O kadar cahilsiniz ki; 

Dininiz var diye ahlaka ihtiyacınız kalmadığını sanıyorsunuz.

Nikola Tesla


Türkiye canlı canlı, kanlı kanlı işkence izliyor. İşkence yapıyor. Herkesi kendi gibi işkenceci sanıyor.

İşkenceyi çarşıda pazarda gün boyu kullanmaya zorlanıyoruz. Peynir, ekmek gibi gün boyu karşılaştığımız şey bu. Alıştırdılar. Bağımlı hale getirdiler. Bulaşıcı bir virüs gibi dört yanımızı sardı.

Sokak çoktan “cinnet” haline geldi.

Neresinden tutsan işkence elinde kalıyor. 

Bu çağda dünyadan kopan bir toprak parçası oldu. Sustukça batıyor. Korktukça ölüyor.

Ve adı yitik bir ülke, Türkiye. 

Yaşadığımız bu kayıp topraklarda, hayatı cüzzam hastalığına dönüştürdüler. Lime lime kopuyoruz, lime lime çürüyoruz. 

Hangi ışık hızıyla nereye gidiyor bu ülke bir bilen var mı? Bir duyan var mı?

Nasıl bir alamettir bu. Gittikçe gidiyor. Battıkça batıyor…

Düşmez mi bir gök taşı?

Çarpmaz mı bir gök cismi?

Yok mu bu toprak parçasını durduracak?


Tek tip insan

Kayıp gezegenin saray efendileri, işkenceyi her geçen gün sistematik hale getirmeyi başardı. Vatanında vatandaşı yok saydı. 

Yurttaşı çoktan sürüldü. 

Köylüyü yedi bitirdi. 

Öğrenciyi hiç etti. 

Öğretmeni linç etti.

Laz’ı, Gürcü’yü adam saymadı.

Çerkez’i yedi bitirdi.

Ermeni’yi Süryani’yi kılıktan kılığa soktu, çıkardı. 

Arap’ı kendisine benzetti. 

Alevi’yi düşman belledi.

Kürdü hepten yok saydı. 

Kendisinden olmayan herkesi kötü bildi.

İşkenceyi sevdi. Sevdirdi.

Bu topraklarda yükselen değerdir işkenceci olmak. Zulüm etmek. 

Karakolları yetmedi, cezaevleri eklendi, yetmedi 30’a yakın harften farklı farklı kodes yaptırdı. 

Seç seç al ister T tipi ister F tipi, İstersen isminin baş harfinden cezaevi beğen. Tip tip tecrit ve işkence…   

Memleket; haybeden gitti gidiyor.com oldu.

Sokakta al işkenceyi eve götür olmadı işe götür, gün boyu güle güle kullan.

Nasılsa bu millet “evet” dedi ya, “tek millet, tek bayrak, tek vatan tek devlet”

Ve tek tip insan

Ölü insan


Saray, devlet ve efendileri

Tüm memleketi sardı sarmaladı işkence havası. 

Şiddetin her türlüsü reva. 

Tecavüz kaçınılmaz.

Bozdur, bozdur insanlık için kullan. 

Kan göze girmeye dursun, hepten gediksin.

Memleketin çetesi-mafyası işkencesini yapar, ulu orta herkesi tehdit eder. 

Sonra devletin en derininden seslenir. Korku salar. Kusar… Efendisi Sedat Peker.

İşkencecisinden, işkence beğenmeni ister çete efendisi. 

Döver, söver, öldürür ve sonra yaptıklarını medyada gösterir ve anlatır.

Sarayın efendileri de “vatan sevgisinden” işkencesini eder, derin çetesi de.

Sarayın efendileri de “çırıl çıplak soyar” işkencesini yapar ve izletir, derin çetesi de.

Sarayın efendileri de “aba altında sopa” gösterir, derin çetesi de.

Yaptıklarını ve yapacaklarını canlı canlı izletir. Tabii yargı da izler, yargıç ta… “Köyün delisidir” der geçer.

Bu insanların soyularak işkence yapılması “vatan sevgisinin” adaletidir. 

Siyasetinin ahlakıdır. 

***

İçinizde ölen insanlıktan geriye bu kalmış. O da Kürt’e kalmış.

İşkencenin, İnsanlık onurunu yok saydığı lanetli fotoğrafın benzerlerini kısa bir süre önce Sur’da, Şırnak’ta, Cizre’de Yüksekova’da yaşadık.

Bu kez Muğla Sendromu yani Muğla İşkencesi ile karşı karşıyayız. Yine büyük bir yıkım, yine büyük bir acı yaşıyoruz. Üstümüze bulaşan bu hastalıklı durum bizi nereye kadar götürecek, bilemiyorum.

Günlerdir dönüp duran bu işkence fotoğrafları ne ilk ne de son. Ama asıl sorun bu işkence daha ne kadar sürecek. Toplumda alışılmış bu durum; sadece Kürt’lere yapılanlarda susuluyorsa, ya da öylece susup kalınıyorsa onursuzluktur. Bu durumda işkence insanlık onurunu çoktan yenmiştir. Ama bu yaşanan ahlaksızlık herkesi boğar, bu da insanlığın intiharı olur. 

Medya ya da sosyal medya köşelerini tutan yandaşların, yaşanan bu işkencelerin kasışında akıl tutulması yaşaması çok normaldir. Çünkü toplumsal ahlakın sadece onların tekelinde olduğunu düşünüyorlar. Oysa o kadar cahil ve o kadar zavallılar ki dinin ve milliyetçiliğin arkasına gizlenerek tüm bu olup bitenlerin arkasında baka kalıyorlar. Ruhlarından ve bedenlerinden ayrı yaşıyorlar. İşkencecisine âşık oluyor, seviyor, yüceltiyor. İşte bu Stockholm Sendromu’nun ta kendisidir. Çürüyorlar. Kokuyorlar.

İşkence bir insanlık suçudur. İzlemek ve gizlemek de.

İzlediğiniz ve gizlediğiniz için insanlık suçuna ortaksınız. 

İnsanlık onurunun bittiği yerin tamda merkezindesin. İşkenceyi izleyen, yapan kadar sorumludur. İnsanlık onurunun ayaklar altında linç edildiği bir olayı değerli bulmak ta elbette suçtur, utançtır, ahlaksızlıktır, yüzkarasıdır, felakettir, en büyük yıkımdır.

Muğla felaketinden başka, bir felaket yaşanır mı?

Keşke hiç yaşanmaz diyebilsek.

Yaşanır. 

Ama şimdi işkenceyi ve işkence yapanları izlemenin tadını çıkartanlara, hiç olmazsa bir çift sözümüz olmalı. Karşı koymanın zamanı geldi, geçiyor da… Yoksa bu felaket hepimizin sonu olur. 

Öncelikle bu felakete/işkencelere ev sahipliği yapan kişiler; İktidarın Muğla Devlet temsilcilerinin akıl tutulmasından öteye, sosyal demokrat partinin milletvekilleri ve il temsilcileri, çağdaş Türkiye’nin çağdaş Muğla Baro yönetimi, ana muhalefet partili belediye başkanları ve sözde insan hakları savunucuları, ülkenin batıya açılan penceresinin büyük sanatçıları ve aydınları, sözde muhalefet siyasi parti temsilcileri…  

Suçu paylaştınız. Onayladınız. 

Neredesiniz. Nereye saklandınız. Suçüstü yakalandınız. 

Ve ev sahipliği yapan kurum ve kuruluşlar, odalar, meslek birlikleri, sözde sendikalar, yerel yönetimler, kurumlar, sivil ve bağımsız kuruluşlar… 

Suçu paylaştınız. Onay verdiniz. Onayladınız. Suç üstü yakalandınız.

İktidar “Kürt” dedi, siz dilinizi mi yuttunuz?

İktidar “Kürt” dedi, siz aklınızı mı yitirdiniz?

İktidar “Kürt” dedi siz önce çırılçıplak soydunuz, sonra yere yatırdınız, ters kelepçeyle bağlayarak büyüklüğünüzü gösterdiniz, tabi ki fotoğraf çekerek seremoninizi de tamamladınız. 

Alkış…

Tam puan.

Valla billah çok büyüksünüz. 

Tamda size yakışan buydu.

İçinizdeki ölen insanlıktan geriye bu kalmış. O da Kürt’e kalmış.

Ne dediysek ne yaptıysak fayda etmedi, etmez de. Yapacak bir şey kalmadı sizi tarihin adaletine havale etmekten başka.