Ali DAĞDEVİREN

Geçen günlerde AİHM’in İmralı sistemini (işkencesini) onaylaması adeta deprem yarattı. Ben de epey sarsıldım ve sarsılmam devam ediyor. 1980 Kenan Evren diktatörlüğünün vatandaşlıktan çıkardığı sayısız insan arasında ben ve eşim de vardı. Aklandığımız mahkemeler (sulh/ağır ceza ve devlet güvenlik) mahkemeleri yanında vatandaşlıktan çıkarılmayı diktatörün baskısı/tehditi altındaki Danıştay’a intikal ettirdik. Başvuruda birçok neden yanında ülkeden uzak tutulmayı yani tecriti ve tecritin doğal sonucu işkenceyi esas aldık. Danıştay mahkemelerdeki aklamalarımız yanında ülke hasretini ve tecriti de esas alarak Kenan Evren’in noteri durumundaki Bakanlar Kurulu’nun vatandaşlıktan çıkarılmamızla alakalalı kararını oybirliğiyle iptal etti.

Danıştay ülkemiz dışında tutulmamızı/yasaklanmamızı bir tecrit ve işkence olarak adalet ve hukuk tarihine geçirirken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İmralı İşkencesini onayladı. Halbuki ben mahkemelere ve Danıştay’a sunduğum tüm savunmalarımda ‘Unutmayın ki Berlin’de Hakimler var! simgesine vurgu yapmıştım. Ancak Strasbourg bu simgeye leke çaldı.

‘DEVLET HAKLARI / TALİMATLARI MAHKEMESİ (AİHM), İŞKENCEYİ ÖNLEME / TEŞVİK KOMİTESİ CPT 20 yıldır İmralı Tecrit/İşkence Sistemi altında tutulan Sayın Öcalan’a yönelik bu zulmü körlüğe getirerek bir hukuk/adalet/vicdan cinayeti işledi! Vicdanları gerçekten yaraladı. Bu yaralamayla kabusa girdim. Cennet ülkesinde çok odalı bir hotel kiraladım. Özel olarak davet ettiğim bu yorgun yargıçları/noter memurlarının her birini tek kişilik odaya misafir ettim. Rahatsız edilmemeleri ve rahat dinlenmeleri için dışarıyla ilişkilerini kestim. Lüks odadaki tüm ihtiyaçlarını/ yemek vb. mazgalla kusursuz ilettim. Birkaç gün sonra hizmetin işlemediğini görünce otel görevlileriyle odaları açmaya karar verdik ve açarak içeri girdik. İçerdeki manzara gerçekten korkunçtu! Çoğu baygın/sersem! Kendini tuvaletlere kapatanları da gördük!

Sarsılarak uyanıyorum. Ter banyosu içindeyim. Epey sonra kendime gelmeğe çalışıyorum. Kendime geldikçe sonucu belli bu manzara karşısında işkence altındaki sayın Öcalan’ı tekrar hatırladım. Ben bu misafirlerime tecrit ve işkenceyi hatırlatmak için bir hafta misafir etmeyi düşünmüştüm. Kör duvar ve karanlık odaların ne/nasıl olduğunu hissetmelerini istemiştim. Ancak onlar üç beş gün bile dayanamayarak yaşamlarına son verecek davranışlara bile giriştiler. Ama kardeşlik, barış, demokrasi ve özgürlük savaşçısı sayın Öcalan tam 20 yıldır bu zulüm sisteminin işkencesi altındadır.

Sayın Öcalan avukatları bir yana aile çevresiyle bile görüştürülmüyor. Peki bu tecrit ve işkence değil midir? Karanlık dehlizlerde ipe mi çeksinler! Efendiler, beyefendiler devlet yanlısı böylesi kararlarınızla insan haklarını denetleme ve koruma mekanizması olarak güven kaybediyorsunuz. Bugün dünyanının dört köşesinde ve yeryüzünün her parçasında Kürt halkı ve dostlarının ayakta olması devletlere bağımlı bu tutumunuza gösterilen haklı tepkidir. Kendinizi gözden geçirmenin uyarısıdır.   

Biliyorum benim bu kabusumu onlar, o misafirlerim yaşamadılar ama bu yazdıklarımla kendilerini biraz yargılasınlar istiyorum. Tecrit ve işkenceye ortak olmasınlar. Devletlerin çıkarlarına alet olmasınlar. Tecrite, işkenceye ve insan haklarını ayaklar altına alanların noteri olmaktan uzak dursunlar. Sayın Öcalan büyük bir barış iradesidir. Ortadoğu’da barışın yolunu inşa edecek olan sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. Şimdi yeryüzünün barış düşmanları onun bu iradesini kırmaya çalışıyorlar.

Tecrit kendi başına bir işkencedir. Örneğin yukarıdaki kabusumu yaşama geçirerek sizleri dünyadan uzak bir kaç günlüğüne misafir etsem inanıyorum ki isyanınız büyük olur. Bir an için kendinizi işkencedeki Sayın Öcalan’ın yerine koyun. İnanıyor ve iddia ediyorum ki yaşamak yerine yaşamamayı tercih edersiniz! Bir barış insanını tecritte işkence altında tutmak barış düşmanlığıdır. Ancak bedeli ağır da olsa geçmiş örneklerinde olduğu gibi barış savaşçıları barışın büyük zaferini mutlaka ve mutlaka kutlayacaklardır.