Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) Virginia eyaletinin Charlottesville şehrinde patlak veren ırkçı olaylardan sonra, Türk Faşizmi cephesinde “bir insani haller" sormayın…
Irkçılığı öylesine haşin, öylesine hiddet ve şiddetle kınıyorlar ki, insan kanı akan dünlerini bilmeyen, günümüzde yaşanan barbarlığa tanıklık etmeyen biri, nerdeyse bunları, gerçekten “insan" sanacak…
Oysa bunlar haddini bilmeyen bir güruhtur. Kanlı elini göstere göstere insani gösteriye çıkan, “sırça evde" (camdan ev) oturup düşmanının duvarına başkasının duvarına taş atan utanmazlardır, bunlar.
Evet, Amerika’daki göçmen beyazların ırkçılığı yeni değildir. Kuzeyde Kızılderili, güneyde ise İnka ve Mayaların kırımı ile başlar, onların vandallığı. Afrika’dan getirtilen köleler üzerinde devam eder.
Ama sen, yalancı soytarı, bu olanları, palyaçonun sahte göz yaşlarıyla bize anlatarak, kendini “eli de temiz insan" gösteremezsin. İnsan isen eğer, bir kerecik olsun içe dön, kaçamak da olsa soyunun geride bıraktığın yola bak ve kendini sorgula.
Çünkü, üstünde oturduğun topraklar Rumların ülkesi, Ermenilerin yurdu, Süryanilerin vatanıydı. Kürtler de oralara, hala “Diyarê Rome" diyorlar.
Kardeniz şeridi boyunca uzanan “Rum Pontus devleti"nin halkı, Akdeniz, Ege, Marmara Rumları, bütün bir coğrafyaya yayılmış Ermeniler, artık yok. Medeniyetlerinin yaratısı evlerini “Türk mimarisi“ yaptınız. Mabetlerini ahır…
Giyim tarzları, dans ve şarkıları utanmaz için, “bizim folklorumuz" oldu. Ayakta kalabilmiş son Ermeni mezarlığı üstünde, geçtiğimiz haftalarda “hela" inşa edildi. Süryanilerin, son kadim manastırına el konuldu.
Gelelim Kürtlere: Onların “yok" olduğuna karar verdiniz ve kendi yalanınızı hakikate dönüştürmek içi, yüz yıldan beri insan kırımı yapıyor, ana yurtlarını yıkıyor, yakıyorsunuz. Ben senin dini mensubiyetini, Müslümanlığını “seveyim" ki, dillerini, kendi kelimeleriyle ibaret etmelerini, köy, dağ, nehir, şehir isimlerini yasakladınız.
Sen, sana yakışan bütün bu eserlerinle, Amerika’daki ırkçıları kınayacak kadar insansın, öyle mi? Ah, ben insanlığına tüküreyim, senin. Kürtler, yerde can çekişirken, bir tekme de vuran sen değil miydin?
Rezilliğini anlatmak için, al sana yakın dünden bir örnek:
Kürtler, 2014 Ekim’inde Anayasanın verdiği hakla, silahsız, saldırısız bir gösteri için, meydanlara çıkınca, polis ve askeri güce ek olarak, ırkçı sloganlar bağıran silahlı sivil milisler tarafından karşılandılar. Açılan ateşle, İki gün içinde 53 kişi katledildi. Birçok Türk şehrinde, Kürt mahalleleri basıldı. Yüzlerce ev ve iş yeri talan edildi. Fethiye’de çiftçilik yapan bir Kürdün, kalabalık tarafından, kan içinde yerde sürüklenerek, Atatürk heykelini öpmeye zorlanmasının fotoğrafı, bu arada belleklere kazıldı.
Bunlar olurken, ırkçıların başı devlet adına, katilleri kutsuyor, katledilen ve talana uğrayanları suçluyordu.
Bir süre sonra, Cizre, Şırnak, Nusaybin, Silopi, Sur başta olmak üzere 10 Kürt şehri çepeçevre kuşatılıp yerden tanklar, toplar, havadan da helikopterlerle bombalanmaya başlandı. Cizre‘de Bodrumlarda mahsur kalmış 144 gencecik insan, devlet adına verilen kararla diri diri yakıldı. Aralarında, üç aylık Miray bebek, 8 yaşındaki Cemile çocuk ve Taybet nine de bulunduğu yüzlerce Kürt kurşunlanarak, kimileri zırhlı araçlarla ezilerek katledildi.
Tarihte bir ilk olarak, yıkılmış şehirlerin enkazı ihaleye çıkarıldı. Kazanan müteahhitler molozları uzaklara taşıyıp döktüler.
Hemen ardından, Kürdistan baştan başa kan ve ateş çemberine alındı. 2016 Temmuzunda yayımlanan bir kararname ile devlet işinde çalışan ama işbirlikçi olmayan ne kadar Kürt öğretmen, memur, işçi varsa hepsi işten atıldı. Sabahat Güley bunlardan biriydi. Hakkındaki soruşturmayı yürüten müfettişlerin cevabını istedikleri soru, ırkçılığın evrensel tarihine geçti:
“Kürt ve Alevi olduğun, seçimlerde de HDP’ye oy verdiğin doğru mudur?"
Türk ırkçıları, aynaya yansıyan yüzlerine tükürür gibi, Amerika’daki ırkçılığı kınıyorlardı, ama oradaki ırkçılık ta Klux Klan hareketinden beri resmen devlet destekli değildi. Tam tersine, 1960’larda Mississippi boyları, Philadelphia ve Selma’da görüldüğü gibi hücuma uğrayanların yanındaydı, devlet. Amerikan aydın ve entelektüeli de sayısız film, kütüphaneleri dolduran kitap ciltleriyle insaniyetin yanında.
Türk entelektüelleri ise o sırada, tam anlamıyla terbiyeli birer tazıydı. Her biri ayrı ayrı, bugünkü çirkefli havuzdan beslenenleri andırıyor, yerde can çekişen Kürde tekme atmayı göze girme fırsatı ve vatanseverliklerini kanıtlama vesilesi sayıyorlardı.
Demek istiyorum ki, Amerika ya da herhangi bir yerdeki ırkçı hareketi kınayacak, en son dünyalı bunlardır. Çünkü, “Amerika’yı ya da başkasını bırak sen aynaya yansıyan yüzüne tükürerek, önce kendini sorgula“ derler adama…
Anladın mı yüzsüz. Böyle derler, nesli, nesebi tükenmiş çağın son barbarına!..