Almanya’nın Frankurt, Darmstadt, Fulda ve Hanau kentlerinde polis ve istihbaratın, özellikle oturumu sorununa rağmen aktif olan Kürt gençlerini ajanlaştırma avını, dünkü gazetemizde örnekleriyle paylaşmıştık. Ajanlığı reddedenlere gelen ikinci teklif, Kürtlerin eylem ve kurumlarından uzuk durmaları telkini. Bu da işe yaramayınca gözaltı, baskı ve oturum izinlerine sorun olarak tehdide dönüşüyor. Son aşamada umudunu yitiren polis, tehditlerini uygulamaya geçiyor. Bu ahlaksız tekliflerin muhatabı Kürt gençleri yaşadıklarını aktarmamızın ardından gazetemize konuşan Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) Başkanı Yüksel Koç, önemli açıklama ve uyarılarda bulundu.

YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç, Alman polisinin ajanlaştırma çalışmasının sadece Hessen Eyaleti ile sınırlı olmadığını, bu politikanın Almanya’nın genelinde yürütüldüğünü belirtti. Alman polisinin, hem oturum hem de vatandaşlık durumuyla ilgili Kürtleri tehdit ederek ajanlaştırmaya çalıştığını kaydeden Koç, „Derneklerimize gidip gelen insanlarımızı, karanlık oda dedikleri bir yere çekip orada konuşuyorlar. Bunun bir ‘güvenlik’ konuşması olduğunu söylüyorlar“ dedi.

Yasal dayanağı yok

Öncelikle bunun hukuki bir zeminin; yasal bir dayanağının olmadığını kaydeden Yüksel Koç, „Böylesi bir konuşmaya hiçbir Kürt gitmemeli ve kendisine yönelik bu uygulamaları deşifre etmelidir“ dedi.

İki yöntem
Son dönemlerde daha çok gençler üzerinde yoğunlaşılarak iki yöntem uygulandığına işaret eden Koç, şöyle izah etti:
- Hedef seçtikleri kişiye ‘Sana işlemlerinde yardımcı olmak istiyoruz’un ardından ‘Bize şu bilgileri ver, bu konuda yardımcı ol’ diyorlar. Bu yöntemle ajanlaştırmaya çalışıyorlar.
- ‘Sen derneğe gidiyorsun, eylemlere katılıyorsun. Gidip gelirsen, oturumunu iptal ederiz, hayatını karartırız’ türü tehditler…

Gelip bizimle konuşsunlar

Bu gibi şikayetler kendilerine ulaştığını ama kendilerine ulaşmayanların da olduğunu belirten Yüksel Koç, „Yetkililerle her görüşmede, her toplantıda derneklerimizin Alman yasalarına uygun bir şekilde kurulduğunu belirtmiştik. Bir sorunları varsa gelip bizle konuşsunlar. Bunlar çirkin politikalardır; ne ahlak ne hukuk ne de insanlık değerleriyle bağdaşır. İnsanlarımız, yasal olarak kurulmuş derneklere ve izin alınmış etkinliklere katılıyor. Anayasal bir haktır“ diye konuştu.

Kimlik Kampanyası’nın etkisi

YEK-KOM’un öncülüğünde 2011’in sonbaharından başlayıp 2012 yılı içinde devam den „Kürt Kimliği Tanınsın’ kampanyasını hatırlatan Yüksel Koç, etkili olan bu kampanyanın ardından polisin kirli yönelimlerinin arttığına dikkat çekti. Koç, „Kürtlerin kendi haklarını talep etmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar. Kimlik Kampanyası çalışmalarımıza karşı sadece bununla yetinmiyorlar, istihbarat raporları yayınlıyorlar. Oysaki Kürtler anayasal haklarını talep ediyor“ dedi.

Zorunlu değilsiniz

İnsanların kendi haklarını bilmemesinin, polisin ve istihbarat elemanlarının pervasızlığını arttırıp onlara cesaret verdiğini kaydeden YEK-KOM Başkanı Yüksel Koç, ısrarla altını çizdi: „Polisten gelen böyle bir çağrıya (yazılı da olsa) hiçbir insan gitmek zorunda değil. Bu dayatmalar yasadışıdır. Polisten gelen yazılı çağrılar avukatlara verilmeli. Avukatın muhatap olması sağlanmalıdır.“

Oturum meselesi ve polis

Koç’un önemle üzerinde durduğu bir diğer konu da oturum konusunda polisin söylediklerine itibar edilmemesi. Özellikle ‘sana vatandaşlık veririz’ ya da ‘oturum veririz’ gibi söylemlerin bir geçerliliği olmadığını belirten Koç, „Polisin yetkisi de yok. Oturumun veya vatandaş olmanın şartları var. Bu kriterler, bir Kürt içinde de bir başka göçmen içinde geçerlidir. Bu kriterler karşısında kimse ayrıcalıklı değildir“ şeklinde konuştu.


YEK-KOM’un özeleştirisi

Aslında YEK-KOM olarak bu yasaları, iyi analatamadıklarını; polisin bu kadar pervasızlaşması ve kirli tekliflerde bulunmasının temelinde, derneklerin kendi üyelerine, hak ve sorumlulukları konusunda yeterince bilgilendirme toplantıları yapmamasının da etkisini kabul eden Koç, şunları söyledi: „YEK-KOM olarak özeleştiri vermemiz gereken durumdur. YEK- KOM kongresini yaparken 4 tane temel yıllık çalışması önümüze koymuştuk. Kimlik Kampanyası, Üyelik Kampanyası, diğer kurumlarla ilişki geliştirme, Almanya’da Kürtlerin kriminalize etme politikasına karşı bir kampanya yürütme ve Kürtleri kriminalize etme politikaları deşifre etme. Bu konuda planlamaya gittik, ancak bunu pratikleştiremedik. Ertelememeliyiz.“

Ekonomik krizin yansıması

Küresel düzeydeki ekonomik krizin Almanya’yı da etkilediğini, bunun da bu sosyal devlet olgusundan uzaklaştırdığını savunan Koç gözlemlerini şu şekilde aktardı: „Antidemokratik uygulamalar Kürtler dışındaki toplumları da kapsıyor. Diğer göçmen örgütlerle ortak hareket etmek zorunlu hale geldi. Örneğin insanları dinleme, gözetleme, yine toplantı ve gösteri hakkı kısıtlamaları bazı eyaletlerde tartışmaya açılıyor… İşte bu konular herkesi; Alman olan olmayan herkesi ilgilendiren bir durumdur.“

Kürtlerin devletsiz olması

Neonaziler konusundaki istihbaratın zaafından çok, bu cinayetleri himaye etme, destek vermenin tartışıldığını anımsatan Koç, şunları ekledi: „İşte bunu kapatmak içinde en zayıf halka dediğimiz göçmenler içinde en zayıf olanı Kürtlerdi. Çünkü devletleri yok, kurumları devlet tarafından tanınmıyor. İşte, anti demokratik uygulamlara bizden başlayarak her kesime yaymaya çalışıyorlar. Biz de bunu kamuoyuna iyi anlatamadık.“