Önemli gelişmelerin yaşandığı bir haftanın ardından AKP’nin darbelere davetiye çıkaran savaşı ve savaş diplomasisi ile KCK’nin tarihsel uyarılar kadar tarihsel çözüm fırsatı sunan, demokratik çözüm bildirgesine yaklaşım tarzını değerlendirirken ayların, haftaların değil günlerin bile yeni gelişmelere sahne olduğunu görmekteyiz.
Her yeni gelişme olumlu değildir ancak aşırı iyimser yönümüz sanki her an “iyi, güzel gelişmeler” olacakmış gibi bazen bir rehavete dönebiliyor.
KCK’nin çözüm bildirgesinden sonra Antep’te katliam yapılıyor ama buna rağmen halen bazıları “acaba bir şey mi var?” sorusunu sorabiliyor. Bu sorunun ardındaki psikoloji aşılmadan AKP tecriti aşılamaz.
Bu soruyla aslında “AKP’nin çözüm için bir girişimi mi var?” sorusuyla bir yargı belirtiliyor. Bu yargı soykırım rejimini tanımamaktan kaynaklanıyor; beklentili ruh halinin dışa vurumu olduğu gibi mücadele azmini de sekteye uğratıyor.
Kabul etmek gerekir ki, AKP yıllardır uyguladığı ikiyüzlü siyasetle, bu soruları sordurtacak kadar tecrübe kazandı. Fakat bu kadar kanlı saldırılar varken ve üstelik İmralı’da mutlak tecrit uygulanırken halen sanki arka planda bilinmeyen bazı çözüm girişimleri varmış gibi değerlendirmeler yapmak fazlasıyla saf dillilik oluyor.
KCK her fırsatta çözümden yana tavrını ortaya koymuştur. Bugün de demokratik çözümden yana olan tüm çevrelerin elini güçlendiren, onların çağrılarına yanıt olan bir tutumun sahibidir. Samimi bir niyet beyanı olarak da okunabilir. Fakat AKP’nin yanıtı Antep katliamı olmuştur. En iyimser değerlendirmeyle, katliama göz yumdular! Aksini ispat edebilecekleri tek bir alan vardır o da İmralı kapılarının açılması, duvarlarının yıkılmasıdır.
Herkes çok net bilmeli ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlük, güvenlik ve sağlık koşulları karşılanmadığı müddetçe AKP Kürt soykırımından vazgeçmemiş demektir.
Soykırım rejimi karşısında KCK çözüm bildirgesinin etkili olması esasen demokrasi güçlerinin mücadelesine bağlıdır. AKP, darbe girişiminden önce başlattığı Kürt karşıtı diplomatik girişimlerine ivme kazandırırken bir yandan da askeri saldırılarını en üst boyuta taşımış bulunuyor. Kürdistan kentleri ve dağlarına yağdırdıkları bombalar dünya savaşlarındakini bile geride bırakmışken diplomaside “komşu ülkelere” sarılarak Kürt düşmanlığına oynamaktadırlar. Darbe mekaniği böyle işliyor. Şekli henüz belli olmayan bir darbe girişimine daha zemin hazırlanıyor.
Bölgedeki girişimlerinin NATO onaylı boyutlarının olduğu düşünülebilir, normaldir, zaten dengeyi yakalamak için koalisyon güçlerinin operasyonlarına katılıyorlar. Komşu dedikleriyle ilişki sınırını -Kürt düşmanlığı amacıyla olsa bile- stratejik düzeye çıkarmaya kalkan bir AKP’nin ise uluslararası konjonktürde yeri olamaz.
Suriye, Rusya, İran hattına giren bir Türkiye’nin NATO’dan kovulması bile an meselesidir. Bu nedenle sahada dengeyi gözetiyorlar. Fakat darbelerin ısıtıldığı merkezlerde “darbe gerekçesi ve yöntemi” çoktur. Yarın ne olacağını bilemeyen AKP, Kürt düşmanlığından vazgeçmeden kendisini de güvenceye alamaz.
Tüm dünyaya taviz vereceklerine Kürtlerle barışmayı akıllarından geçirseler Ortadoğu’nun kaderi şimdiden değişirdi. Savaşta ısrar etmeleri zafer umutlarından kaynaklanmıyor, zaten kazanacakları bir savaş yok ortada; iktidardan düşme korkusu onlara her türlü çılgınlığı yaptırtıyor.
Minbiç’in çetelerden temizlenmesinden sonra AKP Cerablus gibi bazı yerlerde DAİŞ yerine yine kendilerine bağlı, Suriye rejiminin de destekleyebileceği başka güçleri devreye koyma arayışına girmiştir. Operasyonda yer almaları tamamen YPG’yi engellemek içindir. “YPG, PYD etkili olmasın da kim olursa olsun” noktasındalar.
Bu girişimler sonuç verir mi? Nerden bakılırsa bakılsın tüm açılardan AKP Kürtlerle savaşını kaybetmiş durumdadır. Üstelik uzatmalı savaşından da farklı hiçbir sonucun çıkmayacağı gün gibi ortadadır.
Şimdi “Acaba bir şey mi var?” diyenler İmralı’daki mutlak tecride, Antep katliamına, Minbiç’e atılan Türk katyuşalarına, Cerablus askeri meclisi ilan edilir edilmez MİT ajanı eliyle başkanına suikast düzenlenmesine, Hakan Fidan’ın Esad rejimiyle, Barzani’nin Ankara ile görüşmesine bakarsa aslında neler olduğunu görebilir. Özgür Kürt iradesinin tasfiyesi için “savaş içinde savaş” taktikleri sınırsız vahşetle uygulanıyor.
Şimdi yersiz iyimserlikleri bir tarafa bırakıp AKP savaşının karşısına dikilme zamanıdır. Aklın yolu birdir diyenler demokratik çözüm seçeneği için AKP’yi zorlamalı; düştüğü çukurdan çıkmak istemezse de Ortadoğu’nun Nazi partisinin üstüne taş dökmeyi bilmelidir.