
‘Kutsal devlete karşı çıkana her şeyi yapmak mübahtır’ anlayışıyla cezaevlerinde o gençlere yapılanlar dünya ölçeğinde kara bir lekeyi oluşturmuştu. İşte yakın zamanda Metis yayınlarından çıkan Ali Yılmaz’ın kitabı bütün bunları anlatıyor :“Kara Arşiv 12 Eylül Cezaevleri”. Kitabın sunuş bölümü Horkheimer’in Akıl Tutulması adlı kitabından anlatılanlara çok denk düşen bir alıntıyla başlıyor.
Cezaevleri belgeseli gibi
Kitapta düşünceleri için yola çıkan gençlerin nasıl ‘acının ve alçalışın cehennemlerinden’ geçtiklerini bazen öfke patlaması yaşayarak bazen ağlamak isteyerek okuyorsunuz. Yazarın kendi deyişiyle kitapta, “cezaevi sürecinin tanıklarının geniş anlatı arşivi taranmış, bu arşiv içinden çarpıcı ve açıklayıcı olanlar seçilmiş ve disipliner iktidarın sistematik uygulamalarıyla eşleştirilmiştir.”
Kitap iki katmanlı. İsteyen kitabı dönemle ilgili cezaevlerinin belgeseli gibi okuyabilir. Ancak kitap bütün bu yapılanları iktidar kuramı ve disipliner teknikler açısından ortaya koyan bir felsefe kitabı da aynı zamanda. Döneme dair titizlikle gerçekleştirdiği arşiv taramaları ve tanıklıklar yardımıyla, cezaevlerinde yaşanan sürecin günümüze kadar nasıl uzandığını güçlü bir teorik zemin üzerinden takip ediyor oluşuyla türünün ilk örneği.
Bugünü düne bakarak anlamak
Bugünü bilimsel ve rasyonel biçimde anlamak için önemli bir kaynak. Çünkü bugünkü solun ve Kürt hareketinin geldiği durumla ilgili uyum ve isyanın nasıl oluştuğunu kanıtlarıyla sunuyor Kara Arşiv. Kitaptan çok şey öğreniyoruz: Toplumun dokusunun nasıl değiştirildiğini, sol yanının nasıl ezilerek toplumun adeta tek ayaküstünde kaldığını, o günden bugüne 35 yıllık bir proje gibi gelişen toplumsal değişimin kökenlerini, 80 öncesi toplumdaki sağ-sol eğilim dengesinin nasıl ortadan kalktığını, bu süreçte solun yapı ve kadrolarının nasıl öğütüldüğünü, cezaevlerinin bu noktada nasıl bir görevi üstlendiğini, medyanın ve devletin nasıl taktikler uyguladığını ve mahkemelerin nasıl işlediğini...
Korkunç işkenceler yapanların psikolojileriyle ilgili de çözümlemeler yer alıyor kitapta. Bugün hala tartışılan mahkemelerin, o zamanlar da iktidarın manevralarını hükme bağlayan yapılar olduğunu kanıtlarıyla ortaya konuyor. Baştan yatırıp sonra cezayı verme, uzun tutukluluk sürelerinin bugün ortaya çıkmadığı 1980 döneminin de en önemli yargı sorunu olduğunu gösteriyor. İşkencenin çoklu bir işleve sahip olduğunu görüyorsunuz: Bir sorgu tekniği, ceza tekniği ve caydırma tekniği. F tipi cezaevlerinin ilk tecrit örneklerinin 1980 yıllarında başlatılmaya çalışıldığını ve büyük direnişlerin olduğunu öğreniyorsunuz. Sonuç olarak ‘örgüt’ kavramından bile korkan, umutsuz düşünen, dirençsiz ve örgütsüz bir toplumun nasıl ortaya çıktığının izlerini bulabileceğimiz bir kaynak Kara Arşiv.
Bugünkü koşullarda bu yaraların kapanması ya da sarılması ihtimali bulunmuyor. Acı çekmiş bedenler, kaybolan hayaller, yiten hayatlar, umutsuzluklar, hayal kırıklıkları, dışlanmışlıklar, ekonomik sefaletlerin artık bir telafisi olamaz belki. Ancak yaraları ve acıları yaratanların toplum vicdanında mahkum edilmesi ile hafifleyebilir. 30 yıl öncesini de 40 yıl öncesini de bilmeli toplumumuz. Ve biz gerçeklerimizden kaçmak yerine onlarla yüzleşmeyi öğrenmeliyiz. Kara Arşiv bunu sunuyor bize.
NALAN TEMELTAŞ / NACİ EKSİKOÐLU