Kürdistan ve Türkiye zindanlarındaki tutsaklarla Avrupa’daki Kürt siyasetçiler, yurtseverler, gazeteciler ve kadın hareketi temsilcilerinin yürüttükleri açlık grevleri sonuçlandı. Ölüm sınırına gelen açlık grevcilerinin yaptıkları açıklamalar eylemin neden sonuçlandığını çok açık ve net bir biçimde ortaya  koymuştur. Eylemler amacına ulaşmıştır. Bu nedenle çeşitli çevreler ve KCK’den gelen çağrılar sonrası eylemler son bulmuştur.
Cezaevlerinde ve Avrupa’daki eylemlerin siyasi etkiler yarattığı tartışmasızdır. Her ne kadar Türkiye’de hükümet, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri sessiz kalsalar da, onları da etkilediği açıktır. AKP yaptığı uygulamalarla önemli düzeyde teşhir olma sürecine girmişti. Bu açlık grevleri teşhir sürecine ivme kazandırmıştır. AKP’nin yüzündeki maske biraz daha aşağı inmiştir. Demokratik çözüm gerçekleşmediği takdirde gerillanın silah bırakmayacağını bile bile “Silah bırakılırsa operasyonlar durur” söylemi bile AKP’nin ne kadar sıkıştığını gösterir. “Silah bırakılırsa operasyonlar olmaz” sözünün demagoji dışında hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Ancak PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürt sorununda gerçek muhatap olduğu bu söylemle bir kez daha açığa çıkmıştır. Nitekim CHP’nin hiçbir görüşme olmadığı halde “PKK ile görüşmeler sürüyor” demesi bu gerçeği ifade ediyor.
KCK ile görüşmelerin olmadığını KCK’li yetkililer defalarca dile getirdiler. Bu tür söylemlerin halkın AKP’nin tasfiye politikasına karşı mücadelesini gevşetmek için psikolojik savaş merkezileri tarafından gündeme getirildiği söylendi. Ancak Başbakan son açıklamasıyla muhatabın kim olduğunu ortaya koydu. Muhatap görmeseydi böyle bir çağrı yapmazdı. Ancak bu tür sözler demagojiyle toplumu kandırmak için söylediğinde bir şey ifade etmiyor. AKP sadece Kürt Özgürlük Hareketi karşısında yaşadığı çaresizlik nedeniyle bu tür söylemlerde bulunma ihtiyacı duyuyor. Öte yandan askeri ve siyasi operasyonlar Kürt halkında büyük bir öfke yaratıyor. Bu durum birçok çevre tarafından eleştiriliyor. Bu da hükümette bir sıkışma yaratıyor. Bu söylemle biraz da olsa bu sıkışıklıktan kurtulacağını düşünüyor.
Hükümetin bu sıkışıklığında Kürt halkının ve gerillanın mücadelesi tabii ki önemli etkendir. Ancak açlık grevleri de AKP’nin teşhir olmasında ve Kürt toplumunun mücadele azminin pekişmesinde önemli etkide bulunmuştur. Açlık grevcileri toplumun AKP’ye öfkesini böyle bir eylemle dışa vurmuşlardır. Kürt Halk Önderi’ne uygulanan ağır tecrit, tehdit  ve şantaj politikalarına Kürt halkının duyduğu öfkenin temsilcisi olmuşlar, yaşamlarını ortaya koyarak bu sesi daha fazla toplumsallaştırmışlardır. Önderlik söz konusu olduğunda tüm Kürtlerin fedai olacağı bir kez daha görülmüştür. Zaten Kürt Halk Önderi engellemezse, binlerce genç her türlü fedai eylemi yapmaya hazırdır.
Açlık grevleri toplumdaki öfkenin ve mücadele potansiyelinin açığa çıkması açısından Türk devletini ürkütmüş, Kürt halkına ve dostlarına da moral vermiştir. Kürt soykırımında Türkiye’ye destek veren Avrupa bile Kürtlerin tutumu karşısında sessizliğini bozmak zorunda kalmışlar, birçok temsilcisinin ağzından bu eylemi ciddiye aldıklarını ortaya koymuşlardır.
Cezaevleri ve Avrupa her zaman Kürt Özgürlük Mücadelesinin önemli mücadele gücü olmuştur. Cezaevleri ve Avrupa’daki Kürt halkı duruşuyla özgürlük mücadelesinin çok önemli moral değerleri olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Dolayısıyla Kürt halkı her zaman tutsakların eylemini ciddiye almış, bu eylemlerin etrafında mücadeleyi yükseltmeyi sadece siyasi değil vicdani sorumluluğu olarak görmüştür.  Avrupa’daki Kürt halkının mücadelesi en zor durumlarda her zaman Kürt özgürlük mücadelesine bir soluk olmasını bilmiştir. Avrupa’daki Özgürlük Hareketi’nin takipçileri, demokratik siyasetçiler bu defa da tarihte önemli bir iz bırakacak bir eyleme imza atmışlardır. Açlık grevcilerinin eylem süresince gösterdikleri duruş gerçekten de takdire şayan olmuştur. Nitekim halk onları bağrına basmış, bu eylemleriyle gurur duymuştur.
Avrupa’daki açlık greviyle birlikte Avrupa’daki Kürt toplumu yeni bir direnişçi ruh, karakter ve kimlik kazanmıştır. Avrupa’daki Kürt toplumunun yurtseverlik ve direnişçilik ruhu yeni değerlerle bezenmiş ve güçlenmiştir. Avrupa’daki Kürt halkının direniş tarihindeki dönüm noktalarından biri de bu açlık grevleri olmuştur. Açlık grevleri öncesi Avrupa’daki Kürt toplumunun ruhu ve değerleriyle açlık grevleri sonrası aynı değildir. İradeli ve direnişçi ruhu gelişkin yeni bir toplum ruhu yaratılmıştır. Başta açlık grevcileri olmak üzere Avrupa’daki tüm Kürt halkının ve demokratik Kürt kurumlarının bunda payı bulunmaktadır.
Avrupa halkının direnişçi karakterinin üst düzeyde yeniden oluşması Kürt özgürlük mücadelesinin 2012 yılındaki mücadelesine büyük etkide bulunacaktır. Bu eylemler 2012 yılının da büyük bir direniş yılı olarak geçeceğini açıkça göstermiştir. Gerillanın her türlü askeri operasyon karşısında gösterdiği direniş, tüm siyasi soykırım operasyonlarına rağmen Kürt demokratik siyasetçilerinin onurlu ve iradeli duruşu bunun kanıtıdır.
AKP 2012 yılında karşısında direnen bir halk bulacaktır. Kimi çevrelerin, demokratlık ve Kürtlük adına Kürt Özgürlük Hareketi’ne mücadeleyi bırak çağrıları bu mücadele kararlılığı karşısında havada uçup kaybolmaya, hiçbir pratik değeri olmayan seslerden ibaret kalmaya mahkumdur.
2012’ye böyle bir doğrultu kazandıran açlık grevcilerini bir kez daha selamlıyoruz. Mücadeleye kattıkları değerlerin Önder Apo’nun ve Kürt halkının özgürlüğünü mutlaka sağlayacağına inanıyoruz.