Gezegenlerden dünya. Dünya haritası üzerinde Ortadoğu. Ortadoğu’da üç canavar sömürgeci tarafından bölünmüş sömürge statüsüne bile sahip olmayan bir ülke: KÜRDİSTAN.
Kürdistan ana ile MÖ 5. asırdan beri oynanmış. Med İmparatorluğunun yıkılışından beridir.
Kürdistan gün yüzü görmemiş. Kendisi ile oynanmış, kirletilmiş. Kendisi ile oynanan, kirletilen Kürdistan ana AÇ. Bu nedenlede evlatlarını kız, erkek demeden büyük bir iştahla yiyor. Kürdistan ana ”Jin û Mer xwur” olmuş evlatlarını yemekle meşgul.
Kürdistan ana’nın çocukları, analarını bu oynanmışlıktan, kirletilmişlikten kurtarmak için ikiyüz yıldan beridir nefes, nefese bir mücadeleyi canla, başla sürdürüyor.
Onu kirden ve oynanmışlıktan kurtarmak için darağaçlarında, dağlarda, zindanlarda güzel canlarını feda ettiler, sürgünler, hapislikler yaşadılar. Ama nafile! Kürdistan ana çok aç. Habire evlatlarını yiyor. Yedikçe de iştahı daha bir açılıyor.
Kürdistan ana’nın evlatları önderliklerini özgürlüğüne kavuşturmak, kendi anadillerinde eğitim ve savunma haklarına sahip olabilmek için kırkdokuz günden beridir bedenlerini aç bırakmışlar.
Onların yoldaşları, ağabeyleri bundan tam otuz yıl önce Diyarbekir zindanında zulmü, kimliklerinin inkar edilip kendilerine dayatılan “türkleştirme” politikasını, teslimiyeti protesto etmek için kendilerini karanlık hücrelerinden astılar, yaktılar, ölüm oruçlarında yaşamlarını yitirdiler.
Kürdistan ana halen aç’tı. Kendisi ile çok oynandığı, kirletildiği için iştahı hiç kapanmıyordu. Kendisi ile oynanılmaması, kirletilmemesi için son otuz yılda ellibin evladı kendisini ona kurban etmişti. Ama bir türlü doymak bilmiyordu.
Evlatlarının Diyarbekir zindanındaki direnişinden otuz yıl sonra sömürgesi olduğu ülkelerden birisinde vesayeti, yasakları kaldırmak, demokrasiyi getirmek vaadi ile birileri halkın yarısının oylarını alarak iktidara gelmişti. Üstüne, üstlük iktidara gelenler İslam’ın kalkanı arkasına saklanmış, yaradılanı yaradandan dolayı sevdiklerini dillerinden düşürmüyorlardı. Evlatlarının ezici çoğunluğuda müslüman olan Kürdistan ana’nın evlatları da bu münafıkların sözlerine kanıp kendilerine oy veriyorlardı.
İktidara gelenler ‘biz kadiri mutlak’ız diyorlardı. Biz ne dersek öyle olacak. Bizden bizim verdiğimizden fazlasını istemek hakkınız yoktur, diyorlardı. Kürt sorununu ‘düşünmeseniz Kürt sorunu olmaz’, ‘anadilde eğitim birisine uymaktır’, ‘seçmeli ders en iyisidir’, ‘yirmi dört saat Kürtçe yayın yapan bir devlet televizyonu var’, cezaevlerinde ailelerinizle kendi anadilinizde konuşma hakkınızı tanıdık’, ‘asimilasyonu, inkarı kaldırdık daha ne istiyorsunuz’ diyorlardı.
Uzun lafın kısası kendilerine göre bir ‘TAYYİPLAND’ kurmuşlardı.
Kürt kadınları, Kürt erkekleri kırkdokuz gündür önderlerinin özgürlüğünü, anadilde eğitim ve mahkemelerde anadilde savunma hakkı için kendilerini “AÇ”lığa yatırmışlar. Cezaevi koşullarının düzeltilmesi için herhangi bir talepte bulunmuyorlar. Talepleri siyasal talepler.
İlk başlarda onların bu haklı taleplerine karşı Türkiye ve Kürdistan’da koyu bir sessizlik hakimdi.
Sessiz, karanlık onların direnişleri sonucunda aralandı. Türkiye ve Kürdistan kamuoyu onlar için ayağa kalkmışlar. Sadece Kürdistan’da değil, Avrupa’nın merkezinde Avrupa Parlamentosu önündede biber gazının hedefi oluyorlar. Yerlere yatırılıp kelepçeye vuruluyorlar. Otuz yıl önce Kürtler direnerek kazandılar. Otuz yıl sonrada direnerek kazanacaklar. ENVERLAND’ın dediği olmadı, TAYYİPLAND’ın da dediği olmayacak!


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Kurdolog ve Kürt aydını Qanatê Kurdo, 30 Ekim 1985 tarihinde aramızdan ayrıldı.
* PKK’li tutuklu Berzan Öztürk, Öcalan’a yönelik komployu protesto etmek için tutuklu bulunduğu Almanya Stammheim Cezaevi’nde kendisini yaktı. Öztürk, 4.1.1999 tarihinde şehit düştü.
* HEP Antep İl Başkanı A.Samet Sakık, 3 Kasım 1992 tarihinde bir kontgerilla saldırısında Dilok’ta (Antep) şehit düştü.