Tuksak ve rehine olarak Türk zındanlarına alınan Kürt yurtseverlerinin sürdürdükleri açlık grevi iki ayını devirdi. AKP iktidarı ve onun sağında solunda kümelenmiş, çıkarları için renkten renge girmiş çanak yalayıcıları, yalaka ve yardakçıları açlık grevinde bulunanların taleplerinin siyasi olduğunu, bu hakların elde edilmesi için demokratik yol ve olanaklar varken, bunun bu biçimde gündeme getirilmesine bir anlam veremediklerini dillendiriyor, hatta daha da ileri giderek Kürt hareketini suçluyorlar.
Peki durum onların iddia ettikleri gibi mi? Bu insanların büyük bir bölümü KCK adı altında sürdürülen ve 2009 Nisan’ından buyana süregelen Kürt avı kapsamında içeri alınmadılar mı? Sayıları onbini bulan bu insanlar dağ başından mı toplandı? Ellerinde silah mı vardı? Türk yasalarınca bile legal olan örgütlülükler içinde yer alan insanlarlar değil miydi?
Açık ki bugün bedenlerini demokratik ve bir o kadar da siyasi talepler uğruna ölüme yatırmış olan bu insanlar BDP’de faaliyet gösterdikleri, Kürt kimlikleriye sendikalarda yer aldıkları, gazete çıkardıkları, yazı yazdıkları, üniversitelerde legal çalışmalarda bulundukları, kadın hareketinde yer aldıkları için AKP iktidarı tarafından rehin alındılar.
Bırakalım demokratik ülkeleri, anti-demokratik ve totaliter sayılanları da dahil, dünyanın hangi ülkesinde, o ülkelerin yasaları gereği seçilmiş otuzu aşkın belediye başkanı içerde? Hangi ülkede anti-demokratik ve adil olmayan bir seçim yarışından sonra seçilerek parlamentoya girmeye hak kazanmış ve yaklaşık yarım milyonluk seçmen sayısına sahip beş-altı parlamenter korsanvari yöntemlerle zındanda? Dünyanın hangi köşesinde gazeteciler yazdıkları makale ve yazılar, yaptıkları haberlerden dolayı rehin alınıp zındana kapatılmış durumda? Dünyanın hangi bucağında kınalı kuzular, nur yüzlü nineler damda, içerde? Dünyanın hangi diyarında pankart açtıkları, yürüyüşe katıldıkları için öğrenciler tutsak? Ve dünyanın hangi ucunda parlamentoda grubu olan bir partinin düzenlemek istediği miting ve yürüyüşler, yapmak istediği basın açıklamaları yasaklanıp parlamenterler de dahil bu hakkı kullanmak isteyenler polis terörüyle karşı karşıyalar?
Demokratik yol ve yöntemler bunlar değilse, hangileri?
Kürtler, hangi yol ve yöntemi kullanırlarsa kullansınlar, Türk adaleti hep kendine yonttu. Kürtler zulme başkaldırıp dağa çıktıklarında şaki, eşkiya ve terörist; demokratik yol ve yöntemlerle hak aradıklarında ise yardımcı ve yatakçı sayıldılar. Sonuçta değişen fazlaca birşey olmadı. Kürtler tüm bunları yaşadıkça anladılar. Artık oyunun sonuna gelindi. Anlaşılması gereken bu.
Legal bir partide çalışmak, bir sendikal faaliyette bulunmak, bir gösteri ve protestoya katılmak, bu gösteri ve yürüyüşler keyfi bir biçimde yasaklandığında polise taş atmak suçsa, evet bu hakkı kullanan Kürtler suçlu. Ve yine baskın ve egemen olmayan bir etnik gruba mensup olmak suçsa, evet Kürtler suçlu ve bu suçları işlemeye, sonunda ölüm de olsa kararlılar. Bundan öte köy yok!
“Açlık grevlerini bırakın, taleplerinizi demokratik yol ve yöntemlerle savunun” diyen bay ve bayanlar başkaca hangi yol ve yöntemi öneriyorlar? Var olanın ve yaşanılanın yerine ne koyuyorlar? Bir dilin kullanılmasının yasaklanmasına 2012 yılında dahi “ayıptır, günahtır, zulümdür” diyorlar mı? “Çözülmesi gereken en önemli sorun” olarak gördükleri Kürt sorununun çözümünde önemli bir aktör olarak niteledikleri Öcalan üstündeki keyfi tecritin ne anlama geldiğini görmeyecek kadar körler mi? Ve bu hakların karşılanması için kendi canlarını feda etmeye kararlı bu insanlara karşı “gözünün üstünde kaşın var” demeye cesaret edemedikleri Kasımpaşa lümpeninin yağlı urgan ve ilmikle şantaj yapmasına ne diyorlar, bunu nereye koyuyorlar?
Yolun sonu göründü. Kürtler sonunda ölüm de olsa ışığa yönelim içindeler. AKP’nin de, ona yardakçılık yapanların da, onun kapısında kemik bekleyenlerin ve onunla bir gelecek umanların da anlaması gereken bu. Yoksa Kürtler TC’ye ne silah çekip dağa çıkarlardı, ne de sonu tutsaklık ve işkenceyle biteceğini bildikleri “demokratik yol ve yöntemleri” denerlerdi.
Açlık grevinde olan, o güzel ve tertemiz bedenlerini ölüme yatıran yiğit insanlar, baba ve dedelerinden devraldıkları borcu çocuklarına ve bir sonraki nesle devretmemeye ant içmişler. Ve nefislerine gem vurmuş bu insanlar ne gerekiyorsa yapmaya kararlılar.
Tarih onları da, ellinde yağlı urganla dolaşanlara arka çıkanları da, dün nasıl yazdıysa, yarın da yazacaktır. Açın bakın tarihe, açın bakın son 30 yılın nüfus kayıtlarına. Alişêr ve Zarifelerin, Mazlum ve Egitlerin, Besê ve Bêritanların sayısına. Bu size birşey anlatmaya yetmiyorsa, dolaşmayın ortalıkla insan kılığıyla!
msahin1@web.de
Açlık grevcileri dağdan mı alındı?