Müzisyen Mem Ararat, köyü yakıldığı için zorla göç etti ve hayatının 17 yılını Ege ve Marmara bölgelerindeki kentlerde çadırda geçirdi. Asıl mesleği çiftçilik olan fakat amatör olarak müzik ile uğraşan Ararat, kendi bestesi olan 8 şarkı ile piyasaya çıkan "Quling, Ewr û Baran" isimli albümü ile zorla göçertme, savaş, acı ve sürgün hikayelerini anlatıyor.

Amatör olarak sanat çalışmasını yürüten profesyonelliğe ise kendi bestesi olan 8 şarkı ile ilk adımını atan Mem Ararat'ın "Quling, Ewr û Baran" isimli albümü çıktı. Devletin bölge genelinde uyguladığı baskı ve şiddet politikaları çerçevesinde 90'lı yıllarda köyü yakıldığı için önce Marmara ardından Ege bölgesine göç eden ve burada ailesi ile birlikte çoğunlukla çadırlarda kalan Ararat, yaklaşık 17 yıl süren sürgün hayatının ardından 2007 yılında yeniden Qoser'e döndü. Batı'da iken çeşitli iş kollarında çalışan Ararat, Qoser'de ise çiftçilik yaparak yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. Çocukluğundan beri müzik ile iç içe olan Ararat, Êlîh'de bu özelliğini fark eden arkadaşlarının ısrarı üzerine albüm yapma kararı aldı. Daha önce evde ya da arkadaşları ile bir araya geldiği zamanlar hobi olarak bestelediği şarkıları seslendiren Ararat, albüm çalışmasını ise Adana'da arkadaşlarının yardımı ile ev ortamında oluşturduğu stüdyoda tüm eksikliklere rağmen yaptı.

Acılardan süzülen sözler

Yaşadığı sürgün hayatını bestelediği şarkıların namelerine yansıtan Ararat, yine albümün beğeni ile dinlenecek olan "Biranin" isimli şarkısını 1999 yılında yaşanan bir çatışmada hayatını kaybeden ünlü Kürt sanatçısı Hozan Serhat'a atfetti. Ararat, "Strane bêdengiya dayîka min" isimli şarkıyı ise yaşamını yitiren bir PKK'linin Kızıltepe'de ki cenaze töreninde ağıt yakan annesinden etkilenerek bestelediğini söyledi.

Ben çiftçiyim…

Piyasada satışa sunulan albümünü anlatan Ararat, sanat kimliğinin yanında ekonomik olarak yaşamını sürdürmek amacıyla çiftçilik ile uğraştığını söyledi. "Ben çiftçiyim, müzisyen değilim" diyerek sözlerini sürdüren Ararat, "Çünkü ben hayatımı çiftçilik yaparak kazanıyorum. Müziği sadece severek yapıyorum ve herhangi bir beklentim de yok. Muhtemelen bundan sonrada çiftçilik yapmaya devam edeceğim. Ama daha iyi şartlarda müzik yapmayı isterim. Kürt ve bölgede yaşayan halkların folkloruna ilişkin araştırma yapmak isterim" dedi.

Çadırlarda geçen 17 yıl

Köy yakmalarından dolayı sürgün hayatı yaşadığını ve bu nedenle de herhangi bir eğitim alamadığını dile getiren Ararat, "Ege bölgesinin neredeyse tamamı ve Marmara'nın büyük bir bölümünde çadırlarda yaşadık ve hayatımızı böyle devam ettirdik. 17 yıl boyunca bu böyle oldu. Orman işletmesinden, pamuk tarlarına... Birçok işte çalıştık. Bu yaşadıklarımızda müziğimize yansıdı. Ama ben bunu sadece albümle sınırlı tutmuyorum. Muhtemelen bu hayatım boyunca beni etkileyecektir" dedi.

Savaşın çocuklarıyız

"90'lı yıllarda çocukluğumuzu yaşamadık. Biz birazda savaşın çocuklarıyız" diyen Ararat, "Hozan Serhat benim için müthiş bir samimiyettir. Kürt müziğinde iki önemli sanatçı vardır, bunlardan biri sevgili Ali Temel'dir diğeri de Hozan Serhat'tır. Ve bunlar da benim çocukluk kahramanımdır. Bu savaş insanlardan çok şey aldı. Müthiş acılara sebep oldu. Onların tam ortasında yetiştik. Bir tanıdığım PKK'li Zana Hekim'di galiba. Cenaze törenindeydim ve orada annesini gördüm. Ve hatırlayınca da duygulanırım. Müthiş bir acıdır. Evladını kaybeden bir annenin samimiyetini ben hiç acıda görmedim. Bu bende müthiş bir etkiye neden oldu ve bu parçayı yazmama neden oldu" diye anlattı.

Sanat samimiyet işidir
"Birilerinin hiç bir çıkar gütmeden yaşananları anlatması gerekir" diyen Ararat, "Bu sitemim herkesedir. Özellikle de sanatçılaradır. Çünkü politikacılar işi yönetmek. Ama bana göre politika strateji işi ise sanat da samimiyet işidir. Yani sanatın bu kadar iktidarlar ve erkler ile içli dışlı olması korkunç bir şeydir. İnsanın ruh dünyası için korkunç bir şeydir. Gerçek cesaret bir uçurumdan atlamak değil de korktuğumuz bir şeye dönüp ta gözünün içine bakabilmektir" dedi.



FİKRET AYDEMİR-MEHMET ŞAHORUÇ/DİHA/MÊRDÎN