Kendi bedenlerini, bir millete yapılan zulmü teşir edip, durdurmak için ölüme yatıranları, sahiplenmek onların mücadelesine katılmak ve olabilecek ölümleri engellemek, insani, vicdani vazifemiz ve sorumluluğumuzdur.

Bir milletin insani ve doğuştan kaynaklı doğal haklarını ellerinden alanlara karşı, mücadele etmek, insan olmaktan kaynaklı bir zorunluluktur. Tarih ve gelecek nesillere adil bir yaşam bırakmanın da tek çaresi bu haklı mücadeleyi büyütmektir. Binlerce yıldır bu kutsal topraklar üzerinde yaşamını idame ettiren, kadim Kürt milletinin, yok olmasını engelleyip durdurmak, tarihi ve dini açıdan bir farizadır.

Bu farizanın ve sorumluluğun hayata geçirilmesini sağlamak için, açlık grevleri biçiminde bir karşı koyuş başlatan, bu erdemli insanları yalnız bırakmamalıyız. Onları yalnız bırakmak, kendi insanlığımızı kirletmek, dünya ve ahiret vebalinin altında kalmaktır. Öldürmelere, yıkımlara, aç bırakarak teslim almalara karşı, tarihte eşine ender rastlanabilecek bir mücadele ile bu gaddarlığa karşı koyanlar, şimdiden tarihe mal olmuşlardır. Bu mücadelenin Rehber ve Kahramanları insani, dini ve tarihsel olarak sorumluklarını da yerine getirmişlerdir. Ağır zulüm ve zalimane saldırılar karşısında, bedenlerini mum gibi eriterek, direnen bu insanlar, sadece bu zulmü kaba ve vahşice sürdüren, soykırımcı Turan devletine karşı değil, aynı zamanda dünyayı yönetenlerinde, insan hak ve hürriyetini koruyucu ve yazılı kurallar, yasalar vaaz edenlerinde, maskelerini düşürmüşlerdir. Bizler gibi, kendilerini yurtsever, dindar, insan hakları savunucusu olarak görenleride, söylediklerimiz ve yaptıklarımızla yüzleştirmişlerdir. Bizleri savunduğumuz değerlerle bir imtihana tabi tutmuş durumdadırlar. Bu imtihanın başarılıları, süresiz-dönüşümsüz açlık grevine katılanların yanında saf tutanlar, ölümler yaşanmadan bu tecridin kaldırılmasına aktif olarak katılanlar olacaklardır. Bu mücadeleye katkı sağlamayanlar, imtihanı kaybedeceklerdir. Leyla Güven rehberliğinde yüzlerece insan, tecridin bir insanlık suçu olduğunu, bu suçu uygulayanların, sessiz kalanların, gafil olanların, bu suça ortak olduklarını tescil etmektedirler. İnsan haklarından, hümanizmden ve dindarlıktan dem vuranların, nasılda bu suç karşısında kör, sağır ve lal olduklarını ortaya çıkarmışlardır. Kürdistanî davayı amaç ettiklerini söyleyenlerin ve Kürt milletinin haklarını savunduklarını propaganda edenlerin de, hakikatlerini aşikar etmişlerdir. Kendine müslümanım diyenlerinde, kardeşlik propagandası yapanlarında nasıl münafıklar olduğunu ispatlamışlardır. Samimi ve ihlaslı müslüman kimdir?

Kuran’ın Müslümanı barışı savunandır, savaşa karşı olandır, haklının ve mustadafın hakını koruyandır. İnşa edendir, vakf edendir, tamir edendir, fesadı ve fitneyi engelleyendir, müfteriye tavır alandır, yalancıya yüz vermeyendir, maddi gücün peşinden sürüklenmeyendir, şartlar ne kadar ağır olursa olsun, haktan ve adaletten asla taviz vermeyendir. Samimi Müslüman, çevresinde olup biten, her harekete karşı sorumlu düşünen ve sorumluklarını yerine getirendir.

Sahtekar ve İktidar Müslümanları ise; saldırandır, katledendir, cizyeye bağlayandır, zulm edendir, Allah adına yalan konuşup Allah’a iftira edendir, çalandır, iftiracıdır, yalancıdır, ahlaksızdır, ibadetlerinde gösterişçidir, hokkabazdır, din istismarcısıdır ve işgalcidir.

Her kötülüğün bir neticesi vardır ve bu netice mutlak yaşanacaktır. Barışın gelmesini engellemek ve Kürt milletinin iradesini yok etmek için tecriti derinleştirenlerinde, işi artık kolay olmayacaktır. Ölüm oruçları, beraberinde birçok meseleyi de netleştirecektir. 2013’te başlatılan barış görüşmeleri ve umudu, ülümlerin ve yıkımların geçici olarak, durdurulmasına sebep olmuştu. Kürdü inkar imha siyaseti ile yok etmeye çalışanlar ve Kürdü sadece silahlı mücadele ile tanıtmaya çalışanlar, barış kapısının aralanmasından korktular. Onlara göre Kürt, silah dışında bir şey bilmeyendir. 2013’ün Newrozunda barış girişimi ile ortaya çıkan enerji, inkarcıları ve imhacıları korkutmuştur. Kürtler kısa bir dönemde beraber yaşadıkları toplumlara haklı olduklarını anlatmış ve Kürt toplumu bu ortam da daha rahat bir şekilde ittifakını geliştirebilmiştir. İnkar ve imhacı sistem, Kürdü asimile etme ve bitirme planları yapmışken, Kürtler yüzde 13 oy alarak Turan sistemini felç etmiştir. Mazlum ve Müslüman diye sisteme baş olanlar, Kürtler ve sistemin mağdurları karşısında, müstekbirleşmiş ve mağrurlaşmışlardır. Irkçı ve faşist MHP ile Ergenekoncu Perinçekle aynı mevzide savaşmaya ve Kürdü ortadan kaldırmak istemişler, taş üstünde taş, gövde üzerinde baş bırakmayacaklarına yemin etmişlerdir. Onbinlerce Kürdün başını gövdelerinden ayırdıkları ve Kürdistanda taş üstünde taş bırakmadıkları halde Kürdü yenilgiye uğratamamışlardır.

Leyla Güven’in başlatmış oluğu bu mücadele ile müstekbirlerin güçlü olmadığı da anlaşılmıştır. Şimdi zalimlerin ve müstekbirlerin gediğinde açılan bu deliği büyütmenin ve bu zalim sistemin yıkılmasının tam zamanı. Dürüst Müslümanı, Kürdü, Alevisi, işten atılanı, işçisi, memuru, kadını, genci, Turan sisteminin bütün mağdurları, açlık grevi direnenlerine ses katmalı ve kuvvetlerini birleştirmelidirler. Mazlum ve mağdurların ittifakı, Turani sistem dağıtacaktır.

‘Her Ümmet (Zümre) için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilir, nede öne alınabilirler. (tam zamanında Çökerler dağılırlar).(ARAF 34)

Her ecele bir sebep lazımdır. Bu sistemin ecel sebebi de Açlık grevleridir. Şimdi sıra bizde, hep beraber bu mücadeleyi yükselterek, bu zalim zümrenin eceline sebep olalım. Buda bizim dini, insani ve milli sorumluluğumuzdur.