
Türk cezaevlerinde 12 Eylül'de 7 cezaevinde başlayan, 24 Eylül, 5 Ekim ve son olarak 15 Ekim'de yeni grupların katıldığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi 49'uncu güne girdi. TUHAD-FED'nin verdiği bilgiye göre; dün itibariyle 65 cezaevinde 653 tutsak süresiz dönüşümsüz açlık grevinde. Tutsakların açlık grevini haftalardır görmezden gelen Türk basını, şimdilerde ise zindan direnişini manipüle etme çabası içinde. Sabah gazetesinin dün manşetine taşıdığı iddiaya göre; açlık grevindeki 112 tutsak açlık grevi eylemine son verdi, 300 tutsak ise açlık grevine eylemine son vermek için cezaevi idaresine dilekçe verdi. Cezaevlerindeki açlık grevlerini yakından takip eden İHD, BDP ve TUHAD-FED gazetemize yaptıkları açıklamalarla, iddiaları yalanladı. Eylemlerin bitmediği aksine kararlılıkla sürdürüldüğünü belirten yetkililer, süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine katılan tutsaklarla destek için kısa süreli yapılan açlık grevlerinin çarpıtıldığı ve "tutsaklar eylemi bitiriyor" yönünde kara propaganda yapıldığı görüşünde.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Dernekleri Federasyonu(TUHAD-FED) Genel Başkanı Zübeyde Teker, "12 Eylül itibariyle 7 cezavinde 63 tutsak tarafından başlatılan açlık grevi 65 cezaevinde 653 tutsakla devam ediyor. Bu süreç içerisinde süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olanlara destek amaçlı yapılan kısa süreli açlık grevleri vardı. Basın, destek açlık grevlerini, arkadaşlarımızın direnişlerini itibarsızlaştırmak, manipule etmek için kullanıyor" dedi.
"Tutsaklar PKK kadrolarının baskısıyla açlık grevinde" iddiasına da sert tepki gösteren Teker, "Arkadaşlarımız kararlı, geri adım söz konusu değil. Tutsakların eylemi görülmez, talepleri duyulmazsa sayıları bini aşacak" uyarısında bulundu. Basının tutumunu hükümetin çözümsüzlük politikasının bir parçası olduğunun altını çizen Teker, "Sorunu çözmekten sorumlu hükümet, herşeyi kendine göre çarpıtarak, kamuoyunu yanıltarak bu süreçten hesap vermeden çıkmak istiyor. Tutsakların eylem ve taleplerini muğlaklaştırıp, kamuoyunun kafasını karıştırıp, yaşanabilecek şahadetleri kendi cephesinden meşrulaştırmaya çalışıyor" diye konuştu.
Geri adım söz konusu değil
Cezaevlerindeki tutsakların Kürt sorununun çözümü için bedenlerini ölüme yatırdığını hatırlatan Teker, "Müzakere sürecinin tekrar başlaması noktasında bedenlerini ölüme yatırdılar. Bu çok onurlu ve anlamlı bir direniştir. Arkadaşlarımızın talepleri geçmişte hükümetin masada müzakere ettiği maddelerdir. O zamanki anlayış nasıl masadan kalktıysa bugün de manipüle ederek kendini sorumlu pozisyonundan çıkarmaya çalışıyor. Bunu kabul etmiyoruz ve en kısa zamanda adım atılmasını bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Güçlü'nün birazcık onuru varsa
Ümit Fırat ve İbrahim Güçlü gibi özel savaş elemanlarının da yeniden Türk basınında boy verdiğine işaret eden Teker, şöyle konuştu: "Basında İbrahim Güçlü denen şahıs üzerinden yürütülen bir kampanya var. İbrahim Güçlü denen şahıs, bu direnişi itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Biz İbrahim Güçlü'ye önce insan olmayı denemesini tavsiye ediyoruz. Eğer küçücük bir nokta bile onuru kalmışsa öncelikle bu mektubu ve bu aileyi ortaya çıkarmasını talep ediyoruz. Farazi söylemlerle bu mücadeleye saldırmak gayri ahlaki ve gayri insanidir. Biz onu da insan olmaya davet ediyoruz. Çünkü herkes biliyor ki herkes kendi iradesiyle açlık grevine girmiştir, kendi isteğiyle açlık grevine girdiğini beyan eder. Şu ana kadar hiçbir arkadaşımız kendi iradesi dışında özellikle hayati olan açlık grevi gibi bir eyleme girmemiştir. Kendi iradeleriyle bedenlerini ölüme yatırdılar. Tüm arkadaşlarımız büyük bir yürekle bu direnişi ve süreci götürüyorlar. Ama hepimiz de biliyoruz ki bizim içimizde de diğer halklar içinde de hakikaten insanlığını kaybetmiş, hakikaten çıkarları için halkını ve onurunu satan insanlar çok. Bunun örneklerini peyderpey görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz. Ama Kürt halkı bunları hiçbir zaman unutmayacak. Bu üslup ve dili kullananları bu direnişe gölge düşüren kişileri unutmayacak."
Ölümüne kararlılar
İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şube Sekreteri Ümit Efe, tutsakların açlık grevine son verdiği yönünde ne kendi şubelerine ne genel merkezlerine ulaşmış bir bilgi olmadığını söyledi. İddia edilenin aksine tutsakların taleplerinde "ölümüne kararlılık" içinde olduklarını ifade eden Efe, "Avukatlarımız en son Kurban Bayramı arefesinde Tekirdağ, Edirne, Kandıra, Gebze ve Bakırköy cezaevlerindeki tutsaklarla birebir görüştüler. İddia edildiği gibi bir durum yok. Tam tersine tutuklu ve hükümlüler çok kararlı, ölümüne açlık grevinde. Öyle ki bu kararlılık bizi oldukça endişelendirdi ve çalışmalarımızı sıkılaştırdık" dedi.
Geçmişte de denendi
Türkiye tarihindeki geçmiş açlık grevleri deneyimlerine işaret eden Efe, "O dönemde, yiyorlar, besleniyorlar, dilekçe verdiler, bırakıyorlar, bıraktılar derken ölümler olmaya başladı" diyerek, bu tür spekülatif haberlerden uzak durulmasını istedi. Basında çıkan haberlerin hükümetin açlık grevine yaklaşımının devamı olduğuna vurgu yapan Efe, "Açlık grevlerinde yaklaşık 10 gündür kritik eşik aşıldı ve insanlar sorunun çözümü için demokratik taleplerini haykırıyor. Bütün demokratik istemlere, çözüm ve yaşam hakkını savunan barışçıl gösterilere ise şiddet uygulanıyor. Şimdi de bu tür spekülatif haberlerle kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor" dedi.
Dezenformasyon karşılıksiz çektir
Açlık grevlerinin 50'inci güne dayandığını hatırlatan Efe, "ölümler yaşanırsa bunun hesabı verilemez" diyerek şöyle konuştu: "Yazıktır, insanlar canlarını ortaya koymuşlar, taleplerini haykırıyorlar, yaşam hakları kritik bir eşiğe gelmiştir. Açlık grevlerine ilişkin kamuoyuna yanlış, dezenformasyonlarla bilgi vermek karşılıksız bir çektir. Ölümlerle, tabutlarla döner. Hiç kimse de bunun vicdani sorumluluğunu karşılayamaz."
Eylemin gücünü kırmaya çalışıyorlar
BDP Hukuk Komisyonu Başkanı Meral Danış Beştaş da, 12 Eylül'den itibaren açlık grevinde olan tutsakların günlük olarak ziyaret edildiğini belirterek, "Açlık grevlerinin bu kadar yoğun ve yaygın devam ettirilmesi, bazı kişileri acze düşürdü" dedi. Beştaş sözlerine şöyle devam etti: "Ortada gerçek anlamda büyük bir sivil itaatsizlik, eylem var. Dünyanın her yerinde açlık grevleri bir eylem olarak değerlendiriliyor ve insanlar kendi bedenleri üzerinden niyetlerini ifade ederler. Bunun karşısında aslında demokratik bir ortamda, yönetenlerin çözüm gücü olması gerekiyor. Fakat tam tersine kamuoyu farklı yönlendirilmeye çalışılıyor. Eylemin gücünü kırmaya, kamuoyunu yanıltmaya, dayanışma fiillerini engellemeye, kafa karıştırmaya çalışıyorlar." BDP'nin cezaevlerinde ölümlere davetiye çıkardığı yönündeki suçlamalara da sert tepki gösteren Beştaş, "Açlık grevi BDP'nin kararı değil. Biz insanların yaşamı için siyaset yürütüyoruz. Çirkin ve kabul edilemez bir yaklaşım" dedi.
HABER MERKEZİ