
Amed İç Kale’de bulunan ve boşaltılan JİTEM Üssü’nde restorasyon çalışmalarında çıkan 23 insana ait kafatası ve kemikleri, JİTEM tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan aileleri acı ve umutla karışık duygulara sevk etti. Kemiklerin ortaya çıkması, 15-20 yıl önce babasını, oğlunu, eşini kaybeden aileler için umut oldu. „En azından bir mezarları olur“ diyen aileler şimdi İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilen kemiklerin DNA testi sonuçlarını bekliyor. 90’lı yıllarda PKK ve Kürtlere karşı Süleyman Demirel, Doğan Güreş, Tansu Çiller, Mehmet Ağar gibi en tepedekilerin oluşturduğu yeni konsept uyarınca yüzlerce kişi, JİTEM elemanlarınca kaçırıldı, sorgulandı ve infaz edildi. Yüzlercesinin cenazesi halen kayıp. Kaybedilenlerin herbirinin ayrı bir hikayesi var. Kimi evinden, kimi kıraathaneden, kimi sokaktan JİTEM elemanları tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamadı.
Gözaltına alındığı belgeli
15 yıl önce kıraathaneden gözaltına alınan Mehmet Özdemir’in hikayesi diğerlerinden biraz farklı olsa da akıbeti aynı. Özdemir’in gözaltına alındığı eşi tarafından DGM Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan başvuruda kabul edilmiş ancak aradan geçen 15 yıla rağmen halen Özdemir’den bir haber yok. Babası Mehmet Özdemir’in 1997 yılında kaybedildiğini belirten oğlu Cemal Özdemir şunları anlatıyor: „Babam kıraathaneden sivil polis 2 kişi tarafından caddede bekletilen beyaz Toros bir araca götürülüyor. Araç içerisinde bekleyen üçüncü şahsı görünce babam araca binmek istemiyor, ancak zorla sürükleyerek araca bindiriliyor. Bir gün sonra DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na annem tarafından başvuruda bulunuldu, 29 Aralık 1997 tarihinde. Emniyet müdürlüğü kaşesiyle gözaltına alındığı kabul edildi. 4 günlük gözaltı süresi dolunca mahkemeye çıkmasını bekledik. Ancak mahkemeye getirilmeyince tekrar başvurumuzda böyle bir gözaltının olmadığını söylediler. 2004 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunduk. 2008 yılında Türkiye mahkum edildi. Bu davada Türkiye’yi temsil eden hâkimin de lehimize karar vermesi bizim tesellimiz oldu.
İlk başvuracağınız yer Saraykapı olsun
Babam daha öncede gözaltına alınmıştı. Anneme ‘Ben kaybolduğumda ilk başvuracağınız yer Saraykapı semtindeki JİTEM olsun’ diyordu. Babamın gözaltına alındığı tarih ve belge mevcuttur. Devlet isterse o dönemdeki arşivleri açarak kimlerin öldürdüğünü ortaya çıkarabilir. Kazılarda ortaya çıkan 23 kemiğin arasında babamın kemikleri olduğuna inanıyorum.
Her toplu mezar kazıldığında acımız yeniden yeşeriyor. Yeni kaybetmiş gibi hissediyoruz. En azında dua edecek iki taşı olsun yeter. Oradan çıkabileceği umuduyla yaşıyoruz. Yıllarca bu kayıp olgusuyla yaşayacağımıza, bir kez bu acı ile yüzleşsek daha iyidir. O dönemde ülkeyi yöneten yetkili mercilerin kayıplardan haberi vardır. İnfazı gerçekleştirenler kendi başına yapmadı. O dönemin yetkilileri hesap vermeli ve Türkiye kendi geçmişiyle hesaplaşmalıdır.“
Sevineyim mi üzüleyim mi?
Amed’in Kulp İlçesi’nde 33 yıl muhtarlık yapan 70 yaşında gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Fikri Özgen’in oğlu Nevzat Özgen de yıllardır babasını arayan kayıp yakınlarından biri. Babasının artık kemiklerinin bulunmasını istiyor. Özgün, yaşadıklarını ve babasının kaybediliş sürecini şöyle anlatıyor: „1991 yılında bir kardeşim dağa çıktı. 1992 yılında ise aldığımız tehditler ve evimizin yakılması sonucu ilçeyi terk ederek Diyarbakır’a yerleştik. 1997 tarihinde babam hastalığı nedeniyle ilaç almak için evden çıkarak 30 metre uzaklaştıktan sonra sivil giyimli ellerinde telsiz bulunan 4 kişi tarafından beyaz toros bir araca bindirilip götürüldü. Emniyet, Jandarma, Savcılığa başvuruda bulunduk. ‘Biz almadık’, ‘Bizde yok’, ‘Haber alsak, size haber veririz’ dediler. Gözaltında serbest bırakılanların verdiği bilgi ve Abdülkadir Aygan’ın babamın JİTEM komutanlarından Zahit Engin tarafından öldürüldüğü açıklamaları bizi bu noktaya getirdi. Babamın JİTEM merkezinde öldürüldüğünü tahmin ediyorum. Sırtınızda acı bir yük var. Sürekli kendisini size hissettiriyor bu olay.
Bir başka yerde başkasının kemiği çıktığında, ‘keşke benim babamın kemiği çıksaydı’ diye sevinebilir insan. Acı bir sevinç ama. Kemikleri oradan çıkarsa sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum. Çok karmaşık bir duygu. Ama hiç olmazsa torunlarına ‘dedenizin mezarı budur’ diyebilirim. Belki mezarında gidip konuşurum. Umutla sonucunu bekliyoruz. Çatışmada vurulsa üzülmem. Ama bir karıncayı incitmeyen 70 yaşındaki bir insanın öldürülmesini anlayamıyorum.“
17 yıldır haber yok
19 yaşındaki kardeşinden 17 yıldan beri haber alamayan Sabahattin Demirkıran ise 1995 yılında bir akşam sivil giyimli ellerinde telsiz ve silahlı kişiler tarafından evlerine baskın yapıldığını belirterek şunları anlatıyor: „Kardeşim yoklamasını yaptırmış, İskenderun’da askerlik yapacaktı. Aralarında beyaz Toros’unda olduğu 3 araç ile geldiler. Evdeki telefon kablolarını keserek kardeşimi ‘karakola götürüyoruz’ diye aldılar. 1-2 saat sonra karakollara başvuru yapmamıza rağmen böyle şahsın olmadığını söylediler. 17 yıldır bilgi alamadık.
Yaptığımız araştırmalarda kardeşimin JİTEM tarafından Saraykapı’daki karargaha götürüldüğünü öğrendik. Tüm başvurularımız sonuçsuz kaldı. Elbette buradan kardeşimin kemiklerinin çıkmasını istiyorum. En azından o acıyla yaşamayacağız. Umutsuz bekleyiş ve çaresizlik dünyanın en acı olayıdır. Kemiklerin bulunması bizi bir nebzede olsa rahatlatacaktır.“
Oğluma ait olsun diye dua ediyorum
68 yaşındaki Süleyman Yıldız ise 29 yaşındaki oğlu Mehmet Yıldız’ı Mersin’e gitmek için evinden uğurlamış ve o günden bu yana kendisinden haber alaammış. Oğlunu Mersin’e uğurladıktan sonra evlerine gelen elleri telsizli ve silahlı 5 kişinin oğlunu sorduğunu belirten baba Süleyman Yıldız, „O günden beri oğlumdan haber alamadım. Diyarbakır’da mı, yoksa yolda mı götürdüler bilemiyorum. Burada kemikler çıkınca başvuruda bulundum. Belki bir umut benim için. Ömür boyu acı çekmektense oradaki kemikler oğluma ait olsun diye dua ediyorum. Onu çok özlüyorum“ diyor.
Hiç değilse bir mezarı olsun
Hayvan tüccarı ve tütün satarak geçimini sağlayan babası Abdülselam Çelik’in 1997 yılında beyaz bir Toros ile ellerinde uzun namlulu silahla kent merkezinden zorla araca bindirilerek kaçırıldığını belirten Hadin Çelik ise şunları anlatıyor: „Babam 1997 yılında yaptığı ticaretten dolayı Lice’den yüklü miktarda alacağını aldıktan sonra Diyarbakır’a minibüsle geliyor. Diyarbakır’da beyaz bir Toros araç tarafından durdurularak zorla arabaya bindiriliyor. Başvurularımızdan sonuçsuz kaldı. 15 yıldan beri babamdan bir haber alamadık. 23 kişiye ait kemikler bulundu. Babam da aralarında olabilir. Bayramlarda herkes babasının mezarını ziyarete gittiğinde, biz kardeşler birbirimize bakıyoruz. Biz babamızın kemiğini istiyoruz. Hiç olmazsa bir mezara sahip oluruz. Bir dua okuruz.“
TAYLAN ESMER - ANF/AMED
Adli Tıp hızlansın
İHD, Amed ve Şırnak’ta bulunan ve İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilen kemiklerin hangi yıllara ait olduğunun bir an önce açıklanmasını istedi.
İHD Batman Şube Başkanı Osman Kunteş, Amed’de JİTEM üssünde, Şırnak’ın Silopi ve Güçlükonak İlçelerinde Jandarma Komutanlığı binaları yakınlarında yapılan kazılarda bulunan kemiklere dikkat çekerek, „Adli tıpa gönderilen kemiklerin hangi yıllara ait olduğunun bir an önce açıklanması gerekiyor. Kemiklerin kaydebilen yakınlarına ait olabileceği düşüncesiyle çok sayıda aile başvuru yapmıştır. Bu ailelerin taleplerine en kısa zamanda yanıt verilmeli, acılarına bir nebze de olsa çare bulunmalı“ dedi.