
AKP yetkilileri hiçbir dönemde görülmedik kadar hırçınlaşmışlardır. İktidardan düşünce amiyane deyimle eşekten düşmüşe dönmüşlerdir. Nitekim Tayyip Erdoğan seçim yenilgisinden sonra üç gün konuşamamıştır. Tayyip Erdoğan, devletin Kürt sorununda çözüm kararı olmadığı müddetçe Kürtleri kontrol altında tutamayan hiçbir siyasi gücün iktidarı elinde tutamayacağını iyi bilmektedir. 2007 Mayıs’ında Yaşar Büyükanıt’la yaptıkları mutabakatla asker ve sivil bürokrasi AKP'nin Hükümet olmasına engel çıkarmayacak, AKP hükümeti de Kürt Özgürlük Hareketi'ni yeni yol ve yöntemlerle tasfiye etme politikası izleyecekti. Ancak şimdi AKP hükümeti Kürtleri kontrol etme konumunu kaybetmiştir. Kürtler ve HDP'ye bugün bu kadar öfkelenmelerinin nedeni bundandır.
AKP hükümeti ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında 7-8 yıldır büyük bir siyasal mücadele verilmektedir. AKP hükümeti 2011 yılında Sri Lanka modeli uygulayarak Kürt Özgürlük Hareketi'ni kuşatma ve silahlı güçleriyle ezme yolunu denemiş olsa da bunda başarılı olamamıştır. Hatta kendisi çökme noktasına gelmiştir. Bu nedenle 2012 sonunda yeniden siyasal mücadelenin devreye girdiği yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem 2013 Newroz’unda başlamış, 28 Şubat Dolmabahçe mutabakatına kadar sürmüştür.
Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi büyük bir sabırla diyaloğu sürdürerek devleti, toplumu ve AKP'yi demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü noktasına getirmek istemiştir. Bu konuda toplum, çeşitli siyasi kesimler ve devletin içinden bir kesim çözüme yatkın hale getirilmiştir. AKP hükümeti de bu ortamda Önder Apo’nun politik ustalığıyla 28 Şubat’ta Dolmabahçe mutabakatını kabul etmek durumunda kalmıştır. İşte AKP'yi çözüm sürecine sokma süreci Dolmabahçe mutabakatıyla sonuçlanmış ve ilk defa AKP hükümeti gerçek anlamda çözüm sürecine sokulmuştur. Ancak ne olduysa bundan sonra olmuş, Tayyip Erdoğan bu sürece müdahale etmiş, bu mutabakatı tanımadığını söylemiştir. Bunların İmralı’yı meşrulaştırmak olduğunu vurgulamıştır. Tayyip Erdoğan’ın bu müdahalesi 2007 Mayıs ayında Yaşar Büyükanıt’la yaptığı Dolmabahçe mutabakatı gereği yapılmıştır. Kürt sorununda çözüm zihniyeti, karar ve iradesi olmayan devlet adına bu müdahale yapılmıştır. 2007 Mayıs’ında yapılan Dolmabahçe mutabakatı, 2015 yılında yapılan Dolmabahçe mutabakatını kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Yalçın Akdoğan istediği kadar böyle bir mutabakat yok desin, yaşanan gerçeklik budur. 2015 Dolmabahçe mutabakatının ilk şekli 28 Şubat’ta okunan gibi değildir. AKP hükümeti bir haftalık yoğun trafikten sonra mutabakatı ancak böyle kabul ederiz diyerek değişiklikler yaptırmış ve 28 Şubat’taki haliyle kabul edilip Dolmabahçe Sarayı’nda okunmuştur. Bu gerçeklik, Yalçın Akdoğan’ın ne kadar yalancı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Dolmabahçe mutabakatının reddedilmesi, bir çözüm zihniyetinin olmadığını, bir çözüm sürecine girmeyeceklerini gözler önüne sermektedir. Aslında 28 Şubat öncesi bir çözüm süreci yoktur. Sadece diyaloglar vardır. İlk defa 28 Şubat’ta çözüm sürecine girilmiştir. Çözüm sürecine dönmek Dolmabahçe mutabakatını kabul edip oradan müzakereye başlamakls olut. Yoksa çözüm süreci şöyle olursa olurmuş ya da şöyle olabilecekmiş gibi sözlerin hepsi laftır, demagojidir, hiçbir değeri yoktur. Çözümsüzlükte ısrarın üstünün örtülmesini ifade eden laf yuvarlamalarıdır.
Çözüm süreci Kürt sorununu çözmek için var olur. Kürt sorununu çözme zihniyeti, politikası, programı ve projesi yoksa ortada çözüm süreci olmaz. AKP'nin şimdiye kadar çözüm politikası yoktu; şimdi de yoktur. Sadece savaşı yürütmek için çok zorlandıkları dil ve kültür konusunda bazı kırıntılar ortaya atmaları vardır. Bunlar sadece kültürel soykırımcı sömürgeciliği yürütmeyi meşrulaştırmak için yapılmış şeylerdir. Bunun dışında değerlendirmek kendini ve Kürt halkını kandırmaktır; nitekim Mesut Barzani’nin kendini ve Kürtleri kandırmak istediği gibi!
Çözüm süreci, Kürt sorununu çözmek için olur. Ortada Kürt sorununu çözecek adımlar yoksa bir süreçten söz edilemez. Olsa olsa aldatma ve oyalamadan söz edilebilir. Kürt halkının ulusal varlığı, siyasi iradesi, kendi kültürü ve anadiliyle özyönetimini oluşturması ve anadilde eğitimi kabul etme zihniyeti ve iradesi yoksa çözüm sürecinden de, çözümden de söz edilemez. Sorun bu kadar net ve açıktır. Bundan ötesi hep gerçekleri saptırma ve laf-ı güzaftır.
Yalçın Akdoğan, "Silahları bıraksınlar ondan sonra ne konuşulursa konuşulsun" demiş. Savaşın kırk yıldır sürmesine neden olan bu kafadır. Şu andaki devlet kafası ve siyasi kafa ortadayken adama "Sen ne kadar da açıkgözsün" derler. Bir çocuk bile talebi karşılanmazsa susmaz. Sen bir halkı çocuk yerine koyarak kandırmaya çalışıyorsun. Biz biliyoruz, bu devletin çözüm zihniyeti yoktur. Yalçın Akdoğan’ın dediği yapılsa, bu devlet ondan sonra halkın deyişiyle en başta da safdilliler olmak üzere kimi itin kıçına sokup çıkarmaz ki! Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun dili bunu söyletmiyor mu? Yalçın Akdoğan ve bazı safdilliler anlamaz diye böyle bir üslup kullanmak zorunda kaldım. Bu nedenle tüm okuyucularımızdan özür diliyorum; çünkü bunu söylemek zorunda bıraktılar.
Ortada bir halkın özgür ve demokratik yaşamı varsa ne Kürt halkı kandırılmalı ne de Kürtler kendilerini kandırmalıdırlar.