Sözlük, Agos’un “Tohum veya fidan için açılan oyuk” anlamına geldiğini belirtiyor. Belki de, yeniden doğuş için gereken anlam gücünün olgunlaştığı bahçedir Agos.

1996 yılından bugüne küçük, sessiz ama kararlı adımlarla tüm anıların bitirilmek istendiği acının coğrafyasında yitikleri canlandırdı. Çok zorluklar yaşadı, bedel ödedi. Türkiye demokrasisine de katkısı küçümsenemez düzeyde oldu. Onurlu duruşuyla birçok ezberi ve yüreğimizi en derinden yaralayan “küfürleri” bozdu. 

Kolektif hafızamızın yaralı güvercinidir Agos. Hepimizi birleştiren özür kimliğin sembolü olan Hrant Dink’in gazetesidir. Yıllarca düzenli olarak takip etme olanağım olmuştu. Son yıllarda uzak kalmıştım. Bir yazı, tekrar Agos’u görmeme vesile oldu. Rüzgârın, sıcağın ve tozun uyutmadığı bir gecenin ardından, uzaktan gelen bir arkadaşım dijital kopyasını getiriverdi “okuman gereken yazılar var” diyerek. Gerçekten özlemişim…

Halkların özgürlüğü için mücadele ederken buna ters düşen her söz ve eylem ancak özeleştiri konusu olabilir. Tartışmalara katkı sunmak amacıyla, bazı eleştirileri göğüslemek, haklıysa kabul etmek ama hepsinden ders ve sonuç çıkarmak gerekir.

Eleştiri, özgürlüğün önünü açar; fakat milliyetçilik, harita, sınır gibi kavramlar özgürlüğe götürmez! Yazılarıyla cevap verenler böyledir demiyorum, aynı yerde durduğumuz halde milliyetçiliğin her türlüsüne karşı aynı düzeyde tavır almadığımızı belirtiyorum. Yanılıyorsam buna sadece sevinirim!

Bir örneği hatırlatırsak, Bedeviler “çölde gidebildiğimiz her yer ülkemizdir” derler. Sınır tanımazlar. Sınırlar, haritalar Ortadoğu’nun bağrına hançerle çizilmiş ulus-devlet mührüdür. 

Ortadoğu’nun en kadim halkları olan Ermeniler ve Asuriler, bu zihniyetin ilk öncüsü olan faşist odaklarca soykırımdan geçirildiler. İşbirlikçi Kürtler bu soykırımlarda hunharca rol oynadılar. “Kullanıldılar” deyimi rollerini hafifletmek amacıyla söylenmemiştir. Yanlış bir deyimse düzeltilebilir.

Diğer bir husus şudur: Anayurdundan edilen Ermeni halkının bir küçük devlete sıkıştırılması kabul edilemez. Şu an üzerinde yaşayan halklarla birlikte, soykırımla Ermeni halkından “arındırılan” anayurdu “ortak vatan” olarak değerlendirmek demokratik çözüm seçeneğini güçlendirebilir. 

Yani “Ağrı-Van vb.” üzerine kurulu retorik, tekrardan sınırlar-haritalar oluşturmak meselesi olarak değil, demokratik uluslaşma-paylaşma-ortaklaşma meselesi olarak ele alınırsa büyük acılar tarihine ve büyük özlemlere kalıcı yanıt oluşturulabilir. Kürt Halk Önderliğinin belirttiği gibi “Ermeni sorunu için sadece hudutların açılması yeterli değil, demokratik komünal yerleşimlere de sahip olmalıdırlar. Bunun için kolaylıklar sağlanabilir.” Bu “ortak vatan” özgürleştirildiğinde, tüm halklarla paylaşılmasından onur duyulacağından kuşku yoktur.

Türkçe basılan ve yasaklanan “Özlem” adını taşıyan harika bir öykü kitabı vardı. Cümle tam olmayabilir, özlemi şöyle tanımlamıştı: “Ülkeden her rüzgâr estiğinde yeniden harlanan, üzeri küllenmiş közdür özlem!” 

O özlem bağrımızı sürekli yakarken ve belki de vuslata her zamankinden daha yakınken bunu önleyecek en büyük tehlike olan milliyetçilik tuzağına karşı uyanık olmak zorundayız.

Ermenistan içinde Kürt siyasi tutsak oluşturmak ve bunun negatif sonuçlarına yol açacak provakatif söz ve tutumlara girmek, değerlendirmelerimizde bir halk için asla genelleme yapmamıza sebep olamaz. Fakat egemenlikçi, milliyetçi, iktidarcı zihniyete dikkat çekebiliriz. Yapılan da budur. 

Eleştiren dostlara saygı esastır. Dost olan eleştirisini esirgemeyendir. 

Fakat rahatsızlık vermesi gereken şey, ya da tehlikeli olan, yaşananları aktarmak değil yaşananların kendisidir. Görünen o ki, yaşananların yorumundan rahatsızlık duyulmuş; o yorumlar da sizin için veya halk için değil komplocu odaklar için geçerlidir ve hiç de temelsiz değildir. Demagoji hiç değildir. Sanki komplocu odakların olduğuna bir türlü inanılmıyor. Bu yüzden aslında milliyetçi-komploculara dair “acaba” diye bir soruyu akla getirtmek içindir; ne Ermenistan, ne Ermeni halkı, ne de dostlar için değildir.

Kayıtlı olan ne var denilmiş: Ne PKK, ne de devletin kabul etmediği, üstlenmediği ama yaşandığı açık olan, kamuoyuna da yansımış katliamlar var. Kimlerin yaptığı belki bir gün “hakikat komisyonlarının” çalışmalarıyla açıklığa kavuşacaktır. Fakat Ermenistan devletinin içinde bazı güç odaklarının söylemlerinin, bu söylem sahipleri ve temsil ettikleri zihniyet açısından şüphe yarattığını inkâr edemeyiz, görmezden gelemeyiz. Hatta bu konuda Ermenistan’ın sorumlu yetkilileri de duyarlı olmalıdır.

Öte yandan, devlet -veya isterseniz onun bürokrasisinin bir bölümü deyin- Kürt siyasilerini hapsetti diye Ermeni halkına tepki göstermeyi meşru gördüğümüz düşünülmesin. Aktarılan bir veridir, neyin nelere yol açabileceğini, milliyetçiliklerin karşılıklı bir birini besleyip düşmanlık üretme potansiyelini ifade etmektedir. 

Ermenistan cezaevinde kaldığı için “onlardan bahsetmeyin” diyenlerin tepkisi geçicidir, bu yanlışın düzeleceğine inanıyoruz. Ortada koca bir tarihin dersleri var ama kişisel bir deneyimden bahsetmek bile sanırım bir bakış sunacaktır.

Türkiye’de 6 kez gözaltına alındım, 3 kez tutuklandım, 13 yıla yakın cezaevinde kaldım. Türk halkına karşı zerrece bir tepkimiz olmadı, olamaz; ama soykırımcı egemen güçlere karşı tavrımız nettir. Üstelik bu yıllar içinde bir de Federal Kürt Bölgesinde KDP asayiş noktalarında 3 kez gözaltına alındım. (Haksızlık yapmayalım, birinde yanlışlık olmuş deyip özür dilediler!) Bu şahsi deneyimler bir yana, DAİŞ ile işbirliği yapanlardan bizzat DAİŞ’e katılıp insanlığa karşı vahşice suç işleyenlere dek Kürtler içinden neler çıkmadı ki?

En sade şekliyle söyleyelim, bu durum karşısında Kürt halkının düşmanı olunamaz! Fakat Kürtler içindeki milliyetçi, dinci, komplocu odakları tanımak ve mücadele etmek için bütün bu örnekler birer veri oluşturuyor. Örnek bağlamında açık verilerdir; görünmez olanını ise yaşanan pratiklere bakarak anlamak -iz sürmek ve sorgulamak- zorundayız. 

Ermeni milliyetçiliğinin uçları veya bazı komplo potansiyelleri açısından da, bire bir olmasa da -verilen örnekler Kürde mahsustur- sorgulama yapmanın siyaset biliminde bir karşılığı yok mudur? Diyelim ki biz yanlış ifade ediyoruz, ömrünü demokrasi, özgürlük ve Ermeni sorununa adamış olanlar bu konulara girmekten ısrarla neden kaçınıyor, neden aydınlatıcı olmuyor anlamak zor. Oysa günümüzdeki savaş ve kaosların çözümünde bile, komplo odaklarının görülmesi ve çözülmesi belirleyici önemde bir rol oynayacaktır. 

Sonuçta, eleştiri ve uyarılar baş üstüne diyorum. Değerli yazarlarınızın belirttiği gibi kendi değerlerimize ters düşmeden daha güçlü mücadele birlikteliği için biz de eleştirel olmayı elden bırakmayacağız. 

Son olarak, Özgür Gündem Gazetesiyle dayanışma gösterdikleri için tutuklanan aydınların yanında olduğumuzu belirtiyor, kendilerine ve tüm Agos camiasına, şu an yanımda olan biri Ermeni, biri Türk, ikisi Arap olan arkadaşlarımın da selamını iletiyor; özlemin alazında yıkanmış arı düşüncelerle, anlam dolu özgür bir yaşam mücadelesinde başarılar diliyoruz.