ABD bugünlerde Ortadoğu’ya dönük “yeni” politikalarını belirlemeye çalışıyor. Savunma Bakanı Mattis, bu hafta başında “DAİŞ’le mücadele” başlığı altında hazırlanan, taslak raporu Trump'ın en üst düzey güvenlik danışmanlarına sundu. Bu konuda basına yansıyanlar bu çalışmanın büyük sürprizler içermediği yönünde. Ama geçmişe göre daha kapsamlı.
Genelkurmay Başkanı Dunford’a göre “yeni” strateji sadece DAİŞ değil El Kaide ve diğer Amerikan karşıtı örgütleri de hedef alıyor. (Bu “diğer” pekala dünyanın tamamını terörize etmek için kullanılabilecek kadar esnek.) Plan sadece askeri güce dayanmıyor, para kaynaklarını kurutmak, istihbarat ve “siyasi çözümü” de içeriyor. Ayrıca Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı General Votel’in söylediklerine bakarsak ek ABD askeri ve SDG’ye ağır silah takviyesi de gündemde.
Siyasi çözüm derken ABD’nin ağzından şimdiye kadar ciddi bir önerme duymadık. Ama “bağımsız Barzani-istan”, “Sünni-istan” politikaları özellikle İran’a karşı bir set olmak ve Irak ve Suriye’ye uzun vadeli olarak yerleşmek için pekala tedavüle sokulabilir. Bu konudaki tartışmaları merak edenler Deng24.com sayfalarına göz atabilir.
ABD yönetici elitleri arasındaki çekişmeler elbette bitmedi, bitmez de. Ama daha önce de belirttiği gibi müesses nizamın asıl sahipleri başta Cumhuriyetçi Senatör McCain olmak üzere, özellikle dış politika üzerinden Trump’ı sınırlayıp, kestirmeden söylersek petrol ve silah tüccarlarının siyasetinin fiili yürütücüsü Pentagon aracılığıyla daha da belirleyici hale geliyorlar. McCain’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn’ın gidişinde ve yerine McMaster’ın atanmasında bir hayli gayret gösterdiği yazılıp çiziliyor. Burada geçerken belirtmekte yarar var, Trump’ın sığ diye nitelenen siyaset yapma anlayışıyla McCain’in “derin” yaklaşımı arasında köklü bir ayrım yok. Bizim için bunun özeti “kırk katır mı kırk satır mı” dan ibaret. Nitekim Trump’ın askeri bütçeyi 54 milyar dolar (yüzde 9) daha artırması bunun kanıtıdır.
Pentagon merkezli yaklaşım, Trump’ı çok da takmıyor. Aksine onun açtığı olumsuz zemini AB ve Rusya’ya karşı “iyi” kullanıyorlar. Bu anlayış Avrupa’da silahlanma yarışını tırmandırıyor. Rusya’ya karşı Yunanistan’ı da içine alan adeta bir “silahtan duvar” oluşturdu. Bu politikanın sadece Yunanistan’daki kısa vadeli sonuçlarına göz atmak dahi ne tür insani felaketlerle karşı karşıya olduğumuzu anlamaya yeter. Kardak meselesi ve NATO gazı sayesinde 315 milyar euro borcu olan ülke, yeni silah vb alarak buna 4 milyar euro daha ekledi. Bu paraların hangi silah şirketlerine gittiğini sanırım söylememe gerek yok. Ama belki unutanlar vardır, bunlar sonuçta halkın kursağından, sağlığından, geleceğin çalınıyor. Eh bir de Yunanistan bu tür hamleler sayesinde Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi militarizmin, sağcılığın, ırkçılığın fideliğine dönüşürse yeme de yanında yat.
Muhtemelen NATO’nun Rusya karşısında militarizmi tırmandıran politikası savaşa hazırlanmaktan çok, pazarlık öncesi kozlarını çoğaltma hesabı üzerine oturuyor. Rusya’nın da boş durmadığı görülüyor. Ukrayna’nın Donbas bölgesindeki milis yönetimlerinin resmi belgelerini Rusya tanıyacağını açıkladı. Moskova etrafına uzun menzilli füzeler, Japonya ile sorunlu olan Kuril Adaları’na yapılan askeri tahkimat, Tacikistan-Afganistan sınırında Rusya’nın güvenliği üstlenmesi görebildiğimiz yeni hamleler. Rusya’ya dair dikkatimi çeken bir şeyse Putin yönetimi toplumsal destek açısından çok rahat görünüyor. Fakat bu Pazar, 2015’te öldürülen muhalif politikacı Boris Nemtsov anısına binlerce kişinin katıldığı, ülkenin farklı kentlerinde yürüyüşler yapıldı. Putin yönetimi bu protestoların odağındaydı. Eylemciler belki de cezalar alacak ama buna rağmen yürümüş olmaları ve sayılarının çokluğu dikkat çekici.
Büyük güçler bunları yaparken Erdoğan rejimi de ABD’nin yeni politikalarında yer kapma uğraşında. Nelere karşılık denilecek olursa, Körfez ülkelerinden gelen nakit akışı, Türkiye’de oturtulmaya çalışılan neoliberal diktaya destek, muhtemel Kandil operasyonuna istihbarat gibi açık yardım bunların arasında. İran-Irak arasında Kerkük petrolünün İran’a taşınması için yapılan ön anlaşmanın uygulanmasını engelleyecek tarzda bir politika, mesela ”bağımsız Barzani-istan”ın güvenliği bahanesiyle bölgeye daha fazla asker kaydırmak gibi yaklaşımlar gündeme gelebilir.
Erdoğan rejimi Rusya ile ilişkilerde ise yumuşakça çark etmenin yolunu arıyor. Şimdiden Astana sürecinin işletmeyeceğini, orada çeteleri temsil eden Muhammed Alluş’un “Rusya sözlerini tutmadı, bir daha Astana’ya gitmeyeceğiz” açıklaması ile gösterdi. Elbette bunun özellikle Suriye’de karşılıkları olacaktır.