
Onbirinci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül nihayet sessizliğini bozdu, kabul etmek gerekir ki; Gül Karar Gazetesinden üç yazara verdiği röportajda kendini aştı. Daha önce kamuoyuna konuşurken oldukça çekingen ve diplomatik bir dil kullanan Abdullah Gül son röportajında kendi ölçülerinde oldukça cesur ifadeler kullandı.
Erdoğan Gezi Parkı eylemlerini demokratik içeriğinden koparıp, her zaman yaptığı gibi dış güçlerin Türkiye’ye karşı bir komplosu olarak tanımlarken; Abdullah Gül’ün “Gezi eylemlerinden gurur duydum!” demesi ve bunun altını özellikle çizmesi Erdoğan’ın komplocu tavrına açık bir itirazdır.
Bu davada yargılanan diğer sanıkların beratı hukuken beklenen bir şeydi; Fakat Osman Kavala’ın aynı gün hem berat edip tahliye edilmesi ve ardından tekrar tutuklanması, Erdoğan hukukunun artık çuvala sığmadığını da göstermiş oldu. Gezi davasından berat alan Osman Kavala’nın 15 Temmuz bahane edilerek tekrar gözaltına alınıp tutuklanması, Türkiye’de hukukun muktedirlerin elinde nasıl oyuncak haline geldiğini bütün dünyaya göstermesi açısından ibretlik olmuştur.
Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, “Türkiye’nin kangren olmuş Kürt Sorunu ve buna bağlı çatışma ve akan kanı kendisine olanak verilirse bir hafta içinde çözebileceğini söylediğinde kimileri buna dudak büküyordu. Halbuki şimdi yıllarca Türkiye’de; bakanlık, başbakanlık ve yedi yıl Cumhurbaşkanlığı yapmış Abdullah Gül de aynı şeyi söylüyor.
Abdullah Gül, “Türkiye’nin özgürlükçü bir yola girmesi gerekir; Salt güvenlikçi bir yol, sizi tedbir üzerine tedbir almaya mecbur eder. Bu nedenle hukuk ve adalet en önde gelir. Bu ise en kolay düzeltilecek mesele, burada sadece bir irade gerekiyor, insan hakları standartlarının uygulamasını yükseltmekten geçiyor bunun yolu!” diyor.
Bu gerçekten çok önemli bir tespit; Kürt Özgürlük Hareketi ve onun önderliği yıllardır aynı şeyi söylüyor. Burada sadece gerçekten hukuk ve adalete inanan güçlü bir irade gerekiyor. Kürt tarafı bu iradeyi kerelerce ortaya koydu, benzer bir irade Türkiye’nin batısında da ortaya konulabilseydi şimdi bam başka bir ülkede yaşıyor olurduk.
Bütün bu kötüye gidiş gücünü halktan alan; demokrasi ve adalete inanmış bir kadro tarafından bir anda tam tersine çevrilebilir. Eğer böyle bir irade ortaya çıkarsa gerçekten de Türkiye’nin asla çözülemez gibi gözüken başta Kürt sorunu olmak üzere birçok temel sorunu bir anda çözüm yoluna girer ve çok kısa bir süre sonra da çözülür.
Aksi halde Erdoğan ve onun etrafında kümelenmiş dar bir rantiye çevre dışında herkes kaybeder. Başlangıçta muhafazakarlar sadece; “Kürtler, Aleviler ve solcular kaybeder ama kendilerine bir şey olmaz” diye düşünüyorlardı. Bu yüzden etraflarında olup biten onca zulme göz yumdular; fakat artık gemi su alıyor ve bu gidişe dur deme cesareti gösteremeyen herkes batan Türkiye gemisiyle birlikte; inancından ve etnik kökeninden bağımsız herşeyini kaybetme riski ile karşı karşıya.
Abdullah Gül kamuoyu önüne çıkma cesaretini biraz da bu gerçeklikten alıyor; ya şimdi risk alıp bu gidişata dur diyecekler; ya da Türkiye Erdoğan’la öyle bir yere savurlacak ki; o noktadan itibaren söylediğiniz sözün hiç bir kıymeti kalmayacak.
Sayın Abdullah Öcalan yıllardır Türkiye halklarına ve devlete “Eğer içerde Kürt sorununu çözer ve demokrasi standartlarını yükseltirseniz; Türkiye’nin pozitif manada bölgesel gücü de artar, ve Türkiye bölge demokrasisine de katkı sunar!” diyor.
Bu tavır önceleri bazı çevreler tarafından sanki bir zaafiyetmiş gibi algılandı; halbuki şimdi Abdullah Gül dahil birçok çevre bunun Türkiye ve bütün bölge halkları için tek çıkış yolu olduğunu yaşayarak anladılar.
“Ama soft power kendi evinin içinde başlar; önce evin içini düzene koymak gerekir, bu dışarıya güçlü yansır!” bunlar Abdullah Gül’ün ifadeleri. Demek ki aklın yolu birmiş ve akılsızlık tıpkı bireyler gibi devletleri de felakete sürüklüyormuş.
Türkiye yol ayrımına geldi, bu ülke sorunlarını ya yıllardır Kürt Halk Önderi’nin ifade ettiği ve Abdullah Gül’ün de şimdi tek çıkış yolu olarak kabul ettiği demokrasi, adalet ve hukukla çözecek; ya da Türkiye’yi yönetenler akılsızlık yapmaya devam edecek ve Türkiye büyük kaybedecek...