- Beş kız çocuğunun etrafında örüldü ilk Kürtçe ders. Zamanla köydeki diğer çocukları da ortak oldular. Bugün on kişiyiz ve çocuklarla birlikte ortak bir komün kurduk. Kurduğumuz bu küçük komüne de Gûlberoj (Ayçiçeği) adını verdik.
AMED DENİZ/ŞENGAL
74 Fermanı’nın ardından yaralarını sarmaya çalışan kadim topraklardayım… Kürt halkının ana kök yurdu olan Şengal’e adım attığım an, ruhumda kopan fırtınayla toplumsal hakikatimi derinden hissettim. O karanlık fermanın ardından bu topraklarda hayatın yeniden can bulması, renklenmesi karşısında gözyaşlarımı tutmak, duygulanmamak elde değildi. Tarihin sayfaları boyunca silinmeye, yok edilmeye çalışılan bir halkın, bir kültürün ve bir inancın, onca zulme ve zorluğa direnerek yeniden filizlenişine tanıklık ediyorum. Dağda, ovada, köyde, mahalle ve sokaklarda Êzîdî halkının yüzyıllardır sinesinde taşıdığı sevinçleri, matemleri ve derin acıları attığım her adımda yüreğimde hissedebiliyorum. Çok dirençli, kendini küllerinden yeniden yaratmaktan bir an olsun vazgeçmeyen bir hakikat, Şengal’in dağlarında serin bir rüzgâr gibi esmekte.
“Her fidan kendi kökleri üzerinde yeşerir.” Hakikatin önünde hiçbir güç duramaz ne yaşanırsa yaşansın, gerçek neyse er geç gün yüzüne çıkar ve kendi mücadelesini örer.
Işıl ışıl Şengal çocukları
Şengal’in çocukları da her şeyden bihaber, en saf halleriyle çocukluklarını yaşamaktalar. Gözleri umutla parıldayan çocuklar her köşede karşınıza çıkıyor. Bu topraklarda büyüyen çocukların bambaşka bir güzelliği var; lakin en çok da gözleri muazzam bir ışıltıyla aydınlatıyor etrafı. İşte böyle bir manzarayla kesişti yolum: Bir grup erkek çocuk patlak bir topla toprağın tozunu utandırırken, hemen yanlarında duran beş kız çocuğunun voleybol oynamak istediğini gördüm. İki kuru ağaç dalını toprağa saplayıp yırtık bez parçalarıyla kendilerine bir file örmeye çalışmaları öylesine saf bir çabaydı ki, adımlarım kendiliğinden onlara yöneldi. Yanlarına gittim, onlarla dost olmaya çalıştım. Komşuları olduğumu öğrendiklerinde gözlerindeki o sıcak tebessümle bana daha da yaklaştılar, çalışma yerimizi mesken tuttular.
Beş kız çocuğuyla başladı ilk
Bu çocuklara ömrümden bir parça, ruhumdan bir soluk vermeliydim. Günlerce bunun sancısıyla kıvrandım ve bir sonraki ziyaretlerinde sordum onlara: "Ana dilinizi okuyup yazabiliyor musunuz?" Akıcı bir kürtçe konuşmalarına rağmen ana dilde eğitim görülmediğinden ana dillerini okuyup yazamamaktalar. İşte o an, hem onlara hem de kendime ana dil (Kürtçe) eğitimi verme ahdini koydum yüreğime; zira benim de bu topraklarda kendi köklerimle yeniden buluşmaya ihtiyacım vardı. Çocukların da rızasını aldım; her biri bu teklifi yüreklerindeki kocaman bir heyecanla karşıladı.
Böylece, beş kız çocuğunun etrafında örüldü ilk ders halkamız. Onların büyük bir sarsılmazlıkla, sabırla eğitime gelmeleri, öğrenme aşkıyla yanan gözleri ruhumu sarıp sarmaladı.
Köydeki diğer çocuklar da katıldı
Zamanla köydeki diğer çocukları da bu sevdaya ortak ettiler, onları da eğitime teşvik ettiler. Bugün on kişiyiz ve çocuklarla birlikte ortak bir komün kurma kararını mühürledik yüreğimize. Êzîdî inancında güneş kutsaldır, güneşe dönüktür yüzler. Bu çocuklar da güneşe bakan narin çiçekler gibi olduklarından, kurduğumuz bu küçük komüne Gûlberoj (Ayçiçeği) adını verdik.
Onlar yalnızca ana dil eğitimi almıyorlar bu çatının altında; yaşamsal, kültürel ve ekolojik derslerle de donanıyorlar. En mühimi de hakikatin o çetin ama onurlu yoluyla nasıl yaşanacağını öğreniyorlar.
Bitiş zili çalmasın diye çırpınıyorlar
İlk defa kendi ana dillerini kaleme dökmeleri, o kelimeleri seslendirmeleri hem onlarda hem de bende tarifsiz bir sevinç yarattı. Üsluplarından hitabetlerine, birbirlerine olan nazik yaklaşımlarından, doğayı sevip korumalarına kadar her birinde derin bir dönüşümün izini sürüyorum. Gün geçtikçe eğitime daha erken gelmek istiyorlar, dersin bitiş zili çalmasın diye çırpınıyorlar. Eğitim bittiğinde ise tozlu sokaklarda yine birlikte oyunlara dalıyoruz.
Açıkçası bu çocuklar, dijital dünyanın kirli ağlarına henüz takılmamış, çocukluğunu doya doya yaşamak isteyen tertemiz yürekli çocuklar. Kimisi yarpuz kokulu dağlarda çobanlık yapıyor, birçoğu ise annesinin evdeki yükünü omuzlayan emekçi ellerin sahibi... Ama hepsi, işlerini bir an önce bitirip eğitime koşmanın heyecanıyla atan saf kalplerdir.
Günden güne umut dolu, masum bakışlı gözler çoğalmakta. Geleceğin umutlarını kendi ana dilleriyle kaleme almaları, hem onu yaşatıp dillendirmeleri hem de araştırıp yazarak tarihe mal etmeleri için onları eğitmek ve yarınlara hazırlamak hepimizin boyun borcudur.