Örneğin 27 Mayıs 2009’da Çukurca'da 7 askerin ölümüne yol açan mayın patlaması PKK'ye mal ediliyor. Ancak olay sonrası çıkan ses kayıtları ve askeri mahkemede yapılan yargılamalar bizzat subayların mayını döşedikleri ortaya çıkmış ve sanık Tuğgeneral Zeki Es 6 yıl 8 ay cezaya çarptırıldı. Listeyi düzenleyenler, Türk iç hukukundaki gelişmeleri bile takip etmemişler.
Yine 29 Eylül 2007’de Beytüşşebap’a bağlı Beşağaç (Hemkan) köyünde sivilleri taşıyan bir araca yapılan saldırıda 7 köy korucusu öldürüldü. Olayla ilgili 19 Ekim 2007’de Mazlum-Der ile İHD’nin hazırladığı raporda, saldırının PKK’yle ilgisi olmadığını gözler önüne serdi. Askerlerin planlandığı cinayetin Jirki aşiretine mensup korucularca işlendiği ortaya çıktı.
Listeye karşı, Kürtler Mayıs 2014’te Lüksemburg’taki Avrupa Adalet Divanı nezdinde hukuki süreç başlattı. Şimdi Avrupa’nın birçok ülkesinde PKK’nin listeden çıkartılması için kampanyalar düzenleniyor.
Kürt Özgürlük Hareketi ve onun önderi Abdullah Öcalan’ın siyasal iradesi olduğunu özgür iradesi ile beyan eden 3 milyonu aşkın imza hala TBMM arşivlerinde duruyor. Bugün Batı’nın medeniyetini üzerinde yükselttiği tüm değerlere karşı IŞİD’in giriştiği amansız saldırıyı canları pahasına durdururken, insanlık onuruna yeniden dikkat çeken bir halk hareketinin “terörist” ilan edilme çabasının IŞİD’ın zımni olarak meşrulaştırılmasından başka hiçbir şeye hizmet etmeyeceği de açık.
Oysa IŞİD, ‘terörizmin’ yeni bir biçimini oluşturuyor, terörü devletleştiriyor. Teknik ve ekonomik alanda küreselleşme terörizmin de küreselleşmesine, dolayısıyla dünyayı tehdit eder boyutlara ulaşmasına yol açtı.
Örneğin IŞİD’in ne ait olduğu bir devleti ne ulusal sınırları var. Bir devletten diğerine atlarken, silahları, mali gücü tamamen uluslararası. Bu sınır tanımayan ‘terör’ makinesi, öldürücü bir şiddet. Bu yapı, bir merkeze sahip bir devletten çok daha etkili davranabiliyor. Dolayısıyla yeni bir savaş türü, yeni bir ‘terörizm’ var.
Bu yeni tip savaş ve ‘terörizm’, yeni tip bir barışı ve direnişi de gerektiriyor. Aynı zamanda burjuvaziye göre kurgulanmış ‘hukukun’ da değişmesini gerekli kılıyor.
Avrupa’nın insan hakları, mülteciler, direniş örgütleri, terörizm ve ‘terör örgütleri listesi’ konusundaki politikaları vakit kaybetmeden yeniden ele alınmalı.
Uluslararası Af Örgütü’nden Kemal Samari, 11 Eylül’ün hemen ardından Birleşmiş Milletler bünyesindeki Terörle Mücadele Komitesi’ne 117 ülkenin sunduğu raporlarda 1334 örgütün ‘terörist’ olarak itham edildiğine dikkat çekiyor.
Kısacası ‘terörizm’ tanımı konusunda ciddi bir sıkıntı var. Terörizm, kitlesel katliamlar yapan IŞİD için de kullanılıyor, ulusal direniş örgütleri için de.
AB, İspanya ve İrlanda'daki barış süreçleriyle bağlantılı olarak ETA ve IRA’yı söz konusu listeden çıkarttı. PKK, 2002’den bu yana AB’nin ‘terör listesi’nde yer alıyor. Üstelik AB devletin saldırılarını da PKK’ye mal ederek bu devlet terörünü perdeliyor. Bunu yaparken ilan edilen ateşkesleri, Türk devleti ile PKK’nin görüşme sürecinin hiç bir şekilde dikkate alınmadığı da görülüyor.
AB’nin bu yaklaşımından güç alan Ankara, Kürtlerin basın ve örgütlenme haklarını bu liste ile ilişkilendirilerek ihlal ediliyor. Kitlesel gözaltı/tutuklama operasyonları, hatta Roboskî katliamı bu listelerin hedef göstermesi gerekçe edilerek yapılıyor. Avrupa’da iltica, oturum ve vatandaşlık hakları açısından olumsuz sonuçların nedeni yine bu liste! Kürt toplumu bulunduğu her ülkede ucuz bir biçimde bu listeye göre kriminalize ediliyor.
Almanya ve İngiltere’nin Kürt sorununa yaklaşımdaki klasik politikalarını değiştirmesinin artık zamanı geldi. İşe de PKK’nin listeden çıkartması ve Almanya’daki politik Kürt tutsakların davalarının düşürülmesiyle başlamalı…