ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, "Roj TV'nin kapanması için Avrupalı dostlarımızdan ricacı olduk" diyerek Roj TV'nin hakkında açılan davalarda ve yapılan baskılarda bizzat rol aldıklarını itiraf etti. Roj TV'den Amed Dicle, "AKP'nin Kürt halkına yönelik yürüttüğü konseptin fikir babası ABD, Roj TV davasına müdahale ettiğini itiraf etti" dedi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, göreve gelişinin birinci yılında Kürtleri de çok yakında ilgilendiren çarpıcı açıklamalar yaptı.Türk gazetelerinin Ankara temsilcilerine önceki gün konuşan Ricciardone, PKK'yle mücadelede Türkiye ile ortak hareket ettiklerini yenileyerek, "PKK'ye karşı ortak hareket ediyoruz. İstihbarat paylaşımı dışında uyuşturucu ticareti ile mücadelede de girişimlerimiz oldu. Mesela Roj TV'nin kapanması için Avrupalı dostlarımızdan ricacı olduk. İşbirliğimizin bir parçası bu zaten" dedi.

Predatör sorusunu yanıtlamadı

Ricciardone, Roboski'de 34 sivilin F-16 bombalarıyla katledilmesinde ise sorumlulukları olmadığı savunarak şöyle dedi: "Bizim Uludere olayıyla bir ilgimiz yok. Aramızdaki iş birliği anlaşması çerçevesinde istihbaratı paylaşıyoruz. Fakat hedeflerin belirlenmesinde bir dahlimiz olmadı, olmaz da. Hedeflerin belirlenmesi tamamen Türk tarafına aittir. Zaten Türkiye'nin de bu kapasitesi var. Ayrıca, yaşanan olayın hata olduğu görülüyor. Olmamalıydı. Fakat şunu da kabul etmek gerekir ki kimsenin mükemmel istihbaratı yoktur. Tirajik bir hata olduğu gözüküyor. Başbakan da bir tazminat ödeneceğini söyledi. Bunların hedeflenmediğini vurguladı. "Hata" dedi. Bence de korkunç bir hata oldu."
Ancak Büyükelçisi'nin "Uludere olayında Predatör görüntüsü var mı?" sorusuna "yorum yok" karşılığını vermesi dikkat çekti.

Roj TV: Ayanın beyanı oldu
ABD Büyükelçisi'nin açıklamalarını sorduğumuz Roj TV yetkililerinden Amed Dicle, "ABD Roj TV davasına müdahale ettiğini itiraf etti" dedi. Dicle, televizyonlarının kurulduğu 2004 yılından beri ABD'nin Roj TV'yi kapatmak için sistematik olarak diplomisi ve yargı ayağını devreye koyduğunu söyledi.

Bush-Erdoğan görüşmesi milat

Baskıların özellikle 2007'deki Bush-Erdoğan görüşmesi sonrasında iyice arttığına dikkat çeken Amed Dicle, baskıları ve o dönemdeki siyasal atmosferi anlattı: "ABD, kurulduğumuz günden beri kapatılmamız için devredeydi. Özellikle 5 Kasım 2007'de ABD Başkanı George Bush ile Türk Başbakan Erdoğan'ın görüşmesinde kapatılmamız için yapılacaklar masaya yatırıldı ve kararlar alındı. Bu görüşmenin hemen akabinde 2008'de Roj TV'ye yönelik bir baskın oldu. Televizyonumuzun Belçika'da bir vergi cezası olduğu öne sürülerek, kapatılmamız için binamıza baskın yapıldı.

Zap operasyonu perdelenmek istendi
Bu baskının hemen sonrasında Türk ordusunun Zap operasyonu başladı. Daha sonra anlaşıldı ki bu baskınla Zap operasyonu sırasında Roj TV'nin yayınının kesilmesi amaçlanıyormuş. Zap operasyonu sürecinde Roj TV'nin kapatılarak, gerçeklerin topluma aktarılması engellenmek istendi. Tam o tarihlerde Danimarka'ya televizyonumuz aleyhine çeşitli dosyalar da sunuldu. Türk hükümetinin yanı sıra ABD'de de Roj TV'nin örgüt propangası yaptığını öne sürerek, çeşitli dosyalar sundu Danimarka'ya. Bunu Danimarkalı yetkililer de kabul ettiler.

Rasmussen kirli pazarlıkla seçildi

2009 Nisanı'nda dönemin Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO Genel Sekterliği'ne getirilmesi için ABD'nin de aracılığıyla Roj TV'nin kapatılması sözü karşılığında Türkiye'nin ikna edildiği ortaya çıktı. Bir komisyon kurdular ve bu komisyonun tartışma tutanakları da WikiLeaks belgelerinde yayımlandı. Böylece ABD, Türkiye ve Danimarka'nın Roj TV'yi kapatmak için yaptığı kirli pazarlık da ortaya dökülmüş oldu. En önemli husus da ABD'lilerin bir heyetle düzenli olarak Danimarka'ya gelip toplantı yaptıkları ortaya çıktı. ABD'li yetkililer bunu inkar etmedi, yalanlamadılar.

ABD'nin sistematik baskısı
Dicle, AKP'nin Kürt halkını, özgürlük hareketini, siyasetini ve basınını hedefleyen "imha et, bitir, teslim et" konseptinin fikir babasının ABD olduğuna dikkat çekti ve şöyle dedi: "ABD'nin televizyonumuzun kapatılması için Avrupa'daki ülkelere sistematik bir baskısı var. 2008'deki Almanya'daki yasağı da buna bağlıyoruz, 4 Mart 2010'da yapılan Belçika'daki baskını da buna bağlıyoruz, kapatma davasını da buna bağlıyoruz.

ABD'nin desteği süpriz değil
ABD'nin diplomasi ve basın-yayın ayağında da Türk Hükümeti'ne destek vermesi süpriz değil. Şu anda Kürdistan'da AKP'nin yürüttüğü konsept ABD destekli bir konsepttir. 3 kere inceleme yapıp yayın lisansımızı iptal etmemesine rağmen Danimarka RTÜK'ünün hakkımızda yeniden inceleme başlatması ve Danimarka Adalet Bakanı Morten Bödsko'nun 'Danimarka'nın Türkiye ile çok uzun süren dostluğu ve terörizmle mücadele konusunda çok değerli bir işbirliği vardır. Roj TV'nin kapatılması için yasadaki boşluğun giderileceğini' açıklaması da ABD'nin baskılarıyla ilerleyen sürecin sonuçlarıdır.

Kürt basını da hedef

Roj TV'ye yönelik baskılar da bu konseptin bir parçası. Bundan sonra da bu baskıların değişik biçimlerde devam edeceğini tahmin ediyoruz. Çünkü böylesi yoğun şiddetin ve baskının olduğu bir konsepte Kürt halkına uygulanan zulmün ortaya çıkmaması için televizyonumuz da dahil olmak üzere Kürt basını hedef alınmaması düşünülemez. 'KCK operasyonları' adı altında Türkiye'de Kürt orijinli ajanslar ile gazetelerin basılarak 30'u aşkın Kürt gazetecinin tutuklanması da bu konseptin ürünüdür. Tüm olanlar birbiriyle bağlantılır.

ABD Büyükelçisi teyit etti

ABD Büyükelçisi'nin açıklaması da bizim daha önceki açıklamalarımızı teyit etmiştir. Biz çok kere televizyonumuzun kapatılması için ABD, Türk devleti ve Avrupa ülkelerinin işbirliğine işaret etmiştik. Büyükelçi de itiraflarıyla bizi doğrulamış oldu. Kamuoyu da bizim sürekli dile getirdiğimiz gerçeği bir kez de Büyükelçi'nin ağzından duymuş oldu. "


ÇİÐDEM DEMİREL - HABER MERKEZİ