Geçenlerde Rojava sınırına giden AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürtleri tehdit etme geleneğini sürdürdü. ‘Türkiye sınırlarının güvenliğini tehlikede görürse’ Rojava’ya askeri operasyon yapmakta tereddüt etmeyecekmiş!

Peki neymiş bu Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden şey? Şimdilerin ‘Esed’i yıllarca sınırları kontrol ederken, hatta Türkiye Rojava sınırı IŞİD gibi dünyanın en büyük barbarlık örgütünün kontrolündeyken bile Türkiye’nin sınırlarının tehdit altında olduğunu hiç bir hükümet yetkilisi söylememişti. 

Öyleyse, tam da IŞİD Rojava sınırından uzaklaştırılırken, Esad rejimi kendi dar ilişkilerine çekilmişken Türkiye’nin sınırları neden tehdit altında olsun? Yoksa Kürtlerin bu dünyanın her hangi bir yerindeki varlığını Türkiye kendisine tehdit olarak mı algılıyor?

Hatırlarsınız, AKP’nin eteğinden düştüğü MSP geleneğinin en temel sloganı “Adil Düzendi”. Mikrofonların önüne her geçtiğinde kendine özgü üslubuyla ‘Adil Düzen’ isteyen Necmettin Erbakan’ın Adil Düzenle neyi kast ettiği her defasında altını ısrarla çizmesine rağmen bir türlü anlaşılamadı. 

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir gecede başbakanlıktan alınan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ dediği şeyle, Hocası Necmettin Erbakan’ın ‘Adil Düzeni’ aynı şeye denk düşüyor; her ikisi de Osmanlı ile birlikte tarih olan Türk sömürgeciliğinin yeniden ihya edilmesini istiyorlar. 

Her ikisi de Hıristiyan Batı ile Müslüman Doğu arasında kaynakların kullanımı ve dünya refahının dağılımı anlamında adaletsiz bir durumun olduğunu ve bunun düzeltilmesi gerektiğini söylüyorlardı.

Buraya kadar bir sorun yok; sorun bundan sonra başlıyor, uluslararası ilişkilerde adalet arayan bir devletin önce kendisinin adil olması gerekir. Dışarıda saldırgan, içerde baskıcı bir devlet ve onun yöneticileri kimseyi kendilerinin adalet aradığına inandıramazlar.

Nitekim ne; Ahmet Davutoğlu’na ne de Necmettin Erdoğan’a kimse inanmadı. Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin Erbakan’ın Libya ziyaretinde altını çizdiği gibi; Kürt sorunu gibi kocaman bir adaletsiziliğin üzerinde oturup; dünyaya hak ve adalet anlatsanız. 

Hak/Adalet, Adil Düzen gibi kavramları Türk Sömürgeciliğinin yeniden ihyası için sıradan bir araca dünüştürmeye çalışırsanız, tıpkı Ahmet Davutoğlu gibi günün sonunda gülünç duruma düşersiniz. 

Aynı sahte geleneği; AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da sürdürüyor; her ağzını açtığında “dünya beşten büyüktür!” diyor; sözümona uluslararası ilişkilerde adalet ve eşitlik arıyor; ama aynı Erdoğan Irak Başbakanı ile girdiği bir tartışmada Osmalı Padişahını anımsatır bir tarzda “Sen benim dengim değilsin, haddini bil!” diye çıkışmakta da bir sakınca görmüyor. 

AKP Türkiye’sinin geldiği duruma bakın; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi kendilerine en yakın yönetimlerle bile derin çelişkiler yaşamaya başladılar. Suudi basını Türkiye’yi neredeyse kötülüğün başı ilan etmek üzere. 

Bir zamanların en yakın müttefiki, şimdilerde ise “FETÖ” diyerek aşağıladıkları cemaatle içerde ne yaşıyorlarsa; bir süre sonra dışarıda Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletlerle aynısını yaşayacaklar. Bu kibirli, kendinden başka kimseyi tanımayan tavır nedeniyle AKP Türkiye’si bölgesel bir tecritle karşılaşacak. Son dönemin bütün emareleri buna işaret ediyor.

Ne cemaatle içerde yaşanan gerilimin, ne de şimdilerde Katar hariç diğer körfez ülkeleri ile yaşanan problemlerin hiç bir ilkesel arka planı yok; tamamen para ve iktidar ilişkilerinin güdülediği gerilimler bunlar. 

Daha önce sözüm ona IŞİD’le mücadele adına Rojava’ya giren Türkiye Erdoğan’ın ifade ettiği gibi Rojava’da doğrudan Kürtleri hedef alan bir operasyona girişirse işler hem Türkiye’de hem de bütün bölgede çığrından çıkar. 

Erdoğan Türkiye’si nerede patlıyacağı belli olmayan serseri mayın gibi. Demokrasi mücadelesini yükselterek herhangi bir patlamada ortaya çıkacak hasarı en aza indirebiliriz; yoksa hepimiz çok kötü şeyler yaşayacağız. Bu aşamada ihtiyacımız olan en önemli şey “Acil Demokrasi!”