90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili görülen davanın 2. duruşmasında tutuklu buluna Ayhan Çarkın "Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa kimse pervasızca bu cinayetleri işleyemez. Herkes bilgi sahibidir. Bu cinayetleri işleyenler siyasi ve ekonomik rant elde etmişlerdir. Ellerime Kürt kanı sıçradı, şimdi o kanı temizliyorum" dedi. Ve ilginçtir duruşma sonrası mahkeme davanın tek tutuklu sanığı Ayhan Çarkın’ın tahliyesine karar verdi. Aralarında Mehmet Ağar, Korkut Eken ve İbrahim Şahin gibi hakkında yasadışı teşekkül oluşturma konusunda kesinleşmiş mahkeme kararları varken tüm sanıklar serbest.

Oysa İddianamede suç şöyle anlatılıyor: "Suç tarihlerinde Emniyet teşkilatında görevli olan Mehmet Kemal Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken ve diğer bir kısım teşekkül/örgüt mensuplarının terörle mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde ve kendi çıkarlarını gözeterek her türlü yasa dışılığı meşru sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem olarak benimseyerek cinayetler işledikleri anlaşılmıştır.”
Sadece onlar mı? Gerçek bir yüzleşme, hesaplaşma ve adalet olmadığı için bugün birçok eli kanlı katil aramızda dolaşıyor.
***
Türkiye’nin yakın tarihi; katliamlar, kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir.
Toplumun büyük bir kesimi de yaşananları normal bir şeymişçesine kanıksadı. Konuyu gündeme getirmeye çalışanlarsa baskı gördü, cezalandırıldı. Buna rağmen bundan vazgeçmeyen insanlar oldu.
"Geçmişi yok saymak, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir.” Der Ariel Dorfman.
İşte adalet kıvılcımının sönmemesi için, Cumartesi Anneleri 486’inci kez yine ‘kayıp’ları için Galatasaray Meydanı’nda toplanıp her hafta olduğu gibi kayıplarının akıbetini soracaklar.
Türkiye’deki insan hakları örgütleri kayıtlarında kayıp adı altında yüzlerce kişinin isim listesi bulunuyor. İsimler devlet arşivlerinde de yer alıyor.
Son 30 yılda devletin Kürtlere karşı yürüttüğü kanlı savaşta karanlıkta kalan birçok sayfa var. Bu sayfalar aydınlatılıp gereği yapılmadan gerçek bir barış sağlanamaz ve demokratik düzen oluşturulamaz.
Baskıcı rejimlerin yaşandığı ülkelerde bu rejimlerden çıkış süreçlerinin hemen hepsinde (Şili, Arjantin, Güney Afrika, Guatemala, Endonezya, Ruanda) hakikatleri araştırma komisyonları kurulmuştur. Amaç yaşanmış olan insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak, geçmişle yüzleşmek ve toplumda bir uzlaşma yaratmaktı.
Yapılan insanlık dışı olaylar tamamıyla anlatılmadığı için Fırat’ın batısı hala bölgede yaşananları tüm boyutlarıyla bilmiyor ya da anlatılanları abartı olarak görüyor. Kirli savaşın tüm toplum tarafından doğru şekilde kavranabilmesi için hakikatleri araştırma komisyonlarının kurulması gerekiyor.