Pir Sultan, "kalsın benim davam, divana kalsın" demiş.
Hakkın divanına havale etmiş Hınzır Paşa'yı.
Mahşeri hesap gününe yani…
Peki, bir halka ve insanlık değerlerine karşı işlenen suçlar mahşere bırakılabilir mi?
İlahi adaletten, mahşeri adaletten medet umanlardan değilim. Zalimlerin ve kötülerin bu dünyada hak ettiğini bulması gerektiğine inananlardanım.
İlahi divanda değil, halkın divanında hak yerini bulsun diye. 
Çekilen acıların, yakılan ağıtların hesabı mahşere kalmasın; mazlumun ahı bu dünyada tutsun.  
Yargısız infazların, faili belli cinayetlerin, işkencelerin, suikastlerin hesabı bilinmezliğe ertelenmesin diye.
Bundan sebep, mahşeri adalete değil, halkın adaletine inanırım.
Halkın gözünde ve gönlünde mahkum olmak, mahkumlukların en büyüğüdür aslında.
Böyle olanlar, tarihe suçlu olarak geçmekle kalmaz; gelecek nesiller için kara bir leke olurlar.   
Yapanın yaptığını sahiplenememesi, yapılan kötülüğün büyüklüğünü gösterir.
İşte Paris’te üç kadın devrimcinin hunharca ve alçakça katledildiği saldırı, tam da bu anlama geliyor.
Neden mi?
Çünkü hiç kimse ''ben yaptım'' diyemiyor.
Suç ortakları suçu birbirlerine atıyor.
Fransız yargısı ''bilgi paylaşımı yapmıyor'' diyerek topu Türk devletine atıyor. 
Fethullahçılar MİT’i suçluyor. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ''paralel yapının işi'' diyor.
Ancak bu ciddi iddia ve ithamlara rağmen Fransız ve Türk savcıları harekete geçmiyor.
Sözüm ona adaletin, hakkın ve hukukun sağlayıcılarının kılı kıpırdamıyor nedense.
Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, "bu işin peşini bırakmayacağız" demişti, unutmadık.
Katliam döneminde İçişleri Bakanı olan Fransız Başbakan'ın, ''bu katliamı aydınlatmak boynumuzun borcudur'' sözü de hatırımızda.
Sahipleri, sözlerini çoktan unutmuş olsalar da Kürtler unutmadı.
Onca bilgi ve belgeye rağmen Paris suikasti davasında bir arpa boyu yol alınmadı.
3. yılına giren Paris Katliamı'nın suç ortakları ''hukuken'' hala açığa çıkarılmamış olabilir. Ancak halkımızın ve insanlığın gözünde, gönlünde ve vicdanında her şey nettir. Kahramanlar ve katiller bellidir.
Kürt kadınları en önde olmak üzere, Kürtler adalet için yine alanlardalar.
Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da 10 Ocak’ta katliamın yaşandığı yerde buluşuyorlar.
Suçlulara ''katilsiniz'' demek için yürüyorlar.
Kahramanlarını, Saralarını, Rojbinlerini ve Ronahilerini anmak için yürüyorlar.     
Paris Katliamı bize bir kez daha şunu gösterdi: Gerçekler karanlıkla örtülmesin; hak, adalet yerini bulsun diye daha fazla hakikat arayışçısı olmak, daha fazla güçlenmek gerekiyor. 
Güçlenelim ki katilleri açığa çıkarabilelim.
Güçlenelim ki ağıtlar sussun, gözyaşları dinsin.
Öyle bir güçlenelim ki katliamları ve perde arkasındaki aşağılık güçleri deşifre edebilelim, hesap sorabilelim.
Bu güce ulaştığımız zaman; bu karanlık güçler bir daha böylesi komploları akıllarına dahi getiremeyeceklerdir.