Viyan Hebabî, Êzîdî kadınlarının Anka Kuşu misali küllerinden yeniden doğuşunu, Şengal'in dönüşümünü anlattı…
- Biz kendimizi YJŞ ve YBŞ olarak örgütledik. Ancak 12 yıldır Irak içinde resmi olarak tanınmış değiliz. Fakat herkes biliyor ki bu güç fermandan geri kalan Êzîdî kız ve erkek çocuklardır; kendi acılarından kendilerini yeniden yaratıp örgütlediler.
- 12 yıldır amansız bir mücadele veriliyor. Irak’ın kendisi de kendi içinde net değil, kendi sorunlarıyla meşgul. Ancak toplumumuzun savunmasını ve onurunu kimseye teslim etmeyeceğiz. Savunmamızı başka güçlere teslim etmek zorunda değiliz.
- Êzîdî toplumuna en çok sahip çıkan kişi Önder Apo'dur. Hiç kimse Önderlik kadar kendini Êzîdîlerden sorumlu görmemiştir. Önderliğin fermanların yaşanacağına dair öngörüleri ve bunların gerçekleşmesi, Önderliğin sözlerine her zaman güven oluşturdu.
GÜLCAN DERELİ
İnsan düştüğü yerden kalkar, ya da öyle olmalı, düştüğü yerden kalkmalı... Tarih kaybedildiği yerde aranır. Şengal de kaybedildiği yerde arıyor kendini. Bu arayışın merkezinde kadın var. Çünkü fermanın en ağır yarasını kadınlar aldı... Şimdi bir Melekî Tavus gibi kadınlar düştüğü yerden doğruluyor ve Şengal'i yeni bir geleceğe, acılardan geçmiş vakur ve onurlu bir geleceğe doğru taşıyor. Şengal'deyim, yarasız bir insanla karşılaşmadım... Fermanın vurmadığı tek bir insan yok, hepsi bu ateş çemberinden geçmiş, yanıklarla duruyor. Beni en çok etkileyen şey, kadınların görkemi... Düştüğü yerden kalkma iradesi... Gerçekten onurlu mücadelenin, özgür iradenin, kendi olma arayışının insanı güzelleştirdiğine inanırım. Burda kadınların gözlerindeki derin ışık ve güzellik beni büyülüyor... İşte insan böyle yara bere içinde, kusurlarla da olsa kendi hikayesini aradı mı bulur diye düşünürüm. Şengal şimdi hikayesini bu güzel kadınların izinde buluyor...
Fermanın izleri her yerde
Şengal'de her yerde fermanın izlerine rastlamak mümkün. Hâlâ birçok ev kullanılamaz halde, kurşun izleriyle dolu... Birçok yerde yaşamını yitirmiş genç kadın ve erkek savaşçıların fotoğrafları var. Anma dönemi, fermana canıyla set çekmişlerin fotoğrafları geçit yapıyor. Hepsi genç, yaşamlarının baharında toprağa düşmüşler... Onlar sayesinde Şengal kurtulmuş, kendine bir yol bulmuş. Êzîdî toplumu bir yön arayışına girmiş, yeni bir bilinçlenme filiz vermiş. Bu filizlerden biri de Viyan Hebabî. Fermanı yaşayan ve ona karşı koyanlardan biri. Ona mikrofon uzatıyoruz...
Adım Viyan Hebabî
"Adım Viyan Hebabî. Hebabî köyündendim. 2014 yılında saflara katıldım. Ancak o dönemde ne YJŞ ne de YBŞ vardı; ortada bir savunma gücü yoktu. Ferman yaşandığında Şengal’de çok az sayıda arkadaş vardı. Şengal’de, Özgürlük Hareketi'nden '12 Süvari' olarak tanımlanan 12 gerilla bulunuyordu; fermandan önce gelmişlerdi. Biz dağa çıktığımızda, ben ve Şehit Bêrivan (Şehit Seîd’in kızı) birlikte savunma gücüne katıldık. Arkadaşlar geldi, biz de onlarla birlikte çıktık."
Ferik Paşa ve DAİŞ
Viyan Hebabî bir anlığına filmi geriye sarıyor ve tarihin içinden bugüne uzanan bir zincirin halkalarını birleştiriyor. Bu flashback, Osmanlı'da bir paşadan DAİŞ'e uzanan zihniyetin çarpıcılığını ortaya koyuyor. Ferik Paşa'dan bahsediyor Viyan Hebabî... 1892 Mayıs ayında Ferik Ömer Vehbi Paşa, Fırka-i İslâhiye Kumandanı olarak atanır. Tarihçi Namık Dinç, Ferik Paşa'nın Musul dahil Irak'ın tamamını kapsayan bir yetkiyle II. Abdülhamit tarafından görevlendirildiğini yazar. Ferik Paşa'nın görevi asker toplamadır. Êzîdîler asker olmak istemezler çünkü asker olmanın şartı İslamiyet'i kabul etmektir. Ferik Paşa, Êzîdî ruhani önderlerine, “Bir an önce İslamiyet’e geçin aksi takdirde cezalandırılacaksınız” mesajı gönderir. Êzîdîler bunu kabul etmeyince Ferik Paşa, askeri operasyon başlatır. Ferik Paşa'nın emriyle köyler basılır, birçok Êzîdî katledilir, birçoğu esir alınır. Kutsal mekan Lalêş talan edilir, tapınak medreseye dönüştürülür ve Êzîdî Ruhani Lideri Şeyh Adi Bin Musafir’in mezarı yıkılır, Êzîdîlere ait kutsal eşyalar yağmalanır, Êzîdî köylerinde cami ve okulların açılması kararlaştırılır. 3 Aralık’ta İstanbul’a gönderilen bir bilgide, “Fırka-i İslâhiye’nin Şengal’de 500 Êzîdî’yi öldürdüğü, kadın ve çocukları diri diri yaktığı, köyleri basarak mallara ve hayvanlara el koyduğu belirtilir. Saldırganlar bununla da yetinmemiş, takibe devam ederek birçok kişinin ölümüne daha sebep olmuş, mallarına el koymuş ve sonunda bölgede bir isyanın patlamasına sebep olmuştur” denilir. Ne kadar tanıdık, DAİŞ de Şengal'e saldırdığında Êzîdîlere İslamiyet'e geçmeleri fermanı çeker, katliam yapar ve kutsal ne kadar mekan varsa talan eder...
Bir başka tarih
Viyan Hebabî bu flashbackin bir başka yüzünü de anlatıyor. Viyan Hebabî, "Ferik Paşa dönemindeki fermana karşı Mihemedê Evdo ile birlikte büyük bir mücadele ve direniş sergileyen Zarîfa Osê bunun bir örneğidir. Bu yüzden Êzîdî gerçeğinde ve tarihinde; direnen ve başkaldıran kadınların varlığı mevcuttur" diyor. Viyan Hebabî, bu direniş damarının zamanla kırıldığını, erkek egemen dini bakışın Êzîdî kadınlarına da yansıdığını söylüyor. Viyan, "Çevremizin tamamı Müslüman ve farklı kültürlerden oluşuyordu. Bu durum tüm kadınları ve toplumu etkiledi. Zamanla Êzîdî kadını da sadece bir 'namus' unsuru, erkeğin malı ve yalnızca evde duran biri olarak görülmeye başlandı. Belirleyici bir rolü kalmamıştı. Yalnızca bazı yerlerde Êzîdî kadınları kendi otoritelerini koruyabiliyordu. Genel olarak bakıldığında ise kadının toplum içinde kendi iradesi ve söz hakkı yoktu" sözleri ile anlatıyor.
Destanın hayata dönüşü
Viyan Hebabî, ferman anında birçok kadının onuru için yaşamından vazgeçtiğini anlatıyor: "2014’te ferman gerçekleştiğinde, silah kullanmayı bilen kadın sayısı çok azdı. Biliyorsunuz, namus ve kadın konusu çok hassastır. Birçok kadın kendilerini tecavüzden ve kaçırılmaktan korumak için yaşamlarına son verdi. Hatta bazı kadınlar silah kaldırıp mevzilerde direndiler. Mevzilerde olmayan kadınlar ise zılgıtlarıyla ve seslerini yükselterek direnişe güçlü bir destek sundular. Gücü ve zılgıtlarıyla etrafındakilere moral veren ve baş eğmeyen kadınlardan biri de Şehit Baran’dı. Gir Zerik savaşında kadınlar direnişleriyle etraflarına moral verdiler. Saldırı ilk olarak Gir Zerik’e yapıldı. Orada gençler ve erkekler tüm cephaneleri bitene kadar mevzileri korudu. Kadınlar silah kaldırmamış olsalar da köylerini terk etmediler; manevi anlamda gençlere güç verdiler. Örneğin Til Ezerli olan Şehit Ceylan, kız kardeşiyle birlikte DAİŞ’in eline düştüğünde, çeteler kendisine tecavüz etmesin diye yaşamına son verdi. Şehit Zêrê de aynı şekilde yaşamına son verdi. Yani canlarını verdiler ama inançlarından vazgeçmediler. Bunun gibi pek çok örnek ortaya çıktı" diyor.
Viyan Hebabî, Dewrêş ile Adûlê, Mihemedê Evdo ile Zarîfa Osê'nun Êzîdî toplumunda yeniden yeşerdiğini söylüyor.
Uyanış anları...
Viyan Hebabî, Êzîdî toplumundaki dönüşüm anlarını şöyle anlatıyor: "İnsani koridor açıldığında, YPG savaşçıları, ardından HPG ve YJA Star Şengal’e ulaştığında bu durum Êzîdîlerde güçlü bir güven oluşturdu. Êzîdî kadınlar onlardan ilham alarak silah kaldırdı. Çünkü şu bir hakikat ki; bugüne kadar Êzîdî toplumu içinde kadınların birlik ve ordu şeklinde örgütlenmesi ilk kez gerçekleşiyordu. Özgürlük savaşçıları Şengal’e geçtiğinde, kadınların elinde silahlarla düşmana karşı nasıl durduğunu gördük. Ki DAİŞ, herkesin gözünde 'kimsenin onları yenemeyeceği' algısını yaratmış barbar bir güçtü. Ancak dünya özgürlük savaşçılarının savaşabildiğini ve kazanabildiğini görünce, bu durum kadınlara güç verdi. Biz de 'Madem onlar yapabiliyor, biz de yapabiliriz' dedik. YJŞ bu temel üzerinde kuruldu. Mesele sadece Êzîdîlerin silahlanıp mevzilerde yer alması değildi; tüm Êzîdî kadınları arasında bir bilinç ve uyanışa yol açıldı. Şimdi nerede bir kadın şiddete ve işkenceye maruz kalsa bu kabul edilmiyor ve karşı duruluyor. Böyle bir uyanış ve bilinçlenme oluştu. Kadındaki bu uyanışın, öz-örgütlenmenin önünü açtığını söyleyebilirim."
Savunma devredilemez
Viyan Hebabî, Irak hükümetinin Êzîdîlerin iradesini hâlâ tanımadığını, tehditlerin devam ettiğini söylüyor. Viyan Hebabî, ferman gerçeğinin Êzîdîlerin savunmasının başka güçlere devredilemeyeceğinin ağır bir faturası olduğunu vurguluyor: "Rahatlıkla söyleyebilirim ki; eğer savunma gücü olmasaydı Êzîdîler rahat hareket edemez ve yaşamlarını sürdüremezlerdi. Ellerinden gelse Şengal’i Şengallilerin elinden alacaklar; bu göz önünde olan bir hakikattir. Ancak şu da var: Bir savunma gücü olarak resmi bir çatı altında olmak istiyoruz ve her zaman 'Halkımıza sorun, bizi güç olarak görmemeniz için neyimiz eksik? Hangi noktada gayri resmi ve gayrimeşruyuz?' diye soruyoruz. 12 yıldır amansız bir mücadele veriliyor. Irak’ın kendisi de kendi içinde net değil, kendi sorunlarıyla meşgul. Her zaman resmi bir çatı altında kadınlarımızı ve toplumumuzu korumak istediğimizi söylüyoruz. Bu bizim ve Êzîdî toplumunun en doğal hakkıdır. Savunmamızı başka güçlere teslim etmek zorunda değiliz. Yani Irak 'evet' desin ya da demesin, biz mücadelemizden vazgeçmeyiz. 12 yıl daha geçse kendi yolumuzdan dönmeyeceğiz ve savunmamızı kimseye teslim etmeyeceğiz."
***
'En çok Önder Apo sahip çıktı'
Viyan Hebabî, Sayın Abdullah Öcalan'ın Êzîdî toplumu için ne ifade ettiğini, fikirlerinin etkisini şöyle anlatıyor: "Êzîdî toplumuna en çok sahip çıkan kişinin Önder Apo olduğunu söyleyebilirim. Önderlik geçmişten bu yana Êzîdîlere büyük bir güç ve destek vermiştir. 2004-2007 yıllarında dahi Önderliğin Êzîdîlere yönelik uyarıları vardı. Tehlikelerin bertaraf edilmesi için her zaman uyarılarda bulundu. Bu hususta Önderlik kendini Êzîdî toplumuna karşı her zaman sorumlu görmüştür. Êzîdîlerin kendileri, kendini Êzîdîlerin temsilcisi olarak gören pek çok kişi dahi Önderlik kadar Êzîdîlere sahip çıkmamıştır. Hiç kimse Önderlik kadar kendini Êzîdîlerden sorumlu görmemiştir. 2014’te de Önderliğin sözüyle HPG ve YJA Star’ın özgürlük gerillaları yönlerini Şengal’e verdi ve Êzîdîleri soykırımdan kurtardı. Bu durum gerçekten de, Önder Apo’nun fikri ve felsefesi sayesinde gerçekleşti. Bu aslında Êzîdîlerin boynunun borcudur. Eğer bugün Êzîdîler yeniden kendi topraklarına dönüyor ve kendi savunmalarını oluşturuyorlarsa, bunun temelini Önderliğin felsefesinden almaktadır. Önderlik düşüncesi olmasaydı böyle bir şey mümkün değildi. Önder Apo, 'Fermanın sonu geldi ama Êzîdîler üzerindeki tehlike kalkmadı' diyor. Ben de tehlikelerin bitmediğini ve Şengal’in bir kuşatma altında olduğunu söylüyorum. Her fırsatta saldırmak da istiyorlar. DAİŞ zihniyetinin ne kadar etkili olduğunu herkes biliyor. Bu noktada, özellikle Önderliğin fermanların yaşanacağına dair uyarıları ve öngörülerinden ve bunların gerçekleşmesinden sonra, Önderliğin sözlerine her zaman bir güven oluşmuştur. Bu yüzden Êzîdîlerin bir rönesansa ve örgütlenmeye ihtiyaçları var. Êzîdîlerin kendilerini yenilemesi, örgütlemesi ve savunma gücünü büyütmeleri gerekir. Şüphesiz bu da Önderliğin fikir, felsefe ve inancı üzerine yapılmalıdır."