmiş birkaç ‘ulusalcı sol’ ise Kürde akıl verip ülkeyi Tayyip'e yönettiren vasat bir kesimdir. Sözümona Kürtler emperyalizm ile işbirliği yapıyor diye 40 yıllık başarısızlıklarını görmeyip Kürdün ikbal ve istikbal mücadelesini sorgulama gereği duyuyor. Bütün dünyanın imrenerek baktığı ve Kürtlerden yana taraf olduğu bu uygarlık savaşında Kürdün tercihlerini sorgulama cüreti gösteriyor.
Kürtler 1071’de nasıl ki Bizans'a karşı Alparslan ile stratejik bir ittifak kurdular. 1514’de nasıl ki Farslara karşı Sultan Selim ile stratejik bir ittifak kurdularsa, bugün de ABD ile aynı gerekçeler ile stratejik bir ittifak kurmuştur. Sağından, solundan, liberalinden, İslamcısına kadar Kürde zerre saygısı olmayan ırkçı Türk devleti bugünden sonra da Kürtler ile beraber hareket etme zemini kalmamıştır. Kürdistan devrimini boğma imkanı kalmayan bu şoven ırkçı konsepti bağımsız ve bağlantısız hareket eden Kürtleri kurdukları ittifaklar üzerinden bu vasat kesimlere eleştirtmesi çaresizliğinden başka bir şey değildir. Kürt özgürlük hareketinin bunlarla kaybedecek zamanı yok. Özgürlük kervanı 40 yıl önce yola çıktı, o gün küçümseyip binmeyenler bugün büyüdüğünü hazmedemeyenler aynı kesimdir. Kürtler adım adım devrime yürüyor sizi ise haydut ve gerici RTE rejimi yönetiyor.