Soykırım, katliam ve savaşa dair anlatıların en son kısmına kadınlar kalır genellikle. Soykırımların acıları rakamlara sığdırılarak bilançolara dönüşür. Ama kadınların acıları da bu rakamlara sığmaz, anlatılmaz, söylenmez. Erkekler kadınlara yapılanların utancından, kadınlar ruhlarında, yüreklerinde onarılmaz acıların ızdırabından anlatamaz. Utanç da vardır bu ızdırabın içinde. Kırılmış gururu, parçalanmış ruhu karanlık sessizliklere gömer kadınları. O yüzden en son kadın hikayeleri çıkar gün yüzüne.

Çünkü kadınlar, soykırım ve katliamların en katmerlisini yaşar. Öylesi zamanlarda ölüm derman olur da eline düşmez birçok kadının. Annesinin, babasının, eşinin, çocuklarının gözü önünde katledilmesinin acısı yetmez, bir ganimet olarak pazarlara sunulur, tecavüz edilir, kız çocukları evlatlık olur. Hamile kadınların karınları deşilir, çırılçıplak edilmiş kadınlar; en sevdiklerinin gözü önünde katledilmekten beter saldırılara uğrar.
Bu gelenek hemen bütün soykırım ve katliamlarda böyle olmuştur. Yahudi, Aborjin, Kızılderili, Siyahi, Ermeni, Bosna Hersek ve Kürt katliamlarının tümünde de durum aynıdır.
Ataerkil zihniyetin utanç duvarları kadınların etrafında örülür de, kimse yıkmaya cesaret edemez. Ve cesaret edilmeye başladığı anda katliamların öteki yüzünün dehşeti bir kez daha kanatır yaraları.
Soykırımların unutulmayan esas acısı bu mudur? Acaba tüm katliam ve soykırımların rakamlara sığmayan acıları ile yüzleşirse yaralar daha erken mı kapanır?
Nisan ayında üç soykırımın yıldönümünü anacağız. Enfal, Seyfo ve Ermeni Soykırımı.
Enfal'ın kadınlarının ucu Mısır, Hindistan'dan çıktı. Ermeni ve Süryani kadınlarının binlercesinin izine bile rastlanmadı. Halen torunlarından kimliğini saklayan belki binlerce Ermeni kadın var.   
Acıların rengi aynıdır. Ama böylesi acıların kaynağı ve zihniyeti de aynıdır. Milliyetçi, faşist, rantçı, iktidarcı ve cinsiyetçi zihniyet dünyanın birçok köşesinde katliamlar gerçekleştirmiştir. Kızılderililerin yaşadığı acılar, Bosna Herseklilerin acılarından daha az ve dayanılabilir değildir. Yahudi Soykırımı, Aborjinlerin katliamını hafifletmez. Siyahilerin on yıllara varan katledilişi, beyazların uğradığı soykırımları gölgeleyemez. Kısacası hangi coğrafyada olursa olsun, hangi halk maruz kalırsa kalsın, soykırım karşı çıkılması gereken bir insanlık suçudur.
Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünde Türkiye'nin bu gerçeklikle yüzleşmesi Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından oldukça önemli bir adım olacaktır. Bu yüzleşme ve kabul tabii ki onca acıyı yaşanmamış kılmayacaktır. Ama yeni bir başlangıç olacak; bir yüzyılın daha soykırım, inkar ve imha gerçeği üzerine kurulmasını engelleyecek, gelecek nesillerin ortak yaşamı kurmasını sağlayacaktır. Halkların ve farklılıkların kendini inkar etmesini ortadan kaldıracak, daha sağlıklı bir gelecek inşa edecektir.
Devlet, soykırım ve inkar gerçeği ile yüzleşme cesareti gösterir mi?
Bu gerçeklikle yüzleşmek demek; yeni bir Türkiye demektir. Yeni bir zihniyet, algı ve pratik demektir. Şimdiye kadarki veriler bunu göstermemekte. Ancak toplumda gelişen gerçeklik devlet algısından daha ileri. Son yıllarda kendini afişe eden, soykırımla yüzleşme gerekliliğini dillendirenler çoğalıyor. Özellikle Kürt halkının yürüttüğü mücadelenin Türkiye halklarındaki demokratik dinamikleri ortaya çıkarması, halkların birbiriyle barışma eğilimini güçlendirdi. Mezopotamya'nın kadim halklarının birbiriyle buluşması ve ortaklaşması sadece Türkiye için değil, bölge açısından da çok önemli sonuçlar yaratıyor ve yaratacak. Soykırım zihniyetine verilecek en büyük cevap kanımca budur.
Bu topraklarda halklar acılarla olgunlaşıyor ve ortaklaşıyor. Ancak artık acılarla ortaklaşmanın bir kader olmaması gerekiyor bu topraklarda. Bunun için demokratik bir sisteme ihtiyaç vardır. Bunu ise devletin geliştireceğini beklemek nafile bir bekleyiş olur. Devletin mayası iktidarcılık, cinsiyetçilikle yoğrulmuştur. Savaşla gelişmiş, katliamla yayılmıştır. Gerçek bir demokrasinin gelişmesi için halkların birlikteliği gereklidir.   
Ermeni Soykırımı yıldönümünde bu topraklardan soykırım gerçeğini silecek bir zihniyeti esas almak, bunu yaşamın her alanına hakim kılmak; soykırımda yaşamını yitirenlere verilecek en anlamlı cevap olmaz mı? Binlerce Ermeni kadın şahsında tüm kadınların kapanmayan yaralarını iyileştirmenin ilk adımı olmaz mı? Bu topraklar daha kaç soykırım geçirmeli ki soykırım zihniyetini tümden yaşamımızdan çıkaralım?