‘Almanya dost olmak isterse dost oluruz. Almanya eğer bize negatif bakarsa biz de öyle bakarız. Neden bakmayalım neden ezik duralım.“
Kim diyor bu lafları?
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu.
Almanlar günlerden beri Çavuşoğlu’nu ve öteki Bakanları rezil kepaze etmiş. Bu hala “bize negatif bakarsa biz de öyle bakarız” deyip duruyor.
Bundan daha “negatif” nasıl bakılır?
“Negatif bakarsanız, biz de negatif bakarız, neden bakmayalım, neden ezik duralım” laflarını nerede ediyor? Koca Almanya’da konuşacak bir karışlık yer bulamadığı için, Konsolosluk binasının “balkonundan”, aşağıda birikmiş bir avuç AKP’liye sesleniyor.
Hamburg’da 70 bine yakın Türkiyeli yaşıyor. Bunların 30 bini Alman vatandaşı.
Ve Türklerin dışişleri bakanı, Hamburg Belediyesi tarafından “istiskale” uğratılmış, onu desteklemeye gele gele işte yüz kadar Türk gelmiş.
O hala “Bize negatiflik yapma ey Almanya yoksa ben de negatif olurum” demekte.
Adamın biri, tanıdığı bir aileye misafir olarak gelmiş. Ev sahipleri ona baş köşede bir yatak hazırlamışlar, önüne bir kuş sütü eksik, sofralar döktürmüşler. Bir gün böyle geçmiş. İki gün öyle. Misafir bir türlü gitmek bilmiyormuş. Zavallı ev sahipleri önce yemeklerin çeşidini azaltmışlar. Sonunda önüne bir kuru ekmekle soğan koymuşlar. Misafir bunları mideye indirmiş, bir de üstüne ev sahiplerine teşekkür etmiş. Bakmışlar adamda yüz yok surat yok. Yatağını baş köşeden kaldırıp, penceresiz yan odaya sermişler. Misafir’de “tık” yokmuş. Karanlık havasız odada mışıl mışıl uyur, kalkınca da ev sahiplerine, “oooh, iyi bir uyku çektim, hayırlı sabahlar” filan diye sırıtırmış.
Karı koca bakmışlar adam anlamıyor. Bu defa misafirin yatağını sokak kapısının dibine sermişler. Ertesi sabah misafir, “ne iyi ettiniz de sokak kapısının dibine döşeğimi serdiniz, kalkmamla kahveye gitmek için sokağa çıkmam bir oluyor, ellerinize sağlık” diye pis pis sırıtırmış. En sonunda ev sahiplerinin tepesi atmış. Bunun yatağını kaldırıp sokağa atmışlar. Akşam misafir bakmış yatak sokakta. Kapıyı çalmış. Evsahipleri kapıyı aralamışlar. Misafir burnunu aralıktan içeriye doğru sokmuş, “bu yaptığınıza istiskal denir” demiş.
Türk devletini yönetenler de o hesap. “İstiskalin” bin çeşidine maruz kalmışlar, her gün Alman TV’lerinde rezil kepaze edilmişler, hala “sakın negatif olmayın, biz de negatif oluruz” demekteler.
Dün yazdım. Ekonomi bakanı Zeybekçi, 70-80 bin Türkiyeli’nin yaşadığı koca Köln kentinde iki defa “yasak” yedikten sonra, kendisine “verilen izin” ve “tahsis edilen minicik otel salonu” için, topu topu 30-40 AKP’linin önünde, Alman devletine, hükümetine, yerel yönetimine durup durup “teşekkür” etmiş, Almanya’ya “vatan”, “dost evi” filan gibi laflarla yaltaklanmıştı.
Böyledir.
Bunlar silahsız Kürt köylülerine güç yetirirler. Onların püf desen uçacak kerpiçten evlerini, Nusaybin’de, Lice’de topa tutarlar. Kabadayılıkları, Kürt kadınlarına, ihtiyarlarına, silahsız çocuklarına karşıdır.
Ama Rojava’dakiler, Minbictekiler “savunmasız” değiller.
Düne kadar “bir Amerikalı’yla, bir Rusla dans ederim, ikisinin arasından sıyrılırım” kurnazlığıyla idare ederlerken, Amerikalı’yı Rusla oynaşırım, Rusu Amerika’yla kırıştırırım diye “korkutmaya” çalışırlarken, Antalya’da karşılarına bu iki ülkenin Genelkurmay Başkanlı birlikte çıkıverdi. Yüzyüzeyken numara yapma imkanı ortadan kalktı.
Nasıl kalktı?
Şöyle: Reisleri “ilk hedefiniz Minbic, ileri” diye başkomutanlık taklidi yaptıktan sonra, Minbic’in sınır köylerinden Rusya bayrakları, Minbic’in içlerinden Amerikan bayrakları yükseliverdi; her iki devlet, “DAİŞ’le savaşın, buralardan uzak durun” deyiverdi.
“Kader utansın”. Avrupa’da “istiskal”, Minbic’te “istiskal”. Vah vah...
Denge mi dersiniz, parametre mi, logaritma mı, ispirtizma mı, ne derseniz deyin, hatta isterseniz “abidik gubudik” diye zırvalayın, Kürtlük Ortadoğu’da inkarı mümkün olmayan bir gerçekliktir. Ve Avrupa’dan, Rusya’dan, ABD’den yediğiniz dayakların acısını Kürtten çıkarma rezilliğinin de artık sonuna gelmiş bulunuyorsunuz...
Newroz’a az kaldı çünkü...