Yakın tarihimizden başlarsak; Dersim’de yaşlı kılamcıların acılı sesleri o dönemin katliam çocuklarını epeyce ağlattı ama bir zaman sonra hiçbir şey olmamış gibi oldu. Her şey unutturuldu/unutuldu! Öylesine unutturuldu ki kan kokan o acılı topraklarda artık ne ağlayan ne de ağlanacak acı(!) kaldı! Ancak 70’ler sonrası, ölü hale getirilmiş o toprakların özgürlüğüne baş koymuş mazlum ve masumların dağlara/taşlara işlenmiş: ''Beşikteki çocuklarımız bunun hesabını soracak/intikamımızı alacak!'' seslerinin duyulmasıyla hesap sormaya başlayan bir Özgürlük Fırtınası, unutturulmuş o ağlamayı isyan sesine dönüştürdü!
Bu ses, katliamın kanlı sayfalarını ortaya sererek yargılamaya/sorgulamaya başladı! Bugün değişik siyaset alanında yer alan katliam mirasçıları bu insanlık suçunu birbirinin üzerine atarak temize çıkmaya çalışıyorlar! Halbuki bunlar o katliamcı kökten çıkmış damarlar, türemiş sülalelerdir. Ve hepsinin hamuru katliamlarla yoğrulmuştur. Geçmişten günümüze süregelen aralıklı katliamlar bunun açık örneğidir!
Aralık ayında Maraş ve Roboskî katliamlarının yıldönümleri nedeniyle anmalar yapıldı. Roboskî'de olduğu gibi, Maraş katliamı da devlet yetkililerinin emriyle yapıldı. Zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve yardımcıları, bakanlar, Genel Kurmay Başkanı, Jandarma Genel Komutanı ve MİT’in bilgileri, gözetimi/koruması altında, katliam cellatları ellerinde Türk ve üç hilalli bayraklarla; ''İşte Aleviler burada öldürelim bunları! Bir Alevi öldüren bin yıl hacca gider! Sokaklar kan içinde! Parçalanmış çocuk ve kadın bedenleri, on defalık hac karşılığı öldürülen komünistler! Benzin dökülerek yakılan ve sonrada varilde kaynatılan 18 yaşındaki genç!.. Günümüz katliam sürüsü DAİŞ örneği korkuç bir vahşet! Ve tüm bunlar karşısında Ecevit iktidarının beklenen yardım(!) eli…
Bu vahşetin üstünü örtmek için devlet/sistem, tetikçilerini sözde yargıladı ve hepsini akladı! Bir kısmını vekil yaptı! Bir kısmını üst düzey bürokatlara kattı! Böylece kendisini aklamaya çalıştı! O zaman da çok ağlanıldı ve herkes Maraşçı oldu! Ama çabuk unutuldu! Ağlayanlardan az sayılmayacak bir kısım ses çıkarmamak ve uslu durmak koşuluyla resmi pasaportla ülke dışına çıkarıldı. Katliam alanları viraneye çevrildi ve o topraklarda ağlayacak/inleyecek fazla insan kalmadı!
Ancak bir büyük sorgulama Özgürlük Hareketi ve ona katılan o viraneli toprağın kahraman evlatlarıyla başladı! (Yeri gelmişken yakından tanımak mutluluğuna eriştiğim ve bugün hasretini çektiğim Engin Sincar’ı ve onun ölümsüzlüğünde tüm yoldaşlarını derin bir özlemle anıyorum!) Bu sorgulama; katliamcıların orada yaptığı insanlık dışı gibi bir kin/katliam değil, zulmedenlerden hesap sorma olayıdır! Her zalimin zalimliklerini anımsatarak ve onu tarihe kaydederek gelecekteki büyük acıları önlemeye yöneliktir!
Sistemin bu seri katliamları nazara alındığında Sayın Öcalan’ın ''öz savunma'' istemi/ısrarı tam da bu noktada bir zorunluk dayatıyor! Halklar/inançlar ve bir bütün olarak katledilmekle karşı karşıya kalanlar öz savunmasını muhakkak kurmalı ve güçlendirmelidir! Hep görüldüğü gibi katliamı yapan her zaman topu/tüfeği/tankı/zaptiyesi olan egemen güçler olmuştur/olmaktadır! Peki katliam tehditi altındaki bu halkların ve hakların öz savunma güçleri olmasa bu barbarlığı kim nasıl durduracak?
Bugüne dek emsali görülmemiş vahşet sürüsü DAİŞ çetelerinin Şengal, Rojava, Kobanê ve diğer alanlardaki vahşi katliamları haklı olarak başta Batı olmak üzere dünyayı bile korkuttu! Bu vahşete karşı Kürt topraklarında inşa olunan öz savunma güçlerinin destansı direnişi dünyaya adeta nefes aldırttı! Bu gücü, bu öz savunmayı küçümseyen ve görmezlikten gelen Erdoğan ise DAİŞ’in sahte zafer(!) hayalini onlardan önce ''Kobanê düştü, düşecek!'' sevinciyle ilan etti. Ancak Erdoğan’ın görmediği, görmek istemediği bu şanlı direnişi/ kahramanlığı bütün dünya gördü, selamladı!
DAİŞ’in zafer(!) hayalı kursağında kaldı ve Erdoğan’a da dert oldu! Bu dertledir ki o şanlı direnişe destek verenler başta olmak üzere direnişçi tüm muhalifleri gazlamak ve hatta öldürmeyi esas alan ve adına ''kamu/kanunsuzluk düzeni'' denilen Hitler modeli bir infaz talimatnamesi devreye sokuldu! Sonrası biliniyor!..
Egemenler kendi saltanatlarına dokunacağı, egemenlik alanlarını sıkıştıracağı ve herkese özgürlük getireceği için ülkede Demokratik Özerklik ve öz savunmaya hep karşı çıkarlar. Hayata geçmemesi için katliamlar yapmaktan bile geri durmazlar. Ama halklar özgürlükleri ve onların devamı için gerektiğinde sözde değil, özde ağır bedelleri göze alarak bunu dayatmalı ve vazgeçilmez bir hak mücadelesi vermelidir.
Herkes ve tüm halklar/inançlar, bugüne dek ağır acılarda, o acıların yıldönümlerinde sel olup akan gözyaşların, havaya sıkılan öfkeli yumrukların ve vurucu sloganların artık bu zalimlerin zulmü karşısında pek de bir işe yaramadığını görmelidirler!