ABD’nin Şengal hesabı

Meral ÇİÇEK yazdı —

2 Eylül 2020 Çarşamba - 10:49

  • Yakın Doğu’dan Sorumlu Birinci Bakan Yardımcısı Joey Hood, Hewlêr, Bağdat ve Ankara’nın “ABD’nin danışmanlığında” ortak çalışmasını istedi. ABD, bu şekilde sadece TC’nin Şengal’e yönelik hava saldırı ve katliamlarını meşrulaştırmıyor, aynı zamanda TC’ye Irak’ın ve Başûr’un içişlerine karışma davetiyesini çıkarıyor.

Irak Başbakanı Kazımi ve beraberindeki heyet, geçen hafta Washington’da resmi temaslarda bulundu. ‘ABD-Irak stratejik diyalogu’ kapsamında ilk yüz yüze toplantının yapıldığı bu ziyaretten sonra ABD Dışişleri Bakanlığı konuyla ilgili telekonferans yoluyla basına özel brifing verdi. Bu brifingde Yakın Doğu’dan Sorumlu Birinci Bakan Yardımcısı Joey Hood, TC’nin Başûr’a yönelik hava saldırılarına ilişkin gelen soruya ilginç bir cevap verdi. Hood, hava saldırılarına hiç değinmeden Şengal’in “PKK de dahil silahlı milislerden temizlenmesi” ve yerine “sivil bir idarenin” kurulması için Hewlêr, Bağdat ve Ankara’nın “ABD’nin danışmanlığında” ortak çalışmasını istedi. Yani Kürdistan Bölge Hükümeti (daha doğrusu KDP), Irak hükümeti ve TC’nin ABD’nin kontrolünde Şengal’e bir biçimde müdahale etmesi çağrısında bulundu. Çağrıda bulunmakla kalmayıp, bu yönde somut hesap ve planların olduğunu ilan etmiş oldu.

ABD’den gelen bu açıklamalara paralel olarak özellikle de, Kürdistan Bölge Başbakanı Mesrur Barzani’ye yakınlığı ile bilinen BasNews’de Şengal hakkında karalayıcı ve hedef gösterici haberler yoğunca servis edilmeye başladı. PKK’nin Şengal’de gizli zindanlarında 70 Êzîdî’yi tutsak ettiğinden tutalım 13 yaşındaki çocukların beyninin yıkanıp dağa kaçırıldığına kadar, kara propaganda amaçlı yalan haberlerin bu süreçte artış göstermesi tesadüf olmasa gerek. Aynı şekilde İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) daha bir ay önce KDP güçlerinin Arapların Şengal’e dönüşünü engellediği yönde açıklama yaparken, Şengal’deki KDP sorumlusu ağzıyla Arapların da Pêşmerge’nin bölgeye dönmesini talep ettiği iddiası pek inandırıcı gelmiyor. Bunun gibi son günlerde artış gösteren haberlerin siyasi bir ajanda doğrultusunda servis edildiği anlaşılıyor.

KDP’ye bağlı pêşmergelerin talimat doğrultusunda soykırıma terk ettiği Êzidîleri DAİŞ fermanından kurtaran HPG ve YJA-Star gerillaları Nisan 2018’de resmi bir şekilde Şengal’den çekildi. Aradan geçen süreçte Şengal halkı YBŞ ve YJŞ adıyla öz savunma gücünü oluşturdu, siyasi iradesini meclis formunda örgütledi. Ki bundan sonra kendi kararlarını ve savunmasını kendi alabilsin, ihanet edenlere ve güven duymadıklarına bağımlı kalmasın diye.

Öne sürülen ‘PKK’ gerekçesinin ardındaki esas mesele de budur: Şengal’in Êzidîlerin denetimden çıkıp kendi öz güçleri ve iradeleri doğrultusunda öz yönetim oluşturması. Yani nesne olmaktan çıkıp özneleşmeleri. Örgütlü bir toplum düzeyine ulaşmaları. Başka etnik ve dini topluluklara örnek olma potansiyeline sahip olmaları.

Bununla birlikte esasen üzerinde durulması gereken nokta, ABD’nin Başûr hükümeti ve Bağdat yanı sıra TC’yi bu konuda işbirliğine ‘davet’ etmesi. Bir kere TC’nin Şengal’le ilgili nasıl bir ‘muhataplığı’ olabilir? TC sınırına 115 kilometre mesafesi bulunan, şimdiye kadar sadece DAİŞ’e karşı kendini savunduğu halde (veya tam da bundan ötürü) 2017’den beri TC’nin hava saldırılarına maruz bırakılan Şengal konusunda AKP-MHP’nin nasıl bir söz hakkı olabilir? ABD, bu şekilde sadece TC’nin Şengal’e yönelik hava saldırı ve katliamlarını meşrulaştırmıyor, aynı zamanda TC’ye Irak’ın ve Başûr’un içişlerine karışma davetiyesini çıkarıyor.

Soykırımcı-faşist TC açısından Kürtlerin öz yönetimlerini inşa ettiği her yer hedef. Bunu biliyoruz. Fakat ABD’nin TC’yi Şengal denklemine almasının ardında farklı bir hesap daha var. TC zaten bir süredir Tel Afer-Musul hattında kendine koridor açma çabasında. Sözde Irak’la ticaret için Ovaköy’de sınır kapısını açma projesi bu kapsamdadır. Ankara ayrıca Musul’daki konsolosluğunu (yani MİT merkezini) yeniden açmak için uğraş içinde, ancak Irak devleti içerisindeki bazı unsurlar buna izin vermiyor. Anlaşılıyor ki ABD Türkiye ve Irak’ın ortak çalışması gerektiğini söylerken bu gibi konularda da uzlaşıya gidilmesi öngörüyor ki bölgedeki geniş hedeflerine ulaşabilsin.

Şimdi belli ki bu konu üzerinden ABD, 2007’de inşa ettiği TC-Irak-KDP üçlü mekanizmayı güncelleyip kapsamını genişletmeye çalışıyor. Zira ABD’nin planı, Suriye ile İran arasına Şii etkisini kıracak bir Sünni koridor oluşturmaktır. Bunun için Telafer’den başlayıp Diyala’ya kadarki bölgenin Haşdi Şabi’den arındırılması gerekiyor. Ki ABD, Haşdi Şabi’nin dağıtılması (veya en azından İran etkisindeki güçlerin tasfiyesi) için Irak üzerinde yoğun baskı kuruyor. Bu ise Kazımi hükümetini oldukça zorlayan bir nokta. Dolayısıyla ‘PKK’ gerekçesini öne sürüp esasen Şengal’de Haşdi Şabi çatısı altındaki güçlerin tasfiyesine başlamayı amaçlıyorlar.

Söz konusu Sünni koridor ağırlıkta ‘tartışmalı bölgeleri’ içine alıyor. Yani Musul yanı sıra Kerkük, Germiyan ve Xaneqîn-Mendelî bölgesi de bu hatta bulunuyor. Peki tarihsel olarak Kürdistan coğrafyasında bulunan bu bölgelerin geleceği ne olacak? Bu konuda yapılan hesaplar nelerdir? Bu da başka bir yazının konusu olsun.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.