
ABD Başkanı Trump, Suriye’den çekileceğini açıklarken, “boşluk” doldurma beklentisi içinde olan “güçlerin” bu hevesi boşa çıkmışa benziyor. Trump’ın bu erken çekilme kararı ABD Savunma Bakanı James Mattis ve ABD’nin IŞİD’le Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk istifa etmeleri ile sonuçlandı. Trump-Erdoğan arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesi sonrası, “sahadaki” duruma ve genel olarak “çekilmeye” ilişkin konulara görüşmek üzere üst düzey bir ABD heyeti önce İsrail’e daha sonra da görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye doğru yola çıktılar.
Tarafların “beklentileri” ve “öncelikleri” farklı, fakat “gündemleri” aynı: ABD’nin Suriye’den çekilme kararı. Fakat ABD Başkanının çekilme kararı, Suriye meselesinde taraf olan güçlerce oldukça “farklı” algılandı. Türkiye “boşluğu” doldurmaya hazır olduğunu açıklarken, Rusya’dan yapılan açıklamalarda, bu çekilmeye “şüphe” ile yaklaştıklarını Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov’un yaptığı, “ABD’nin birden bire, tamamen ve tartışmasız olarak Suriye’deki varlığını sonlandıracak olmasını tahayyül edemiyorum” açıklamasından okumak mümkün.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın Ankara’yı oldukça kızdıran açıklaması, “ABD askerleri, Suriye’nin kuzeyindeki Kürtleri korumaya yönelik bir anlaşma olmadan çekilmeyecek” açıklaması, Moskova’dan yapılan açıklamaları doğrular nitelikte.
ABD ve Türkiye heyetleri arasında gerçekleştirilen Suriye ve çekilme gündemli toplantı ve görüşmelerde somut bir “sonuç” çıkmadığı anlaşılıyor. Ortak bir basın toplantısı bile yapmadan ayrılan Bolton’un ardından yapılan “tek” taraflı açıklamalar, uzlaşma şöyle dursun, ABD ve Türkiye arasında “gerilimin” artacağının işaretini veriyor.
Ankara’daki görüşmelerin ardından ABD’den yapılan açıklamalara bakarsak, Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilmenin “uygun bir hızda” olacağı “çekilme sürecine” ilişkin olarak verimli görüşmeler yaptıklarını ve “üzerinde görüşme yapılacak unsurların” belirlediklerini açıklamaları, aradaki gerilime rağmen ve Ankara’dan yükselen “Suriye’ye girerim” açıklamalarına rağmen, bu konuda başka “aktörlerin” onayı alınmadan Türkiye’nin “tek” yanlı bir hareketi, mümkün görünmüyor. Nitekim ABD yetkililerinin Ankara’da yapılan görüşmelerin bir “başlangıç” olduğunu ve “temasların bundan sonra da hem askeri hem de siyasi düzeyde” süreceğini belirtmeleri, Trump’ın çekilme kararının o kadar da kolay uygulanmayacağını gösteriyor.
Ankara’nın “operasyon” söylemi ABD’den daha fazla taviz alma pazarlığı değilse, Türkiye’nin olası “müdahalesi”, ABD’nin çekilme kararını yeniden gözden geçirmesinin yolunu açabilir.
Kaldı ki IŞİD ile mücadele sürerken, ABD’nin bu savaştan çekilerek “bölge” güçlerine havale etmesi, öngörülemeyecek sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, Batıdaki genel eğilim ABD’nin Suriye’den olabildiğince “yavaş” ve “akıllıca yapılmış” bir çekilme planı ile, sahadaki “müttefiklerini” koruyan ve bölge “dengelerini” gözeten bir strateji izlemesi.
ABD’nin Suriye’den çekilme süreci sanıldığı gibi kolay olmayacaktır.
Bölgedeki İran “etkisi” ve İsrail’in “güvenliği” düşünüldüğünde, ABD’nin çekilme konusunda daha “planlı” davranacağını öngörebiliriz. ABD, Suriye’de “kalıcı” bir güç olamayacağına göre, Suriye topraklarını elbette günün birinde terk edecektir.
Ancak “çekilme” Suriye’deki dengeleri değiştirip çözümü zorlaştıran bir durumun ortaya çıkmasına da izin vermemelidir.