• Ailesinden 13 kişiyle birlikte DAİŞ tarafından esir alındı. Altı aylık tutsaklığın ardından serbest bırakıldı. İki oğlu, gelini, iki kızı ve bir torununun akıbeti ise hâlâ bilinmiyor. Dayê Kamo, “Ferman bizi yaşlandırdı, gözlerimiz ağlamaktan kör oldu” diyor.

 

Êzîdîlere yönelik DAİŞ saldırısında ailesinden 13 kişiyle birlikte esir alınan Dayê Kamo’nun yakın ailesinden 13 kişi DAİŞ tarafından esir alındı. Bunlardan yedisi geri dönebildi. Ancak iki oğlu, gelini, iki kızı ve bir torununun akıbeti hâlâ bilinmiyor. Türk devletinin desteklediği DAİŞ’in 2014’de Şengal’e yönelik katliam saldırısında binlerce Êzîdî katledildi, yüz binlercesi ise topraklarından oldu. Ferman’nın tanıklarından Dayê Kamo, ferman boyunca yaşananları Nujinha’dan Cihan Zemo ve Gülistan Ezîz’e anlattı.

DAİŞ Sîba’ya girdi

Dayê Kamo, ferman sabahı oğlunun yanına gelerek “DAİŞ Sîba’ya girdi” dediğini anlatıyor. Hep birlikte köyün dışına kadar yürüyorlar. Ancak eşi kararını değiştiriyor ve, “Hiçbir yere gitmiyoruz, eve döneceğiz” diyor.

Dayê Kamo o günü şöyle anlatıyor: “Eve döndük. Kahvaltı için çay demledim, ekmek pişirdim. Kahvaltıyı hazırlıyorduk. Oğlum dışarı çıkıp etrafa baktı. Geri geldiğinde, ‘Köyde kimse kalmamış’ dedi. Kahvaltımızı olduğu yerde bırakıp evden çıktık.”

‘Bizi öldürürler’

Bütün aile Şengal merkezine doğru yürümeye başlıyor. Yolda akrabalarına ait birkaç araçla karşılaşıyorlar. Araçlar aileden bazı kişileri alıp götürüyor. Hamile gelin, dört küçük çocuk ve yaşlı baba bu şekilde kurtuluyor. Dayê Kamo ve yanındakiler yürümeye devam ediyor. Bir süre sonra, battaniyelerle dolu ve içinde DAİŞ’lilerin bulunduğu araç yaklaşıyor. Dayê Kamo’nun yanında bulunan bir genç yanındaki silahını kullanmak isteyince Dayê Kamo onu durdurur: “Silahını kullanmak istedi. Ben de, ‘Bu silahı kullanırsan hepimizi öldürürler’ dedim. Silahını ve fişekliğini elinden alıp yere attım.”

Oğlunu görmesine izin vermediler

O sırada DAİŞ’liler halka ateş açıp hepsini araca bindiriyor. Dayê Kamo, DAİŞ’lilere, “Ben oğlumu görmeden buradan hiçbir yere gitmem” diyor. Ancak onu dinlemiyor ve Sîba’ya götürmek üzere araçlara bindiriyorlar.

Sîba’ya vardıklarında biri Dayê Kamo’ya, “Oğlun diğer araçta” diyor. Dayê Kamo ona, “Beni öldürsen bile gidip oğlumu göreceğim” diye karşılık veriyor. Ardından avlunun kapısına giderek oğlunun bulunduğu aracın gelmesini bekliyor. Ancak araç gözlerinin önünden geçip gidiyor.

‘Ya bizi öldürün…’

Dayê Kamo, Tilafer’de kısa süre kaldıklarını, ardından Musul’a götürüldüklerini anlatıyor: “Karanlık bir yere götürüldük. Göz gözü görmüyordu. Artık dayanamadım,  ‘Ya beni öldürün ya da bizi bu karanlıktan çıkarın’ dedim.”

Odada 21 kişinin bulunduğunu söyleyen Dayê Kamo, o gün fenalaşarak bayılıyor.

‘Tawisê Melek’e mi yalvarıyorsun?’

Dayê Kamo, bir gün şafak vakti kendilerini bir avluya çıkardıklarını anlatıyor: “Bizi bir duvarın önünde sıraya dizdiler ve, ‘Hepinizi öldüreceğiz’ dediler. ‘Tawisê Melek, eğer bugüne kadar yaptığımız bir iyilik sana ulaştıysa bizi bağışla. Beni öldürsünler’ diye dua ettim.”

O sırada bir DAİŞ’linin sesini duyduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir DAIŞ’li bana, ‘Tawisê Melek’e mi yalvarıyorsun?’ diye sordu. Ben de, ‘Başka kime yalvarayım?’ dedim. Ne kadar baskı yaparsa yapsın, yardım istemek için başkasına yönelmedim.”

Aralarındaki DAİŞ’liler

Bir süre sonra DAİŞ’liler grubun arasına girerek birçok kişiyi yanlarına alıyor. Geride kalanları ise farklı odalara dağıtılıp kapıları üzerlerine kilitliyor. Dayê Kamo, şunları ifade ediyor: “Bizi dokuz gün boyunca bu şekilde tutsak tuttular. Onuncu gün, başka bir yere götürüleceğimizi söylediler. Ben de onlara,‘Başım gitse bile Musul’dan çıkmam. Ben hastayım, hiçbir işe yaramam. Zaten tüm ailemi aldınız, beni öldürün, hiçbir yere gitmem’ dedim. Bizi yakalayan DAIŞ’lilerin çoğu aramızdaki Araplardı. Sonunda bizi Telafer’e götüreceklerini söylediler.

Üç ay sonra su verdiler

Otuz-kırk araç getirdiler, hepimizi araçlara bindirip Telafer’e götürdüler. Orada herkesi evlere yerleştirdiler, bizi ise bir koyun ağılına koydular. Ahırı kendimiz temizledik, bulabildiğimiz birkaç ev eşyasını kullanmaya başladık. Yedi gün orada kaldık. Daha sonra yeniden Musul’a götürüldük. Benim gibi yaşı ilerlemiş olanları Musul ve Telafer dışında başka bir yere götürmediler. Bizimkinden daha kötü bir durum olamazdı. Yazın üç ayı boyunca doğru dürüst su bile vermediler. Ancak üç ay sonra, bir gece su getirdiler. Yanında bir çamaşır makinesi de vardı. Sonra bize, ‘yıkanın ’dediler.”

Çocuklarını kurtarmak için

DAİŞ’in elinde altı ay tutsak kalan Dayê Kamo,: “Altı ay sonra ellerinde bir defter bulunan birkaç DAIŞ’li geldi. Yaşlıların isimlerini tek tek okudular. Sonra, ‘Emirlerimizden biri sizi affetti’ dediler. Ailemden yalnızca ben bu şekilde serbest bırakıldım” diye anlatıyor.

Dayê Kamo, çocuklarını para karşılığında kurtarmak istediğini şu sözlerle dile getiriyor: “Oğullarımdan biri 22, diğeri 23 yaşındaydı. Kızlarım ise daha küçüktü. Onlardan hiçbir haber alamadık. Yalnızca bir kez bir tanıdığımız bana, ‘Oğlun Xwedêda, Beac’ta DAIŞ’in yanında’ dedi. O kişi, oğlumu ve yanındaki Êzîdî arkadaşını para karşılığında kurtarmak istemiş. Ancak DAİŞ’li, para yerine, ‘Bana iki Arap getir, onları sana vereyim’ demiş. O da böyle birini bulamamış.”

‘Gözlerimiz kör oldu’

Serbest bırakıldıktan sonra ilk olarak Laleş’e giderek ziyaretini gerçekleştiren Dayê Kamo, ardından Federe Kürdistan’daki kamplarda iki yıl kaldı. Daha sonra yeniden Şengal’e döndü. Dayê Kamo, “Ferman bizi yaşlandırdı. Gözlerimiz ağlamaktan kör oldu. Fermandan önce hiçbir hastalığım yoktu. Şimdi ise bütün vücudum ağrıyor” diyor.

ŞENGAL