Naziler, önce komünistleri
tutukladılar;
Komünist değilim diye
ses çıkarmadım.
Sonra Yahudileri tutukladılar,
"Yahudi değilim ki" dedim,
sesimi çıkarmadım.
Sosyal demokratları tutukladılar,
"Savunmak bana mı kaldı"
dedim, sesimi çıkarmadım.
Sıra bana geldiğinde,
Etrafta tutuklanmama
ses çıkaracak kimse kalmamıştı!
Bu sözler, Nazi faşizmi döneminde toplumsal reflekslerin nasıl yok edildiğinin öyküsü. Bugün faşist uygulamalar altında kırıma uğratılan Türkiye toplumunu iyi anlatıyor. Hitler, II. Dünya Savaşı sırasında milyonlarca Yahudi’ye uyguladığı soykırımı, iktidara geldiği 1933 yılında önce komünistlere, sosyal demokratlara, sendika başkanlarına, eşcinsellere, Yahova Şahitleri üyelerine ve adli suçlulara uyguladı. Akıl tutulması yaşayan Almanya toplumunun gelişim öyküsü bu! Erdoğan da toplumun tüm kesimlerine eş zamanlı ya da sırayla birçok soykırım uyguladı. Bunun öyküsünü tarih hangi sözlerle aktaracak gelecek kuşaklara?
"Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama, adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır." Bu sözler Nazi toplama kamplarından kurtulan ve geçen yıl yaşamını yitiren Nobel Barış ödülü sahibi edebiyatçı, Elie Wiesel’e ait. Bu söz aklıma Türkiye toplumunu getiriyor. Yakın ve uzak Türkiye tarihinden olayları hatırlatıyor. Cizre bodrumlarında gerçekleştirilen soykırım aklıma gelmiyor, çünkü o hiçbir zaman aklımdan başka bir yere gitmiyor. Wiesel’in ve daha pek çok Yahudi insanın kollarına vurulan damga misali, Cizre kalbimize-ruhumuza vurulan bir faşizm damgası.
Bu soykırımlar yaşanırken sessiz kalan Türkiye toplumu acaba bir adalet sorunu görmedi mi itirazını yükseltecek? İnternette Cizre bodrumlarında yapılan katliam anını; günde birkaç kez dinleyip zevk aldığını söyleyen Türk erkeklerini hangi toplum eğitti, kim bunca canavarlaşmasına ve insanlıktan çıkmasına göz yumdu? Türkiye toplumunun –özellikle kendisini Türk olarak tanımlayanların- adaletsizlik algısının açılması için daha ne yaşanması gerekiyor? Göğe yere sığdırmadıkları Mehmetçik’in boğazı kesildi, yerlerde sürüklendi, elbiseleri çıkarılıp üzerinde tepinildi. Bu toplumun kendisince kutsal gördüğü değerler ayaklar altına alındığında bile güçlü bir toplumsal refleks gelişmedi. Türkiye toplumunun yüzyıldır süren "adaletsizliğe itiraz edememe beceriksizliği"ni hangi sosyolojik analizlerle açıklayacağız?
Başkanlık sisteminin referanduma götürülme sürecinin siyasal, sosyolojik ele alınacak çok yönü var. Benim önemsediğim yönü, AKP faşizmini sessizliği ile büyüten Türkiyeli toplumsal kesimlerin hatalarını telafi edebilmeleri önündeki son tarihi şans olması. Bu hata insanın insan olmaktan uzaklaşmasıyla ilgili yaşamsal bir konuda işlenmiş. İnsan da, toplumlar da tarihe kabul ve retleri ile geçerler. Tercihleri ile geçerler. Yaşam insanları onur ve özgürlüklerine dair eylem ya da eylemsizlikleri ile insan olmanın sınavına tabii tutar. Özellikle tarihi anlarda atılan en küçük adımlar, söylenen sözler, sergilenen davranışlar tarihin akışını değiştirebiliyor. Tarihte bunun birçok örneği var.
Türkiye’nin yakın ve uzak tarihinin en temel öznelerinden biri; zulümleri, adaletsizlikleri sessizce izleyen bananeci topluluktur. Bu topluluğun sosyolojisinin özgürlük lehine değişme şansı kazanabileceği tarihi bir an’ı yaşıyoruz. Bu yüzden referandumda evet ya da hayır oyu kullanmak, bunlardan birinin kazanması için canla başla mücadele etmek basit bir siyaset süreci değildir. Türkiye halkları için, özgürlükle kölelik, maddiyatla maneviyat arasında yapacağı bir tercih sorunu! Bu anlamda Pınar Altuğ’un dediği gibi; evet demek, kendi köleliğine onay vermektir, köleliktir.
Türkiye toplumu için, bunca şeyden sonra ne anlamı var? demeden, daha fazla zulüm gelir diye korkmadan, Başbakan yardımcısı ve Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş’un ‘Referandumda evet çıkarsa terör’ biter tehdidine kulak asmadan; adaletsizliğe itiraz etme becerisini sergileme zamanı. Devrim, demokrasi, kadın özgürlüğü ve sosyalizm adına mücadele edenlerin ise bu beceriyi sergilemeye öncülük etme zamanı…