Cihan EREN

Türk devleti, Kürt insanı kadar Kürdistan coğrafyasına da düşmandır. Bu devlete göre Kürdistan sınırları dahilindeki her şey düşmandır. Ve yok edilmesi gerekmektedir. Gerilla mücadelesinin başlamasından bu yana Kürdistan'ın özellikle dağlarına, ormanlarına ve taşlarına saldırıyor. Efrîn’de tarihi mekandaki taşları bombalayarak heykelleriyle birlikte yıkmıştı. Gerillaya hava saldırıları adı altında onlarca kayalığa bomba yağdırmaktadır. Efrîn’de zeytin ağacı düşmanıdır. Her gün zeytin bahçelerini yakmakta ve kökünden sökmektedir. Kürdistan dağlarında meşelere düşmandır. Ateşe verip yakmaktadır.

Türk devleti Erdoğanlaştıktan bu yana Kürdistan coğrafyasına daha fazla düşmanlık ediyor. Birçok hava saldırısını sırf Kürdistan ormanları yanıp kül olsun diye yapmaktadır. Kürdistan dağlarındaki ormanları yakarak Kürdistan coğrafyasının bereketini, güzelliğini yok etmek istemektedir. Bunlar kutsal topraklarda yaşam kalsın istemiyorlar. Daha ilk okuldan itibaren çocuklara ağaç dikme ve ormanları koruma sevgisi aşılamaya çalışan devlet, Kürt ormanları söz konusu olduğunda tam bir orman katili olmaktadır. Son olarak “Yunanistan’daki orman yangınının söndürülmesi için her türlü desteği sunmaya hazırız” açıklaması yaptığı günlerde Cudi ve Dersîm başta olmak üzere Kürdistan'ın birçok yerinde ormanları yakıyordu bu devlet.

Dersîm başta Kürt Alevi inancına sahip Kürtlerin olmak üzere tüm Aleviler için kutsal bir mekandır. Dersîm’in neredeyse tüm dağları, ormanları, çeşme ve çayları kutsal kabul edilmektedir. Kutsal kabul edilen bu harika doğa parçası, başta Dersîmliler olmak üzere tüm Alevilerin kimlik ve kültür değeri olmuştur. Dolayısıyla Dersîm ormanları yakılınca Dersîmlilerin ve Alevilerin manevi kimlik değerleri de yakılmış sayılmaktadır.

Alevilerden daha geniş insan topluluğunun kutsal saydığı bir diğer alan olan Cudî dağı da bu kutsallıklar düşmanı devlet tarafından yakılmaktadır. Bir süredir Cudî dağının ormanları yanmaktadır. Cudî yandıkça kutsal efsanenin yarattığı inancın değerleri de ağaçları ve çiçekleriyle birlikte yanmaktadır.

Kürdistan toprakları İbrahimi dinlerin tarifine göre cennetten bir parçadır. İbrahimi dinlerin ilki Museviliğin kutsal kitabı Tevrat, Yaratılış bölümünde Aden Bahçesi dediği cenneti tarif ederken Aden Bahçesi’nden bir ırmağın doğduğunu ve dört kola ayrıldığını söyledikten sonra saymaya başladığı bu dört ırmağın, “üçüncüsünün adı Dicle’dir, Asur’un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat’tır” demektedir. Bu çok net kutsal tarife göre Kürdistan'ı yakanlar cenneti yakmaktalar. Cennet bağ ve bahçeleri ile tanımlanırken cehennemse ateşi ile bilinmektedir. Türk devleti Kürdistan'ı yakarken cennet toprakları cehenneme çevirmek istemektedir. Cennetin Rıdvan’ı cehenneminse Zebanisi vardır. Kürt gerillaları halkıyla bu cennet toprakları bağ ve bahçeleriyle kalsın, insanlar karınlarını doyursun diye Rıdvanca bir duruş içindeyken, Türk devleti tam zebanice çalışmaktadır. Zebani, Kürt halkını ve diğer tüm halkları cehennemvari bir ortamda yaşamaya mahkum etmek için kutsallara saldırmakta, kutsalları barındıran toprakları her yıl yakmaktadır. Türk devleti Erdoğan ile birlikte çok daha fazla tarımın; bağ ve bahçenin, meşe ve zeytin ağaçlarının düşmanı olmuştur.

Yahudiliğe karşı olup kutsal metinlerinin ‘değiştirilmiş’ olduğuna inanan bir Müslüman, Tevrat’taki Dicle ve Fırat isimlerini ‘uydurma, sonradan eklenmiş’ türünden değerlendirebilir. Ancak Kürdistan'ı kutsal yaşam yeri sayan, yaşamın yeniden başladığı topraklar olarak gören sadece Tevrat değil. Zerdüşt’ün Avesta’sı Arya dediği bu toprakların hatırına yeryüzünde yaşamın sürdüğü diğer memleketleri yarattığını belirtmektedir. İslam'ın kutsal kitabı Kur'an’sa ikinci Adem kabul edilen Nuh peygamberle başlayan yaşamın startının Kürdistan'da verildiğini bildirmektedir. Kur'an’ın Hud Suresi’nin 44. Ayeti’nde “Nihayet "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök suyunu tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; gemi de Cudî dağının üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.” Demektedir.

Tanrı Adem’i yarattıktan sonra Aden bahçesine koyduğunu bildirmektedir. Adem için Aden olan yer, Hz. Nuh için Cudî dağının zirvesinden ya da Cudî’nin kadim sahiplerinin diliyle Navsera Cudî’den başlamıştır. Tufandan kurtulduklarına inanılan ehl-i Sefine seksen kişinin kurduğu ilk yerleşim yeri olan Heştan köyünde (seksenlerin köyü) çoğalıp sayıları artınca Şehr-i Nuh, Türkçe telaffuzuyla Şırnak şehri kurulmuştur. Kutsal efsaneye göre Cudî ve çevresi Hz. Nuh için Aden bahçesidir. Tanrı ona ve iman edenlere orayı münasip görmüştür. İkinci Aden bahçesi sayılması gereken Cudî dağındaki bereketi yakan Erdoğan ve şürekâsı, Nuh’un söylediklerini dinlemeyen, inanmayıp ahlaksızlıklarıyla tufanın kopmasına neden olanların taifesindendir. Uçakları, tank gülleleri ve havan toplarıyla Cudî’yi yakanlar kesinlikle ayetteki canları cehenneme zalimlerdendirler. Bunlar zalimler tayfasından olmamış olsalardı Kürdistan halkına, dağına taşına düşmanlık etmeyi yegane iş bellerler miydi. Kutsal kanun bu türden "zalimler topluluğunun canı cehenneme!" demiştir. Bunu özellikle Erdoğan ile birlikte dindar görüntüsü veren subay ve paralı askerler duysun istiyorum. Zalimleri ‘cehenneme gönderme’ mücadelesinin toplumun en meşru, kutsal ve zaruri işi olduğunu bu kutsal söz ne çarpıcı vermiştir; Ve “O zalimler topluluğunun canı cehenneme” denildi.