Bir serhildan kenti olan Nisêbîn'de dokunduğumuz her kadın bir tarih anlatıyor. Bunlardan biri de 1992 yılında eşini faili belli saldırılarda kaybeden Kader Aktay. "Bu ölümün ardından sınıf, cins ve kimlik mücadelesi veren bir kadın haline geldim diyen Aktay, acının özgürleştirdiği bir kadın duruşunu tarif ediyor.
Mitanni Kültür Merkezi'nde bulunan Ekin Ceren Kütüphanesi'nde çalışan Kader Aktay'ın hikayesi, Nisêbîn'de yaşayan binlerce kadının hikayesinden farksız değil.
'O yıllarda yapayalnızdık'
"O dönemlerde ölmek için sadece Kürt olmak yeterliydi" diyerek, 1990'lı yılları tarif eden Aktay, "Geçmek bilmeyen o kara günlerin bir günü de eşim için ayrılmıştı. 7 aylık evliydim, karnımda bebeğim vardı. Eşim boyacıydı. Yurtseverdi. Aksi olması da beklenemezdi. Fakat Hizbullahçılar devletin maşalığını yapıp, buralarda yıllarca terör estirdiler. Eşim her iş çıkışında, alıkonulup saatlerce işkenceye maruz kalıyordu. Her döndüğünde ağzı yüzü kanlar içindeydi. Kürt halkı bugünkü gibi topyekün bir direnişten korkuyordu. Fişlenen aileler olarak yapayalnızdık. O günleri hatırladığımda, küçük bir çocuk gibi korktuğumu hatırlıyorum" diye anlattı.
Mücadelesini bilinçle yürütüyor
Eşinin 1992 yılında sokak ortasında katledildiğini söyleyen Aktay, direnişe adım atışının öyküsünü şöyle özetledi: "İlk başlarda çok zordu. Cenazesini dahi göremedik, ondan kalan eşyalarına da ulaşamadık. Aylarca hastaneye yatırıldım, aklımı kaçırdım. Karnımdaki bebeği ne zaman doğurduğumu dahi hatırlamıyorum. Aylar sonra kendime geldim. Çocuğumu da alıp, derme çatma bir evde bir yuva kurduk kendimize. Temizlik işinden tutun da akla gelecek birçok işte emek harcadım. Hem karnımızı doyurduk hem de oğlumu okuttum. Kimseye eyvallah demedim. Neyi ne için yaptığını bilen, sınıf ve kimlik mücadelesi veren bir kadın oluverdim.
Kütüphanede çalışmanın kendisini mutlu ettiğini söyleyen Aktay, acılarını bir nebze de olsa unutturduğunu söylüyor.