ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetime geldiğinde ilk icraatlarından biri, İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi oldu. Anlaşmaya taraf ülkelerin itirazlarına rağmen Trump, ABD’nin bu anlaşmadan çekildiğini ilan ederek, İran’a karşı “eski yaptırımların” yeniden yürürlüğe koyacağını açıkladı. Trump’ın bu yeni hamlesi öncelikle İsrail’i pek memnun etti. Ancak bölgede zaten olmayan “istikrarı” kökten yok etme potansiyeli taşıyan bu hamle, Ortadoğu bölgesinde, İran merkezli yeni bir “gerilim” sürecini de başlatmış oldu.

ABD, Obama yönetimi döneminde İran ile 2015 yılında varılan ve BM’nin Güvenlik Konseyi beş daimi ülkesi; ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ile Almanya’nın katılımı ile (P5+1 olarak bilinen) ve İran arasında “nükleer anlaşma” olarak bilinen  anlaşma imzalandı. İran’da, uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında, nükleer faaliyetlerini sınırlandırarak uluslararası denetime açık hele getirmeyi kabul etmişti. Bölgede barış ve istikrarın tesisi için önemli ve tarihi olarak görülen bu anlaşma, uzun ömürlü olamadı. Trump yönetimi, İsrail’in de desteği ile İran ile yapılan bu anlaşmayı bozarak yeni gerilimler, krizler ve çatışmalara kapıyı da aralamış oldu.

Başlangıçta müttefiklerinin ve anlaşmada imzası bulunan P5+1 ilkelerinin itirazlarını duymak istemeyen Trump yönetimi, İran’a uygulanacak yaptırımlardan Türkiye’nin de dâhil olduğu sekiz ülkeyi 6 aylık geçici bir süre için bu yaptırımlardan muaf tuttu. Bu muafiyet durumu Türkiye’de kısmi bir memnuniyet yaratsa da orta vadede, etkileri sarsıcı olacak olan yaptırımlardan “muaf” tutulmanın bir “faturasının” olacağı gerçeğini tarihsel deneyimlerimizden biliyoruz.

Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı bozarak, İran’a yapılan ilk yaptırımlar 7 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. Yeni tartışmalar ve yükselen itirazlar Trump yönetimini ikna etmeye yetmedi ve böylece yaptırımların ikinci aşaması da 5 Kasım tarihinden itibaren uygulamaya konuldu.

Yaptırımların öncelikli hedefi, İran petrol üretiminin azaltılması yoluyla, İran ekonomisinin “çöküşünü” sağlamak. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani bu hamleyi, “ABD ülkemize ekonomik savaş açtı” sözleri ile dile getiriyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo “Trump yönetimi altında İran bir daha nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olmayacak” açıklamasını yaparken, ABD yönetiminin açıkladığı yaptırımların aynı zamanda, “İran ekonomisine ciddi bir şekilde zarar vermesinin beklendiğini” söyleyerek asıl savaşın ekonomik alanda verileceğini ilan etmiş oldu. Ruhani’nin  “ekonomik savaş” sözlerini böylece doğrulamış olan Pompeo, “şimdiye dek 20 ülkenin İran’dan petrol ithalatını kestiğini, İran’ın günlük petrol ihracatının 1 milyon varil azaldığını” söylerken savaşın ilk sonuçlarını da açıklamış oldu. Bu gelişmenin İran ekonomisine verebileceği “yıkıcı” etkiler şimdiden görülmeye başlandı. Zaten Ruhani de bu gerçeği kabul ederek “Amerika, İran’ın petrol satışlarını sıfıra indirmek istiyor, ancak biz yaptırımları delmek için petrol satmaya devam edeceğiz” diyor. Fakat asıl sorun ABD yaptırımlarının nasıl delineceği sorusuna verilecek yanıtta yatıyor.

ABD’nin bölgede bulunan askeri gücünün “yaptırımlar” konusunda “güç” kullanma potansiyeli ve İran’ın ABD yaptırımlarından muaf tutulan sekiz ülke dışındaki diğer ülkelere nasıl petrol ihraç etmeye devam edeceği ve ABD’nin buna tepkisinin nasıl olacağı, hiç kuşkusuz yeni gerilim alanları yaratacaktır.

“İran bölgeye istikrarsızlık getiren bir güç”. Bu sözler ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’ya ait. ABD’ni İran konusundaki diğer bir önceliği, Pompeo’nun bu sözlerinde açıkça görülüyor. Yemen’den Lübnan’a kadar olan bir bölgede “İran etkisi ve nüfuzunun” olduğu bir gerçek. İran’ın özellikle Irak ve Suriye’deki “nüfuzu” başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerini ve Batı’yı en çok rahatsız eden olgu. Trump yönetiminin İran ile varılan nükleer anlaşmasından çekilme gerekçelerinden biri de kuşkusuz İran’ın bu “gücü”. ABD, İran’ın bu gücünü, nükleer anlaşma ile “pekiştirdiği” ve petrol geliri ile sağlayacağı ekonomik “büyüme” ile bir taraftan nüfuz alanlarındaki “müttefiklerini” finanse ederken diğer yandan özellikle askeri alanda yapacağı yatırımlarla gelecekte sahip olabileceği nükleer silah yapabilme kapasitesini geliştirme korkusudur. Ortadoğu’da kabul etmese bile, nükleer silaha sahip tek ülke İsrail. Bölgede “rakip” bir gücün nükleer silahlara sahip olması bölgedeki tüm dengeleri değiştireceğinden, İran’ın “engellenmesi” Trump yönetimi için öncelikli ve acil bir gündem.

AB, Trump yönetimine, İran yaptırımlarına ilişkin olarak “meydan” okusa bile orta vadede ABD çizgisine gelmesi kaçınılmaz.

Türkiye “muaf” tutulan sekiz ülke arasında olmasına sevinirken, bunun için ödeyeceği “bedelleri” önümüzdeki aylarda hep birlikte göreceğiz.

ABD’nin İran yaptırımları sadece İran’ı değil bütün bir bölgeyi etkileme ve yeni krizler yaratma tehlikesini içinde barındırıyor.