Türkiye devleti (kimileri buna AKP devleti diyor) Kürdistan’daki operasyonlarını adım adım sürdürüyor. Sur, Cizre, Silopi, Kerboran, Xezek, Nisebin, tekrar Cizre, Silopi, Nisebin, Gever, Şırnak ve Lice… Kürdistan yanıyor, insanlara altı ayı geçen sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Türkiye devleti  bu yaz galiba Kürdistan kırsalındaki operasyonlarına devam edecek. Lice’den sonra Siirt, Elazığ, Çewlik sırada. Sonrada sıra Dersim ve Serhat’a gelecek. Bunun böyle sürdürüleceği 2015 Temmuz’undan itibaren belli idi. Aslında Kürdistan’ı yeniden feth etmenin kararı 2014 Ekim ayında karar altına alınmıştı. Hendek, özyönetim ilanları bu işin pişti mukaddimesi (önsözü) idi. Hani kitaplar hep bir önsöz ile başlar ya. Kürdistan’ın yeniden işgalinin önsözüde hendek ve özyönetim ilanları bahanesi idi. Lice’nin kırsalında ne hendek vardı, ne de özyönetim, ilan edilmişti. Önemli olan Kürtlük bilincinin güçlü olduğu yerlerde Kürtlük iradesini kırmaktı. Bunda başarılı olunur mu? Sanmıyorum. Ülkeden aldığım haberler, görüştüğüm insanlar halkın iradesinin kırılamadığı yönündedir. İradesi kırıma uğrayanların oranı yüzde 30 geçmez. Kürdistan Yavuz Selim döneminden başlayarak beşinci defadır feth ediliyor. Ama Kürdün özgürlük ve demokrasi mücadelesi sona erdirilemiyor.

Birçok defa altını çizerek belirtmiştim. Türkiye devletinin iç politikası onun dış politikasını etkiliyor. İçerideki saldırganlık, anti demokratlık dış politikaya da yansıyor. Türkiye C.Başkanı  kendi içerisindeki Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine tahammül edemediği için dış politikasında hüsrana uğradı. Komşularla sıfır problem politikası içerideki Kürt politikası yüzünden dibe vurdu. Türkiye devleti tüm komşuları ile çatışmaya girdi. Ortadoğu’da lider olma sevdası Kürt politikası yüzünden berhava oldu. Aksine Kürt politikasındaki tutarsızlığı yüzünden Ortadoğu bataklığına saplandı kaldı. Erdoğan bunu bayram mesajında üstü kapalı olarak ”Suriye meselesinin, terörün, suni gerilimlerin sebep olduğu krizleri aşıp ilişkileri tamir ediyoruz” diyor. Ben Kürtlerin G.Batı Kürdistan’da statü sahibi olmasını içime sindiremedim, bu nedenle kendi içimdeki Kürt sorununuda militarist yöntemlerle çözmeye çalıştım, bu nedenlede Esad kardeşimle, Putin dostumla bozuştum. Davos’ta “One Munite” diyerek Ortadoğu’da Sünni’lerin liderliğine oynadım, ancak Kürt sorununda demokrat olamadığım için dış politikada handikap yaşadım itirafında bulunamıyor!

Şimdilerde Kürt sorunu nedeni ile bozulan ilişkilerini tamir etmeye çalışıyor. Oysaki Kürt Sorununu demokratik, barış yöntemleri ile çözebilse idi, Ortadoğu’da daha güçlü olabilirdi. Kürt ve Türkiyeli emekçilerin çocukları genç yaşlarında yaşama veda etmezlerdi. Emekçi Kürtlerin sahip oldukları tek evleri başlarına yıkıldı. Evsiz kaldılar. Bu savaşta yaşamını yitiren Türkiyeli emekçilerin evleri TV ekranlarına yansıyor. Gecekondu, basit barakalara ölüm haberi geldikten sonra kocaman Türk bayraklarını asıyorlar. Bir tek boğaza nazır villaya ölüm nedeniyle bayrak asıldığını gördünüz mü? Türkiyeli emekçiler bu garabeti göremeyecek kadar gözlerine perde çekilmiş. Türkiyeli emekçilerin hepsi de müslüman. Kur’an okuyorlar, namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ancak okudukları Kur’anı maalesef anlamıyorlar. Anlamış olsalardı sokaklara çıkıp haram aylarda çatışma Kur’an’da yasaklanmıştır diye Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinden, politikacılarından hesap sorarlardı. Ama bir gün mutlaka hesap soracaklarına inanıyorum. Siz o zaman seyredin gümbürtüyü.

Bugün bayramın ikinci günü. Şehit babamın şehadetinin 50. Yıldönümü. Yüreğim iki taraflı buruk. Bir taraftan Kürdistan yakılıp yıkılıyor, analarımızın her gün yürekleri dağlanıyor, diğer taraftan içimde sönmeyen elli yıllık volkan. Babamın mezarı başında bu yılda olamıyorum. Önemli olan onu mezarının başında anmak değil, onun ideallerine düşüncelerine sahip çıkmak, TKDP’lerin üç öncüsüne yönelik komployu, tasfiyeyi ortaya çıkarmaktır. Herşeye rağmen bayramınız kutlu olsun, Kürtlere barış ve özgürlük getirsin diyorum.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA: 

* 4 Temmuz 1966 tarihinde PDK-T Genel Başkanı Faik Bucak MİT tarafından düzenlenen bir suikast sonucu yaralanarak kaldırıldığı Urfa Devlet Hastahanesinde kendisine iğne yapılarak 5 Temmuz 1966 günü saat 7.30’da şehit düştü.

5 Temmuz 1991 tarihinde HEP Diyarbekir İl Başkanı, İHD Diyarbekir kurucularından, DDKD davası sanıklarından Vedat Aydın Jitem tarafından evinden alınarak gözaltına alındı.

*  5 Temmuz 1994 tarihinde KUM üyesi sendikacı İkram Mikyaz (Kawa) işyerine giderken İzmir’de uğradığı kontrgerilla saldırısında şehit düştü.

7 Temmuz 1937 tarihinde sömürgeci TC, İran, Irak devletleri ve Afganistan arasında Sadabad paktı kuruldu. Pakt’ın 7 maddesine göre taraflar bölgelerinde oluşacak Kürt hareketlerine karşı işbirliği yapacaklardı.

*  8 Temmuz 1991 günü daha önce kontgerilla tarafından kaçırılan Vedat Aydın’ın cenazesi Elazığ’ın Maden İlçesi’nde kimsesizler mezarlığında bulundu.

*  9 Temmuz 1937 tarihinde Dersim hareketinin liderlerinden Alişêr Bey ve eşi Zarife Hatun Reyber, Zeynel Kop ve avanesi tarafından Sultan Baba dağında Palaxina mıntıkasındaki karargahında bir komplo sonucu şehit edildiler.