Dêrsim, Kürdistan’ın özgünlükleriyle en fazla gündeme gelen kenti. Hakikaten, gerek sosyolojik gerekse de politik olarak oldukça özgün bir kent. Çevresindeki kentler ile Dêrsim’in iklimi arasında birçok açıdan belirgin farklar var. Coğrafya kitaplarının Iğdır için tarif ettiği, etrafını çevreleyen dağlardan kaynaklanan “mikroklima” iklim, Dêrsim’de de toplumsal olarak var, denilebilir. Kente hangi yönden girerseniz girin, bir önceki kentin gündeminden, toplumsal yapısından, politik odaklarından çok başka bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.

Dêrsim, bütün bu özgünlüklerinin yanında, bir Kürdistan kenti. Diliyle, kültürüyle, tarihiyle, yaşadığı acılar ve ortaya koyduğu direnişle Dêrsim, Kürdistan’ın efsanevi diyarlarından biri. Fakat buna rağmen, ortak acılara ve direnişe yaraşır düzeyde geniş bir birlik, uzun süredir kurulamıyordu. Halkların Demokratik Partisi ise bu birliğin ruhunu yaratmayı başardı. 7 Haziran Seçimleri öncesinde kentin politik atmosferine dahil bütün örgütler, ilk defa böylesine uzun erimli bir mücadele ittifakı yaptı. Daha önce değişik dönemlerde, farklı gerekçelerle bu birliktelikten ayrı düşen Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) da bu kez HDP’yi destekliyor. HDP etrafında oluşan bu birliğin coşkulu ruhu, kentte yapılan son mitingde de göze çarpmış, dünyanın dört yanına dağılmış Dêrsimlilere ulaşan bir heyecan dalgası oluşmuştu.

Kentteki birlik ruhunu ve yerel yönetimlerin çalışmalarını, 7. Dêrsim Festivali dolayısıyla Almanya’ya gelen Dêrsim Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Bul, Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel ve Dêrsim Barosu Vekil Başkanı Avukat Özgür Ulaş Kaplan ile konuştuk. Söyleşimizin bugünkü bölümünde ittifakın “gereği ve geleceği” yer alıyor.


Elbette orada yaşamadık bu havayı ama Dêrsim’deki son gelişmelere, hele de mitinge bakılırsa, ittifakın gelişmesinden sonra çok başka bir heyecan var gibi görünüyor. Bunu neye borçluyuz?

Mehmet Ali Bul: Yıllardır Dêrsim halkının özlemi, muradı sisteme karşı topyekün bir duruştu aslında. Dönem dönem yakalansa bile en üst seviyede bütün devrimcilerin, sosyalistlerin ilk defa bir araya geldiği, kenetlendiği bir seçim dönemi yaşıyoruz. Miting de bu dönemin ruhunu yansıtıyor.

Halkın daha önceki seçim çalışmalarında bize ilk sorduğu soru hep, “Neden bir araya gelmiyorsunuz? Sistem hepimize aynı zulmü yaparken neden ayrı ayrı duruyorsunuz? Bu sistemin işini kolaylaştırmıyor mu?” gibi sorular oluyordu. Bu seçim, bu soruların da yanıtını vermiş olduk. Büyük bir heyecan oluştu. Olması gereken, Dêrsim’e yakışan da buydu. Gidişat gerçekten herkesin beklediği bir düzeye geldi. Umarım, dilerim ki sadece seçime seçime endeksli olarak değil, seçimlerden sonrasında da yine sistemin asimilasyoncu, inkarcı, katliamcı politikalarına karşı bu birlik sürer. Böyle olursa sistemin Dêrsim’e yönelik politikalarını sürdürmesi daha da zor olacaktır. Bu açıdan bu birlik çok önemli. Büyük bir heyecan yarattı. Demokratik Haklar Federasyonu’ndan arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın da bu heyecana dahil olması, gerçekten hepimizi onurlandırdı, gururlandırdı, umutlandırdı. Dileriz bundan sonra da bu mücadele yoldaşlığı sürer.


Yani sadece seçimlere bağlı bir birlik girişimi olarak görmüyorsunuz bunu...

Mehmet Ali Bul: Hayır, kesinlikle. Sistemin topyekün talancı, inkarcı politikalarına karşı bu birlik gerekliydi. Seçim sonrasında da sistemin politikasının böyle gideceğini biliyoruz. Devrimci örgütlerde de birlik niyeti var. Dillerimiz bile değişti. Daha önceki ayrışmalarda dilde de eksikliklerimiz vardı. Ama bugünkü söylemlerimiz, sloganlarımız bizi daha da yakınlaştırdı. Umuyorum ki bundan sonra da böyle gidecektir. Bunun işaretlerini de görüyoruz.


Dêrsim şimdiye kadar da zaten politik açıdan çok renkliydi. İşte Mazgirt ve Ovacık belediyeleri DHF’li devrimciler, Dêrsim Belediyesi HDP’li devrimciler tarafından yönetiliyor. Yerel yönetimler anlamında bu birlik ruhu, şimdiye kadar oluşabilmiş miydi? Nasıl yapıyordunuz, mesela birlikte çalışıyor muydunuz?

Mehmet Ali Bul: Tam olarak birlikte çalışıyorduk desek, doğru olmaz. Ama seçimlerde yedi ilçeden ikisini devrimci arkadaşlarımızın, merkezde ise bizim kazanmamız, gelecek dönemler için bir meşale yükseleceğini gösteriyordu. Dêrsim bir isyandır aslında. Sistemin bütün baskılarına karşı bütün devrimci, sosyalist örgütlerin kendini rahat hissedebildiği bir merkezdir. Ben biraz eksikliklerimizden, yetersizliklerimizden kaynaklı kaybettiğimizi düşünüyorum. Şimdiyse bu yanan ateş, daha da yükselecek gibi görünüyor. İlçelerde de önümüzdeki günlerde daha iyi sonuçlar alabileceğimize inanıyorum.

Tabii şimdiden ilçe belediyelerimizle artık aramızdaki ilişkileri daha da aktif hale getireceğiz. Aramızdaki sorunları da daha doğru biçimde tartışabileceğimiz bir ortamı yaratabileceğiz, diye umut ediyorum.


Peki Tekin Başkan, size dönelim. Bugüne kadar Dêrsim, demokratik güçler açısından çok farklı tartışmalarla anıldı ama bugün bu tartışmaların aşılması eğilimi görüyoruz. Size ne hissettiriyor bu tablo?

Tekin Türkel: Çok güzel duygular hissettiriyor. Konfüçyüs’ün bir cümlesiyle başlamak istiyorum. Der ki, “Güneşin sana gelmesini istiyorsan, önce gölgeden çıkacaksın.” Şu anda biz, gölgeden çıktık. Böyle bakmak gerekiyor.

Günümüz koşullarında merkezi iktidarların, sistemin, gericiliğin, faşizmin, sermaye sınıfının her alanda emekçilere, ezilenlere, Kürt halkına, Kobanê’ye yönelik saldırganlıklarına Demokratik Haklar Federasyonu olarak seyirci kalmamız mümkün değildi, kalmadık da. Bu, bizimki gibi bir siyasi yapıya yakışmazdı. “Devrimciyim” diyen, “İnsanım” diyen herkesin mutlaka ama mutlaka HDP gibi güçlü bir çatı altında kendisini ifade etmesi önemli. Ben bunu Munzurların Fırat’la, Dicle’yle buluşması gibi görüyorum. Dêrsim’in Botan’la, Amed’le buluşması gibi görüyorum. Benim için bu, çok önemli.


Yani siz de sadece seçimlerle düşünmüyorsunuz bu birliği?

Tekin Türkel: Sadece seçim birlikteliği olarak görmüyorum, oldum olası da bunu ifade ediyorum. Dönemsel olarak aramızda çelişkiler olsa da, siyasi hareketler kendilerini farklı alanlarda ifade etseler de, her zaman böylesi durumlarda tek yürek, tek yumruk olabileceğimizin bilincindeydik. Bugün de bu hayat buluyor ve bizi çok mutlu ediyor.

Mehmet Ali Başkan’ın söylediklerine katılıyorum. Dönem dönem bazı eksiklerin olduğu gerçektir. Ama umut ediyorum ki bundan böyle değişecek. Dêrsim coğrafyası, halkımız ortak paydamızdır. Sadece Ovacık, Mazgirt ve Merkez’de de değil, Dêrsim’in bütününde, hatta bütün Kürdistan’da tek yumruk olarak halkın özlem ve talepleriyle örtüşen politika yürütmek, onlara sahip çıkmak, sorunlarına çözüm üretmek zorundayız. Süreç zaten haliyle bize bunu dayatmıştır. Süreç artık bunu gerektiriyor ve bu gereksinimi yerine getirmek gibi bir zorunluluğumuz var.


Peki bunun yerel yönetimlere de yansıması önümüzdeki günlerde olacak mı?

Tekin Türkel: Kesinlikle. Hatta şu süreçte bile oluyor. Şunu açık yüreklilikle ifade ediyorum herkese: Gelin, Dêrsim’i beraber yönetelim. Akil insanlarımızla bir araya gelelim, ortak çözüm noktası neyse orada buluşalım, analiz edelim ve yedi ilçenin yedisini ve il merkezimizi de kazanalım. Yerel yönetimleri birleştirelim, beraberce hareket edelim.

Şu anda da Merkez, Ovacık ve Mazgirt’te üç belediyemiz var. Bundan sonra umut ediyorum ki birbirimizin eksiğini kendi eksiklerimiz gibi göreceğiz. Bu en doğru tutumdur. Sonuçta acılarımız, sıkıntılarımız, sorunlarımız birdir. Siper yoldaşlığı altında, hayatın her alanında beraberce hareket etmek gibi bir sorumluluğumuz var. Bunu yapmamız gerekiyor. kimse ayrı hareket etme lüksüne sahip değil. Aksi takdirde biteriz. Hele de Tayyip Erdoğan’ın İç Güvenlik Paketleri’ni getirdiği, diktatörleştiği bu dönemde birleşmek zorundayız. Biliyorsunuz, daha yeni Demokratik Haklar Federasyonu’na yapılan bir operasyon var. Yarın öbür gün bize ne olacağı da meçhuldür. Bu nedenle de birlikte ve güçlü olmamız gerekiyor.


Tam da onu soracaktık. DHF’ye yapılan son operasyonlar da birliğin gereğini anlatmıyor mu? Birbirimize HDP ruhuyla sahip çıkmamız gerektiğini anlatmıyor mu?

Tekin Türkel: Birilerinin uykusu kaçtı. Rahatsız oldular. HDP’nin barajı aşması, parlamentoda en az 70 milletvekiliyle halkı temsil etmesi demek, AKP’nin geriye düşmesi anlamına gelir. Direngen, dürüst milletvekillerinin bizi temsil etmek için oraya taşınması, diktatörü rahatsız eder. Dolayısıyla bunu nasıl kıracak? Her türlü oyuna başvuracak.

Demokratik Haklar Federasyonu faaliyetçilerinin şu dönemde seçime yönelik faaliyetleri, çalışmaları var. Şu süreçte yaptıkları en önemli çalışma budur. Gözaltılar, tutuklamalar, bazı faaliyetçilerin aranır duruma düşürülmesi, baskı altına alınmaları, seçim bölgelerindeki çalışmaların bozulmasını amaçlıyor. Ama ben umut ediyorum ki daha fazla direneceğiz. Bundan önce üç saat çalışıyorsak, şimdi bunu yirmi dört saate çıkaracağız. İnadına biz bu barajı aşacağız.


Peki, Özgür arkadaşa dönelim. Dêrsim Barosu Başkanlığı’nı Uğur Yeşiltepe’den devraldınız. Yeşiltepe, Türkiye’nin Baro Başkanı olarak hapse mahkum edilen ilk yurttaşı oldu. Buna dair ne hissediyorsunuz?

Av. Özgür Ulaş Kaplan: Öncelikle şunu düzelteyim: Resmi olarak halen Uğur Yeşiltepe’nin başkanlığı devam ediyor, sahip çıkabilmek amacıyla. Ben Baro Başkan Yardımcısı’yım, fiili olarak başkanlığı yürütüyorum. Uğur Yeşiltepe’nin başkanlığının düşürülmesi gibi bir süreç olursa, buna da Baro olarak sonuna kadar direneceğiz. Baro Başkanımızın yanındayız. Böyle bir dönemde Uğur Yeşiltepe, mevcut tasfiye politikaları sonucunda bu cezayı aldı. Dava dosyasını hukuki açıdan çok ayrıntılı olarak biliyoruz. Bu dosyadan herhangi bir kişinin ceza alması, bir hukuk devletinde mümkün değildir. Tamamen özel saiklerle, kasıtla hareket edilmiştir. Duyarlı avukatları susturmak, tüm topluma gözdağı vermek amacıyla bu kararlar ortaya çıkıyor. Hukuki hiçbir boyutu yok, siyasal kararlardır. Dêrsim’de aynı şeyi sıkça yaşadık. Birçok sivil toplum örgütü temsilcisi, hukuka aykırı, komik, ciddiyetten uzak dosyalarla tutuklandılar, haklarında örgüt üyeliğinden cezalar verildi. Bunların kabul edilmesi mümkün değil.


İttifaklar konusuna geri dönersek... Baro, hele de Dêrsim gibi devlet baskısıyla anılan bir yerde, kentin en kritik kurumlarından biri. Kentteki siyasal gelişmeler de sizi doğrudan ilgilendiriyor. Bu geniş birliktelikle ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Av. Özgür Ulaş Kaplan: Biz tabii kentteki diğer sivil toplum örgütleri ve halkla beraber bu birlikteliği sevinçle karşıladık. Dêrsim’in bütün sorunlarının çözümü için Dêrsimlilerin birlik oluşturması gerekiyor. Hiçbir demokratik gücün bu birliğin dışında kalmaması gerekiyor. Son dönemde oluşturulan birliğe de bütün güçlerin katılması mutluluk verici. Biz de Dêrsim Barosu olarak bu gelişmeleri olumlu karşıladık. Bu kapsamda baro avukatları olarak HDP’yi ziyaret edip desteğimizi sunacağımızı deklare ettik. Her türlü hukuki sorunda da yanlarında olduğumuzu dile getirdik. Yine önümüzdeki seçim için avukatlardan oluşan komisyonlar kurduk. Bütün ilçe merkezlerinde ve il merkezinde avukatlar görevlendiriliyor. Seçimin adil, hukuki biçimde geçmesi için görevlilerle, müşahitlerle, ilgili kişilerle sürekli temas halinde duyarlılık göstermeye çalışacağız.

Biz tabii her şeyden önce bu birlikteliğin devamını çok önemsiyoruz. Bütün demokratik sorunların, temsiliyet sorunlarının ancak birlikte olunduğu zaman çözüme ulaştırılabileceğini düşünüyoruz.


Siz biraz daha birlik olan siyasal öznelerin dışında, bir anlamda bağımsız bir kurumsunuz. Bu nedenle herhalde bir ‘akil’ pozisyonunuz da var. Birleşen kurumlara bu anlamda çağrılarınız, önerileriniz de var mı?

Av. Özgür Ulaş Kaplan: Biz bunun sadece bir seçim ittifakı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Dêrsim’in ve bütün coğrafyanın sorunlarının dillendirilmesi açısından bu birliğin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. İnsanların sorunlara karşı birleşmediği durumlarda karşı tarafın kazandığı, ortadadır.


YARIN

* Dêrsim belediyeleri, halkçı yerel yönetimlerin yaratılması için ne yapıyor?

* Üretimden koparılan Dêrsim, nasıl projelere ihtiyaç duyuyor; bunlar nasıl hayata geçirilebilir?

* Yurtdışındaki Dêrsimli ne yapabilir?


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ