Taraf gazetesi sürekli Fethullahçılarla ilişkili, İstanbul emniyetiyle iç içe olanların çalıştığı bir gazete olarak tanımlandı. Nitekim yayın çizgisi esas olarak Fethullahçı basının konseptinin bir bölümünü esas alıyordu. Bir taraftan darbe yaptığı iddia edilen ordunun bir kesimi hedeflenirken, bir taraftan da Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik yayın yapılıyordu. Bu yayınlar tamamen AKP politikaları doğrultusunda yürüyordu. Ancak Taraf gazetesiyle AKP arasında MİT müsteşarının ifadesinin alınmasının gündeme gelmesiyle birlikte bir soğukluk yaşandı. Taraf gazetesinde AKP’ye yönelik eleştiriler yapılmaya başlandı. Daha önce de hükümet ve başbakanı rahatsız edecek kimi manşetler ve yayınları oldu. Ancak bunlar lokal oluyordu. MİT müsteşarı olayından sonra hükümete verilen destek eskisi gibi olmadı. Ancak yine de hükümet desteklenmeye devam etti. AKP ile Fethullahçılar ortak çıkarları gereği genel olarak birlikte hareket etmeyi sürdürdüler. Yani AKP Hükümetini desteklemek hala bu gazetenin varlık gerekçesiydi.
Taraf böyle bir konseptle yayının sürdürmek isterken Ahmet Altan ve çevresi AKP’nin bu politikalarını savunamaz duruma geldiler. Özellikle Roboskî olayının faillerinin bulunup yargılanmamasını görmezlikten gelemiyorlardı. Daha önce Güney Kürdistan’da çoğu çocuk yedi kişilik ailenin katledilmesinde Türk ordusunu, dolayısıyla AKP’yi temize çıkarmak için didinen ve bu olayı bile PKK’ye yüklemeye gayret eden Ahmet Altan ve çevresi bu defa vicdanlarının sesini dinleyerek AKP’nin bu konudaki politikalarına itiraz etmeye başladılar. Bu nedenle yazıma tarafgirliği bırakıp vicdanlarının sesini dinlediler diye başladım.
Taraf gazetesiyle Ahmet Altan ve çevresinin yol arkadaşlığı geçiciydi. Bir düşünce birliği ve politik strateji ortaklığına dayanmıyordu. AKP Hükümeti ilk çıkışında bir kesim demokratik liberali kendi destekçisi yapmayı hedefledi. Demokrasi güçlerinin ortak hareket edip etkili olmadığı ortamı AKP iyi değerlendirdi. Toplumun demokrasi ve adalet özlemlerine seslendi. 12 Eylül’den beri 22 yıldır süren otoriter dönemden ve PKK’ye karşı geliştirilen savaşın sonucundan olumsuz etkilenenler böyle bir ortamda AKP’ye meyletti. Bunda kimi liberal ve demokratların AKP destekçisi olmasının da etkileri oldu. Fethullahçılar da bu durumda kimi liberal ve demokratları kendi yanlarına alma, böylece Türkiye’nin demokrasi birikimini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı hedeflediler. Bu konuda AKP ve Fethullahçıların başarılı olduğunu kabul etmek gerekir. Bu durum aynı zamanda sol demokrat güçlerin, gerçek demokrasi güçlerinin başarısızlığı olarak da görülmelidir.
Ahmet Altan ve çevresinin ilk önce Fethullahçıların AKP’ye yönelik eleştirilerinden cesaret alma tutumu zaman içinde AKP’ye yönelik bir tutum haline geldi. AKP’nin zulüm, baskı, katliam ve hukuk dışı politikalarını artık sürekli eleştiriyordu. Artık AKP üçüncü dönem iktidardaydı. Ahmet Altan ve çevresi baskı, zulüm, hukuksuzluk ve Kürt sorununun çözümsüzlüğü konusunda başkalarını suçlayacak durumda değildiler. BDP ve PKK demokrasiyi engelliyor diyerek kafalarını kuma gömemezlerdi. Özellikle Roboskî katliamı sonrası Ahmet Altan ya bu durumu görmeyip Taraf gazetesi konseptinde yürüyecekti ya da AKP’ye tutum alacaktı. Ahmet Altan vicdanının sesine kulak vererek AKP’ye tutum aldı. Ya da vicdanının sesi şimdiye kadar sürdürdüğü tarafgirlik ve Fethullahçılıkla birlikte yürüme tutumuna ağır bastı.
Böyle olunca Fethullahçılarla yol ayırımı göründü. Çünkü Fethullahçılar AKP’yi zaman zaman ve çeşitli konularda eleştirme siyaseti izliyordu. Ahmet Altan ise artık AKP’nin genel politikalarına yönelik bir tutum alıyordu. Bu iki tutum birbirinden farklıydı. Çünkü Fethullahçılar eleştirileri olsa da hala AKP politikalarını genel olarak destekliyorlardı. Ahmet Altan ve çevresi tarafından giderek AKP’ye sistemli ve genel bir tutum alınması yol ayırımını beraberinde getirdi. Çünkü hükümet bir süredir bazı yazarlar üzerinden Taraf’ta AKP eleştirisi yapanların susturulmasını istiyordu. Zaten Fethullahçıların izlediği AKP politikalarıyla bunların tutumu çelişince Ahmet Altan ve çevresi istifaya zorlandı. Taraf’ta yaşanılanları böyle anlamak lazım. Kuşkusuz Ahmet Altan ve çevresinin PKK’ye silah bıraktırma ve BDP’ye yönelik politikaları etkili olsaydı yine de bu yönlü AKP eleştirilerine tahammül gösterebilirlerdi.
Kuşkusuz Ahmet Altan ve çevresinin istifaya zorlanmasının kimi dış ilişkilerle bağlantısı da olabilir. İçerideki yaşananlar irdelenerek bu konuda belirli değerlendirme ve yorumlar yapılabilir. Biz sadece gazete içi ve etrafındaki ilişkiler üzerinden bir değerlendirme yaptık.
Herhalde artık Taraf AKP politikalarının genel olarak desteklendiği, ama zaman zaman ve tekil olaylarda eleştirdiği yayın çizgisine devam edecektir. Yani esas olarak Fetulahçıların basında yürüttüğü yayın çizgisinin bir bölümünü Taraf’la sürdürmeye devam edecektir. Belki daha önce çıkan bazı yazarlar geri dönebilir.
Aslında Ahmet Altan ve çevresi Taraf’ın gerçek yüzünü gizliyordu. Bir nevi Taraf’ın maskesi gibiydiler. Taraf’ın gerçek demokrasi ve Kürt demokratik hareketi karşıtı konumu böyle gizleniyordu. Bu açıdan Ahmet Altan ve çevresinin ayrılması hayırlı olmuştur. Artık Taraf ne yapsa da kendine demokrat kendine Müslüman devlete muhalif bir yüz takamaz.
Eğer Ahmet Altan ve çevresi gerçekten de AKP’nin kendine demokrat kendine Müslüman yüzünü gördülerse o zaman bu konudaki çizgilerini tutarlı biçimde sürdürmek için AKP’nin neo-faşist politikalarına karşı mücadele veren gerçek demokrat basın tarafına geçerler. AKP’ye karşı demokrasi cephesinde yer alabilirler. Siyasi olarak da HDK’yi destekleyebilirler. Tabii bunlar kolay değildir. Çünkü hükümetin ve devletin şimşeklerini üzerine çekmek her babayiğidin işi değildir. Çünkü hükümetin aforozunun ne kadar sert olduğunu biliyorlar. Kaldı ki kendilerinin istifaya zorlanması da özünde bir hükümet operasyonudur. Ben Ahmet Altan’ın Taraf sürecinden iyi bir deneyim kazandığını, Türkiye gerçeğini daha iyi anladığını düşünüyorum. Herhalde bundan sonraki konuşmaları daha gerçekçi olur. Gerçekleri hiç sınırlamadan, hiçbir kaygı duymadan yazabilecek mi, yoksa Türk aydınlarının çoğunu etkileyen devlet gölgesi yine gerçeği tam yazmasını engelleyecek mi? yaşayıp göreceğiz!
Ahmet Altan’ın istifası için bir yorum!