Göleli Levent Gültekin, Ayşe Arman’a Türk’ü tarif ederken, "Atatürkçü olduk, Alevi olduk, İslamcı olduk, solcu olduk, ama insan olamadık" diyordu.
Doğru tesbit. Önce devleti kurup ardından, altını dolduracak "millet" arayışına çıkarak, 36 ayrı ırkın postundan, "saf kan Türk çıkaran"lar, çıkarları için, günün rengine büründüler. "İnsaniyete aykırıdır" demeden, önlerine çıkan her kalıba girip onun şeklini aldılar.
Bilenlerin anlayacağı lisanla, AKP piyasasının kimi yazarları misalı, parasını verene gitmektir, "insan olamamak…"
İnsan olamayanlar, "sınır ötesine uzanıp ağız tadıyla, oradaki Kürtleri de katletmeye izin vermediği" için, Amerika’yı "dostluğa ihanet eden düşman" ilan ediyor ağız dolusu sövüyordu.
İnsan kanı zevk aracıydı, onlar için. Türk halkı yok yere, "bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır" manzumesiyle kendiden geçip, cezbeye gelmiyordu.
Dünün tarihi, boya bunların elinde, bir boydan bir boya yaralı. "Vatanımız" dedikleri topraklarda hala, zulüm kusan işgal gücü bunlar.
Bu coğrafyanın başlıca yerli insan soyu olan Ermeniler ve Kürtler, bunların elinden çektiklerinin matemini tutuyorlar. Kürdistan’ın, yalnız insanları değil dağı, taşı da kanıyor günümüzde. Ortalık yangın yeri…
Karadeniz şeridinin medeniyetini yaratan Pontuslular yok, artık. Müzik, giyim şekilleri, sedalarıyla, folklorik birer figür. Süryani halkının izini de sildiler. Êzîdî inancına dünyayı dar ettiler.
"İnsani olan her şeyle kan davalı" bunlar. Onun için, dünyanın neresinde insani bir kıvılcım çakıyorsa, oraya seğirtiyolar.
Çinli Mao, sömürgeciliğe karşı, "Uzun Yürüyüş" düzenlediği için, "en azılı dış düşman"dı. Kitapları ve düşünce sistematiği atom bombası kadar tehlikeli ve yasaktı.
1957’deki Süveyş Kanalı savaşında, sömürgeciler safında kükreyen aslanı andırıyorlardı.
Cezayir ve Tunus ulusal başkaldırılarında, Araplar "eşkıya" idi. Fransa’nın vicdanı iki kalem, "Egzistansiyalizm" (varoluşçuluk) akımının öncüsü Jean Paul Sartre ve "Veba" romanının yazarı Albert Camus’nun başını çektiği Fransızlar Cezayirli, Tunuslu savaşçılara destek verirken, Türk devleti Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda, bir tutamcık çıkar uğruna, su tulumbası kolu misali inip kalkan ellerle, sömüreciliğe arka çıkıyordu.
1950’lerden itibaren sömürgeciliğe başkaldıran Kara Afrika, en çok "onların onurunu" incitiyordu. Afrika ruhunun kıvılcımı Patrick Lumumba’nın adı, bu yüzden onların vicdan defterinde, "bir kızıl"dı.
Vietnam’da direnişçiler, Filistin’de fedailer Türklerin kişisel düşmanıydı.
Onlardan yana ses çıkaran yurttaşlarını bıçak, kama, kurşun ve cop darbeleriyle hizalıyorlardı. Daha sonra Deniz’le birlikte astıkları Yusuf Aslan, Vietnam’a ilişkin bir gösteriden sonra ilk defa hapishaneyle tanışmıştı.
Dün, askerlerinin donuna kadar veren Batı, "tu kaka"dır, bugün.
"Ağız tadıyla, öteki yakadaki Kürtleri katletmeye izin vermediği" için, Amerika "ihanet eden düşman"dır
Onların yerine, bir zamanlar kesip biçtikleri, yan yana sıram sıram dizdikleri sepilerde sallandırdıkları Araplar, kanlı elleri, ayakları öpülesi kardeştir.
Suudi Arabistan’la, bu yüzden "ortak İslam ordusu" ayağı ile müttefik, Katar’ı koruyan "bodyguard" yani kiralık muhafızdır.
Petro-dolarla görkeme batan saraylar havadardır. Seçilmiş Sultanlar artık çalmıyor, "istedikleri kadar alıyor"lar…
Göleli Levent’in "her renge bürünüp her kalıba uyduk, ama insan olamadık" sözü bu kertede yerli yerine oturuyor ve de değerini buluyor.
Körfez savaşını fırsat bilip "kucağa düşen" Amerika’yı soymaya kalkışmış, Başkan oğul Bush, bunun üzerine bunlar "at pazarlığı yapıyorlar" demiş, yolunu ayırmıştı.
İslamcı terörün Ortadoğu’ya girişinden sonra, saflar iyice ayrılmış, NATO üyesi TC, pek çok alanda İslami terörle bütünleşen manzaralar sergilemeye başlamıştı. NATO’nun TC’ye verdiği silahlarla Amerika ile savaşan manzaralar.
Amerika, bundan sonra bütünüyle kopmuş, kendi ülke ve onurlarının fedaileri Kürtlerle ittifak kurmuştu. Müttefikler uyum içinde birlikte çalışılıyor.
Bu satırları yazarken, Erdoğan Amerika yolundaydı. Dört aydır kapısında beklediği Amerika Başkanı Trump’a, "Kürtleri at, beni ve benim organize ettiğim çeteleri yanına al" diye yalvarmaya gidiyordu.
Tek isteği Kürtleri yok etme izniydi. Karşılığında her şeye "he" demeye hazırdı…
Ama, onun köşeyi dönen at hırsızını tarif ile "atı alan Üsküdar’ı geçmiş"ti, artık. Amerika ve Kürtler birlikte girdikleri savaşı sonlandırma aşamasındaydı.
"Ağız tadı ile Kürt katletme" hırsıyla, gözü kararanlar ortada kalmışlardı.
Ve, "insan ol, senin Kürt hastalığına alet olacak kimse yok" diye bir ses…