Afrika’da bir soykırım

Dosya Haberleri —

Tigray/foto:AFP

Tigray/foto:AFP

  • Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Doç. Dr. Teklehaymanot Weldemichel:  Tigray, 2020'de savaşın başlamasına kadar direnen tek bölgeydi. Tigray'ın direnişiyle, Tigrayanlara yönelik nefret ve şiddet arttı. Tigrayanlar, savaşın patlak vermesinden çok önce evlerinden atıldı. Savaş başladığında Abiy, Eritre ve Etiyopya’nın dört bir yanından Tigraylara karşı nefret aşılanmış paramiliter milisleri bölgeye davet etti ve böylece cehennemin kapıları açıldı.

MIHEME PORGEBOL

Bu çalışmaya açıklama yazmak zor. Meseleyi insanlık tarihi içerisinde mi ele almak gerek yoksa içinde bulunduğumuz çağın yüzsüzlüğüne mi vurgu yapmalı? Yoksa gazetecilik gereği, olan biteni profesyonellere yaraşır bir kayıtsızlık içerisinde mi muhabere etmeli?

Biliriz ki, bir sorunu kavrayıp çözmenin en kesin yolu kaynağına inmektir. Bu çağı tasvir ederken bir klişe olarak “dünyanın uzak bir köşesindeki herhangi bir gelişmeyi saniyeler içerisinde, tek tuşla öğrenebilirsiniz” ifadelerine başvururuz. Peki Afrika dahil mi? Her ne kadar son yıllarda arkeoloji ve antropoloji alanındaki bulgular bize insanlığın köklerine dair yeni veriler sunsa da hâlâ herkesin yaygın olarak kabul ettiği şekliyle, insanlık Afrika’dan yayıldı yeryüzüne. Belki de bu yüzden insanlığın içinde boğulmak üzere olduğu sorunlar yumağını çözebilmek için kaynağa, Afrika’ya bakmamız gerekiyor.

Dünya soykırımlarla çalkalanıyor; Kurdistan, Filistin, Artsakh, Belucistan, Sincan… Ya Afrika? Bu çalışma, yaşadığımız çağın en büyük soykırımını konu ediyor. Orta Afrika’nın doğusunda, Etiyopya, Eritre ve Sudan üçgeninde yaşayan Tigray halkını ortadan kaldırma niyetiyle başlayıp Etiyopya’da yaşayan diğer halkları da hedefine alan bir soykırım. Geçen yıl imzalanan sahte bir ateşkes anlaşmasından sonra ilk defa ulaşılan bölgelerden toplanan verilere göre en az 600 bini Tigraylı olmak üzere Etiyopya ve kısmen de Eritre genelinde 1 milyon 200 bin insan en vahşi yöntemlerle öldürüldü. Üstelik soykırımın yayıldığı bölgelerin henüz yüzde 60’ına ulaşılabilmiş durumda. Konunun üzerine düşenler, hakkaniyetli bir araştırma ve saha gözlemi talep ediyor ve böylece ölü sayısının 2 milyonu bulduğunun, hatta aştığının ispatlanacağına inanıyor. Katletme, tecavüz ve işkencede kullanılan akıl almaz uygulamalar bu çalışmanın konusu değil. Ancak dehşetin bilgisine ucundan da olsa erişmek isteyenler 2022 Aralık ayında Etiyopyalı siyaset bilimci Prof. Dr. Milkessa Gemechu’yla yaptığımız röportajı okuyabilirler.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde siyasi ekoloji, çevresel adalet, koruma ve kalkınma politikaları ve devlet şiddeti gibi konularda çalışmalar yürüten Doç. Dr. Teklehaymanot Weldemichel’le yaptığımız bu röportaj, milenyum çağının en büyük soykırımının nasıl ve ne amaçla başladığını tarihsel ve politik bir perspektifte ele alıyor. Sorularımızı yanıtlayan Doç. Dr. Weldemichel’le birlikte aynı zamanda konunun detaylarına vakıf olmak isteyenler için geniş bir kaynakçaya da yer verdik. Çalışmamız ölülerin asla duyuramadıkları çığlıklarını soykırımın yaşandığı ve yaşanacağı diğer coğrafyalardaki potansiyel ölüler için anlamsız uğultularla tıkanmış kulaklara taşıma amacı taşımaktadır.

Teklehaymanot Weldemichel:

Tigray Soykırımına giden siyasi ve askeri gelişmeleri okuyucularımız için özetleyebilir misiniz? Ne oldu, soykırımın tarihsel arka planında neler var?

Bu, uzun bir açıklama gerektiren çok karmaşık bir konudur ve dürüst olmak gerekirse burada kısaca açıklamanın hakkını veremeyeceğim. Ancak şimdilik kısa bir cevapla yetineceksek: Devam etmekte olan soykırımın kökleri bir ülkenin, daha doğrusu bir imparatorluğun tarihine dayanıyor: Etiyopya İmparatorluğu. Bugün bildiğimiz şekliyle imparatorluk, 19. yüzyılda Avrupa'nın bölgedeki sömürgeci yayılmasıyla eş zamanlı olarak şekillendi. İmparatorluk bugün bildiğimiz anlamına kavuşurken, tarih boyunca hiçbir zaman kendisine ait olmayan ve hiçbir zaman parçası olmamış çeşitli etnik grupları da kontrolüne almaya zorladı. Addis Ababa'nın güneyindeki mevcut Etiyopya'nın büyük bir kısmı o dönemde ülkeye dahil edildi.

Ülkenin önceki şekli ne kadar baskıcı olsa da bölgelere, etnik-dilsel topluluklara bir tür özerklik sağladı. Eski imparatorluğun bir parçası olan Tigray da kendi yöneticileri tarafından yönetiliyordu ve birkaç kesinti dönemi dışında tarihi boyunca kendi idari özerkliğine sahipti. İmparatorluğun güneye doğru genişlemesiyle birlikte rejimler daha merkezi hale geldi ve daha Avrupai bir biçim aldı. Etiyopya anlaşmalar ve diplomatik ilişkiler kurduğu Avrupa ülkelerini biçimsel anlamda taklit etti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin desteğiyle 5 yıllık faşist İtalya işgalinin sona ermesi ve Haile Selassie'nin iktidara dönmesiyle bu merkezileşme daha da pekişti. Haile Selassie, büyük bir merkezileşme rejimini pekiştirdi. Bu süreçte, tek bir dil ve kimliğe sahip bir ülke yaratmak amacıyla periferileştirilmiş halkların dilleri, kültürel ve geleneksel ifadeleri aşağılandı ve çoğu zaman kasıtlı olarak saldırıya maruz bırakıldılar. Bu durum, pek çok soru işaretiyle birleşerek her köşeden direnişe yol açtı ve 1970'lerin ortalarında imparatorluğun çöküşüne neden oldu. 

1974'te ordunun bir fraksiyonu iktidarı ele geçirerek monarşik yönetime son verdi, ancak yeni rejimin daha merkeziyetçi ve daha acımasız olduğu ortaya çıkınca ademi merkeziyetçilik ve hakların korunması umudu hızla yok oldu.

Tigray’ın bu süreçteki pozisyonu neydi?

1991'de sona eren 17 yıllık askeri rejim boyunca milyonları bulan sayıda insan hayatını kaybetti. 17 yıl aynı zamanda özerklik ve eşit haklar gibi temel sorunlara dair bir mücadele gündemi olarak silahlı kurtuluş hareketlerinin mücadele yıllarıydı. Tigray (ve Tigray Halk Kurtuluş Cephesi) 1991'de askeri yönetimin sona ermesinde merkezi bir rol oynadı. Bu yıllarda, Tigrayanlara karşı nefret, imha ve sürgün Etiyopya genelinde ulusal bir arzu düzeyine yükseltildi.

17 yıl, özellikle direnişin daha şiddetli olduğu Tigray'da, rejim tarafından kıtlık ve kavurucu toprak savaşı taktiklerinin kullanılmasını da içeriyordu. 1984/5 kıtlığı özellikle "balıkları öldürmek için denizi kurutmak" üzerine tasarlanmıştı.

Askeri rejim yıkıldıktan sonra ne oldu?

Derg Rejimi’nin yıkılması, ulusun ideolojik temeli olarak merkezileşmeyi destekleyen elitlerin egemenliğini sona erdirmedi. 1990'ların ilk yıllarında geçiş hükümeti kuruldu. Etnik grupların özerklik ve diğer haklarına duyulan ihtiyacı tanıyan bir anayasa taslağı hazırlandı. 1995’te yeni bir anayasa yürürlüğe kondu ve bölgelere çok daha fazla özerklik tanıyan federal bir yapı kuruldu. Bölgelerin okullarda, mahkemelerde ve kısmen diğer resmi dairelerde kendi dillerini kullanmalarına izin verildi. Bölgeler, üyeleri doğrudan halk tarafından seçilen kendi bölgesel konseylerine sahip oldular.

Tüm kusurlarına rağmen bu durum ülkenin belli bir düzeyde istikrara kavuşmasını ve son yirmi yılda gördüğümüz iyileşmeleri sağladı. Ancak anayasa bölgelere ve halka pek çok hak tanısa da merkezi hükümet önceki hükümetlerin geleneklerini sürdürdü. Yani anayasanın tam olarak uygulandığını görmedik. Bu da 2014-2018 yılları arasında ülkeyi sarsan protestolara yol açtı. Etiyopya'nın en büyük bölgesel eyaleti olan Oromia'da gençler tarafından başlatılan protestolar başlangıçta toprak hakları, eşitlik ve benzeri konularla ilgiliyken, protestolara toplumun başka kesimleri de katılmaya başladı.

Bir süre sonra protestolar elit grupların eline geçti. Kentsel alanlara ve Amhara bölgesine yayıldıkça protestoların içeriği değişti. İktidar partisinin güç merkezi olarak görülen Tigraylılara (Tigrayanlar) karşı nefret, protestoların merkezine oturmaya başladı. Tigrayanlar her yerde, özellikle de Amhara bölgesinde saldırıya uğradı. 2016'da Amhara bölgesindeki yaklaşık 100 bin Tigraylı, Sudan üzerinden Tigray'a kaçmak zorunda kaldı.

Bildiğim kadarıyla soykırım uygulamaları da bu aşamada başladı.

Evet, protestolar Hailemariam Desalegn'i istifaya zorladı ve böylece 2018 yılında Abiy Ahmed Ali iktidara geldi. Başlangıçta Abiy, federal yapıyı güçlendirme ve insanlara daha fazla hak verme sözü verdi ancak bunun tam aksi politikalar yürüttüğü kısa sürede anlaşıldı. Abiy Ahmed Ali ve ateşli destekçileri Etiyopya'nın "şanlı geçmişine" dönmek ve imparatorluk içindeki etnik uluslara özerklik hakları veren sistemi sona erdirmek isteyen bir yere evrildi. Kırsal kesimi, etnik azınlıkları ve farklı kültürel grupları aşağılayan, klasik geçmiş mit ve retoriğini duymaya başladık. Ardından bu hamleleri sorgulayan herkese saldırılar geldi. Abiy, kısa süre içerisinde bölgesel yetkilileri hedefine aldı. İktidara geldikten sonraki bir yıl içinde tüm bölge valilerini devirdi ve bölge konseylerinin yetkilerini askıya alarak bu konseylere kendi yandaşlarını yerleştirdi. Tigray, tüm bunlara Kasım 2020'de savaşın başlamasına kadar direnen tek bölgeydi. 

Tigray'ın direnişiyle, Tigrayanlara yönelik nefret ve şiddet arttı. Ülkenin her yerindeki Tigrayanlar, savaşın patlak vermesinden çok önce işyerlerinden ve evlerinden atıldı. Savaş başladığında Abiy, Eritre'yi -Tigray bölgesiyle uzun bir sınırı paylaşıyor. Eritre’deki rejim Tigray ve Tigray’daki siyasi otoriteyle büyük sorunlar yaşıyor- ve Etiyopya’nın dört bir yanından Tigraylara karşı nefret aşılanmış paramiliter etnik milisleri bölgeye davet etti. Abiy Ahmed Ali, 2018'de iktidara geldiğinden itibaren Tigrayanlar için ilgilenilmesi gereken kanserler, tümörler vb. demeye başladı. Tüm bunlar için, yani Tigrayanları yok etmek için de TPLF’yi (Tigray Halk Kurtuluş Cephesi) bahane etti ve böylece cehennemin kapıları açıldı.

Kendisiyle daha önce yaptığımız röportajda Profesör Milkessa Gemechu soykırımın Etiyopya'yı bir ulus-devlete dönüştürmek amacıyla gerçekleştirildiğini söylemişti. Anladığım kadarıyla siz de soykırımın altındaki siyasi motivasyon açısından kendisiyle hemfikirsiniz.

Devam eden soykırım, muhalif nüfusun ortadan kaldırılmasını kendi sürekliliğini sağlamanın bir yolu olarak gören Etiyopya devletinin doğasından kaynaklanmaktadır. Yani, evet bu konuda Milkessa Gemechu'ya katılıyorum.

foto: AFP

Soykırımda Eritre ve Etiyopya arasındaki iş birliğinden bahsettiniz. Bu suçta başka hangi bölgesel devletler ve güçler suç ortaklığı yaptı?

Bu kriz genellikle Etiyopya'nın bir iç meselesi olarak sunulurken Eritre'nin katılımı genellikle bir anekdot olarak sunuluyor ama bu gerçeklikten uzak bir yaklaşım. Gerçek şu ki, bu soykırım küresel karışıklığın bir sonucudur. Afrika Boynuzu'ndaki daha geniş bir jeopolitik çekişmenin sonucudur. Suudi Arabistan ve BAE gibi Arap devletleri savaşın ve soykırımın finansmanında büyük rol oynamaktalar. BAE, özellikle Etiyopya ve Eritre hükümetlerine insansız hava aracı da dahil olmak üzere ölümcül silahların önemli tedarikçileridir. Soykırıma çok fazla güç dahil oldu. İran, İsrail, Çin ve Türkiye bu savaşta kullanılan silahları ve finansmanı sağladı ki bu güçlerden bazılarının hiçbir konuda hemfikir olmadığı gerçeği göz önüne alındığında bu çok tuhaf. Dolayısıyla bahsini ettiğimiz bu güçlerin çoğunun Tigray'ı silahları için bir test alanı olarak kullandığına inanıyorum. Tigray'daki Dedebit kampına düzenlenen Etiyopya hava saldırısında Türk yapımı dronlarla düzinelerce kişi öldü. Özellikle Türkiye ve BAE, rejimi sonuna kadar açıkça desteklemiştir. İran, Çin ve Türkiye, Abiy'nin yükselişinin arkasındaki hava gücünü sağladı.

Peki ya ulusaşırı güçler? Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve diğer örgütler bu soykırım karşısında ne yaptı?

Ulusaşırı/çok taraflı kurumlar soykırımda önemli bir rol oynadı ya da suç ortağı oldu. Merkezi Addis Ababa'da bulunan Afrika Birliği açıkça rejimin yanında yer aldı. Çoğu zaman tamamen sessiz kaldı ve trajediyi durdurma talebiyle anlamlı bir müdahale için her baskı oluştuğunda bu baskıyı aktif olarak baltaladı. Örneğin, AfB (Afrika Birliği) komiseri Musa Faki, 2020'deki zirvede "Etiyopya'da federal hükümet, ülkenin birliğini, istikrarını ve tüm devletler için meşru olan anayasal düzene saygıyı korumak için cesur adımlar attı" dedi. Yaşanan vahşetlere ilişkin AfB tarafından tek bir açıklama yapılmadı, tek bir karar çıkmadı. Savaşın başlangıcından bu yana Addis Ababa'da birkaç AfB toplantısı yapıldı ancak dünyanın en ölümcül krizi olan Tigray, ikincil işlerin konuşulduğu toplantıların bile gündeminde yer almadı.

BM de bu konuda başarısız oldu. Addis Ababa'daki BM ofisleri, devam eden suçların örtbas edilmesine ve küçümsenmesine aktif olarak dahil oldu. BM yetkilileri cinsel şiddete ilişkin raporları bile küçümsedi.

Addis'teki ofisin ötesinde, BM sistemi içinde krize yönelik ilgi düzeyi neredeyse yok denecek kadar azdı ve bu ilgisizlik sürüyor. Üç yıl boyunca krizle ilgili tek bir BMGK kararı alınmadı. İhlaller için bir soruşturma komisyonu kuran İnsan Hakları Konseyi dışında, Tigray'in anlamlı bir gündem maddesi olduğu tek bir toplantı olmadı. Bu komisyon bile şimdi tasfiye ediliyor. Demek istediğim, suç ortaklığı ve ihmalkarlık ölçeği mide bulandırıcı. Yabancı güçlerin soykırıma katıldığına dair çok sayıda güvenilir kanıta rağmen, BM soykırımı bir iç mesele olarak ele alıyor. Antonio Guterres, Eritre ordusunun katılımı ve işledikleri zulümler hakkında sunulan kanıtlara rağmen Eritre’nin dahiliyetini sürekli olarak reddetti.

Savaşın başında Avrupa Birliği, soykırıma karşı anlamlı bir duruş sergileyen tek uluslararası kurumdu. AB'nin Afrika Boynuzu özel temsilcisi Pekke Haavisto Tigrayanların yok edilmek istendiğine dair demeç bile verdi. Ancak AB de sonunda pes etti ve şimdi olanların bir soykırım olduğuna dair kendilerine ilk elden ulaştırılmış kesin bilgilere rağmen Etiyopya hükümeti ile ilişkilerini sürdürüyorlar.

Soykırım sürecine ve insanların neler yaşadığına odaklanalım: 600 binden fazla Tigrayanın öldürüldüğünü biliyoruz. Öte yandan Oromia'da da korkunç katliamlar yaşandı. Etiyopya halkları, özellikle de Tigray ve Oromo halkı nasıl acılar çekti?

Biz genellikle Tigray'e odaklanıyoruz çünkü sorunlar yoğun olarak Tigray ile ilgili, ancak ülkenin diğer bölgelerindeki, özellikle Oromia ve Benishangul Gumuz bölgelerindeki dehşet de hepimizi ilgilendirmeli.

Tigray'da sözü edilen 600 bin ölüm aslında çok muhafazakâr bir tahmin. Tahmin, bölgeye erişim eksikliğinin ve soykırımın boyutunun ve sistematik doğasının anlaşılamamasının bir sonucu olarak, dehşetin yoğun yaşandığı spesifik olaylara dayanarak yapılıyor. Batı Tigray gibi, kaçan insanların anlattığı hikayeler (toplama kamplarında hayal edilemeyecek dehşette cinayetler, tecavüzler ve benzeri görülmemiş ölçekte cinsel şiddet ve işkence) dışında neler olduğu hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı alanlar var. Buralarda akan nehirlerde yüzen parçalanmış cesetlerden öğrenebileceğimiz çok şey var. Özellikle Batı Tigray tamamen halktan arındırıldı, 1.2 milyondan fazlası Tigray'ın geri kalanına dağıldı ve kamplarda, bitmemiş binalarda, sokaklarda ve insani yardımın olmadığı okullarda açlıktan ölmeye zorlandı.

Tigray'ın geri kalanında her bir köy ve kasaba Eritre ve Etiyopya güçleri ile ülkenin dört bir yanından getirilen etnik milislerin (Özellikle Fano adlı Amhara milis güçleri) saldırısına uğradı. Silahlı kuvvetler ayrım gözetmeksizin kasabaları ve yerleşim alanlarını bombaladı, köyleri yaktı; fabrikaları, çiftlikleri, işletmeleri, su noktalarını ve altyapıyı, sağlık tesislerini ve insanların bağımlı olduğu neredeyse her şeyi yok etti. İlerlerken yolda buldukları herkesi ve her şeyi yok ettiler. Aile üyelerinin onlara yardım edecek zamanı olmadığı için evlerinde geride kalan yaşlıların, çocukların ve engellilerin bile kasıtlı olarak öldürülmesinden bahsediyorum. Kadınlara, kız çocuklarına ve bazı durumlarda erkeklere yönelik tecavüz ve cinsel şiddet korkunç boyutlarda.

Tigray'da bir köyde yaşayan annem, bir keresinde bana köydeki tüm kızların ya Tigrayan kuvvetlerine katılıp savaşmak ya da iki yıl boyunca köyü iki kez işgal eden Eritreli güçler tarafından tecavüze uğramayı seçmek zorunda kaldıklarını söylemişti. Yani ya savaşacaklardı ya da tecavüz edileceklerdi.

Bir BM komisyonunun 18 Eylül 2023 tarihli raporunun ardından düzenlenen basın brifinginde, komisyon üyelerinden biri Tigray'daki tecavüz ve cinsel şiddetin boyutuna ilişkin şu açıklamayı yaptı: "Birçok çatışmada bulundum, Ruanda ve diğerleri. […] Ancak en kötüsünün Tigray'daki Eritreli güçler tarafından işlendiğini itiraf etmeliyim."

Bütün bunlar hem iç iletişimin hem de dünyayla iletişimin neredeyse tamamen kesildiği acımasız bir kuşatma altında gerçekleşti. Tabii bir de ülkenin geri kalanında Etiyopya hapishanelerindeki binlerce Tigrayanın katlandığı sefalet var.

Bir yıl önce bir ateşkes anlaşması imzalandı, ancak bu ateşkes anlaşmasına rağmen Etiyopya'nın Tigray'daki savaşı ve insanlığa karşı suçları hala devam ediyor. Geçen yıldan beri neler oldu ve şu anki durum nedir?

Benim için ateşkes anlaşması sadece şiddetin farklı bir biçimde devamıdır. Belirtilen hedef "yok etmek" ise Tigrayanların rejimle ve suçların failleriyle yaptıkları hiçbir anlaşma ve verdikleri hiçbir taviz gerçeği değiştirmeyecektir. Nihai hedef, Tigrayanları zayıflatmak ve periferileştirmektir. Bunu doğru anlamaya açık olan herkes, savaş gerçeğini ve soykırımı görür. Pretoria Anlaşması’nın imzalanmasından sonra olanlar, rejimin ve Etiyopya'nın siyasi elit çevrelerinin hala Tigrayanları yok etme vaadini yerine getirme misyonunda olduklarını gösteriyor. Tigrayanları ortadan kaldırmanın ülkenin iç krizlerini çözeceğini hâlâ savunuyor ve bu doğrultuda hareket ediyorlar. Kuşatmanın derhal kaldırılması ihtiyacını öngören anlaşmaya rağmen, kuşatma az ya da çok yerinde kalıyor. Tigray topraklarının %40'ından fazlası hem Tigrayan yetkilileri hem de dış gözlemciler için erişilemez durumda. Özellikle Batı ve Güney Tigray, ölçeği henüz ortaya çıkmamış suç mahalleridir.

Pretoria Anlaşması'nın başardığı şey sessizlik oldu. Rejimin imajını düzeltmesini ve işlediği suçları soruşturmak üzere kurulan uluslararası mekanizmaları ortadan kaldırmasını sağlamıştır.

Bütün bu meseleleri sık sık yazıyoruz. Ocak ayındaki “Pretoria Barış Anlaşması” başlıklı yazımızda anlaşmanın sorunlarını da ayrıntılı olarak ele almıştık. Bu makalede tartıştığımız her şey gerçek oldu. Anlaşma, Tigrayan nüfusunu, üyelerinin neredeyse beşte birini yok eden güçlerin insafına bıraktı.

Peki gelinen aşamada Tigray halkının talepleri nelerdir?

- Normalleşme, işgalci güçlerin Tigray'den çekilmesi ve ülke içinde yerinden olmuş kişilerin (Sayıları 1.2 milyona yakın) evlerine dönmesi.

- Şu anda görünürde olmayan suçlar için bağımsız soruşturma, adalet ve hesap verebilirlik.

- Kalıcı çözüm, bu suçların tekrarlanmasının engellenmesi.

- Yeniden inşa

Kurdistan, Filistin, Tigray, Ermenistan ve dünyanın birçok bölgesinde soykırım suçları işleniyor. Giderek artan bu savaş ve insanlığa karşı suçları dünya siyaseti bağlamında nasıl yorumluyorsunuz?

Bence bu, sistemin tamamen iflas etmesinin bir sonucudur. Küresel sistemin -eğer böyle güvenilir bir sistem varsa- çöktüğü ve yeni güçler ile eski güçlerin insan hakları söz konusu olduğunda dibe doğru yarıştığı bir dönemdeyiz. Batı'nın insan hakları yanlısı olduğunu iddia eden rejimleri, Afrika da dahil olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde hegemonyalarını sürdürmek için yeni güçlerle (Çin, Arap ülkeleri, Türkiye ve Rusya gibi) rekabete girişiyorlar. Bunun için insan hakları kolayca siyasi ve ekonomik çıkarlarla takas edilebilmektedir. Bu dibe doğru bir yarıştır.

 

Kaynakça:

  1.  https://www.ozgurpolitika.com/haberi-tcnin-soykirim-tacirligi-171475
  2.  https://sites.tufts.edu/atrocityendings/2015/08/07/ethiopia/
  3. https://www.culturalsurvival.org/publications/cultural-survival-quarterly/resettlement-and-villagization-tools-militarization-sw
  4. Detaylı bilgi için bkz: https://www.msf.org/sites/default/files/2019-04/MSF%20Speaking%20Out%20Ethiopia%201984-1986.pdf
  5. 1974’ten 1991 yılına kadar Etiyopya’da hüküm süren askeri rejim.
  6. https://tghat.com/2023/03/01/tigray-has-been-made-a-testing-ground-for-future-warfare-and-the-limits-to-international-laws-and-norms/
  7. https://www.washingtonpost.com/world/interactive/2022/ethiopia-tigray-dedebit-drone-strike/
  8. https://www.theafricareport.com/169947/ethiopias-drone-wars-iran-china-and-turkey-deliver-the-air-power-behind-abiys-resurgence/
  9. https://au.int/en/speeches/20201220/remarks-auc-chairperson-38th-igad-extraordinary-summit
  10. https://foreignpolicy.com/2021/08/27/united-nations-officials-downplayed-sexual-violence-ethiopia/
  11. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2021/02/ethiopia-eritrean-troops-massacre-of-hundreds-of-axum-civilians-may-amount-to-crime-against-humanity/
  12. https://apnews.com/article/europe-ethiopia-africa-ffd3dc3faf15d0501fd87cafe274e65a
  13. https://multimedia.europarl.europa.eu/en/webstreaming/deve-afet_20210615-0915-COMMITTEE-DEVE
  14. https://www.salon.com/2021/09/25/eyewitness-accounts-video-confirm-reports-of-tigrayan-children-held-in-concentration-camp/ 
  15. https://www.hrw.org/news/2022/06/16/ethiopias-invisible-ethnic-cleansing#:~:text=DEATH%20IN%20PRISON,adequate%20food%20and%20medical%20care.
  16. https://edition.cnn.com/2021/09/05/africa/ethiopia-tigray-humera-sudan-bodies-cmd-intl/index.html
  17. https://www.ohchr.org/en/statements-and-speeches/2023/09/statement-chairperson-and-members-un-international-commission-human#:~:text=Our%20latest%20report%20confirms%20that,live%20near%20the%20Eritrean%20border.
  18.  https://www.amnesty.org/en/documents/afr25/4569/2021/en/
  19. https://www.theglobeandmail.com/world/article-ethiopia-tigray-sexual-violence-investigation/
  20. https://twitter.com/fifi___1/status/1703742634089427052?s=20
  21.  https://www.reuters.com/investigates/special-report/ethiopia-conflict-prisoners/#:~:text=Reuters%20Special%20Report-,In%20Ethiopia%27s%20civil%20war%2C%20thousands%20of%20jailed%20Tigrayans%20endured%20squalor,Around%209%2C000%20remain%20in%20detention.
  22.  https://www.hrw.org/report/2022/04/06/we-will-erase-you-land/crimes-against-humanity-and-ethnic-cleansing-ethiopias
  23.  https://addisstandard.com/news-au-rights-commission-quietly-liquidates-inquiry-on-tigray-removes-trace-of-page-from-website/
  24. https://www.theguardian.com/world/2023/oct/04/un-investigation-into-tigray-abuses-to-end-despite-reports-of-more-atrocities
  25. Lyla Mehta ve Teklehaymanot G. Weldemichel’in Pretoria Anlaşması’na ilişkin 3 Kasım tarihli son yazısı için bkz: https://www.ids.ac.uk/opinions/marking-the-third-year-of-the-tigray-war/ 
  26.  https://claireberlinski.substack.com/p/the-pretoria-peace-agreement
paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.