Robert Frost, sarı ormanın içinde yol ayrımına geldiğinde, her iki yoldan da gidemeyeceğine üzülüp, birini tercih eder:

"İşte bir feryatla haykırıyorum,

Çağlar ve çağlar ötesine

Ormanda yol ikiye ayrıldı

Ve ben daha az yürünenine saptım

Ve bütün olanlar da bu yüzden oldu"

Daha az yürünen yol yeşildi. Yürüyüş yolu. İnsanlar bu yolu tercih etmişti ama diğer yol kadar değil... Hiçbir yere çıkmayan bir yolda olduğunu düşündü şair, haklıydı, yürüyordu yürümesine, günler geceler geçiyordu ama o yol bitmiyordu. Onca gelmişlikten sonra onca gitmişliğe hazır olamayacaktı.

Kendisi seçti o yolu. Yeşile kandı... Oysa yolun yeşiline basan, insandı!

Biz karanlığa çıkan yola girdik. Geçmişin tozları daha üzerimizdeyken, son bakışlarını biriktirdiğimiz ölülerimizin ard arda gelen yas günlerinde buluşuyorken, arafta kalamadan hop geçiverdik yolun diğer tarafına. 

Dücane Cündioğlu, sosyal medyadan incilemişti: "Bizim sadece hatırlamaya değil, unutmaya da ihtiyacımız var."

Oysa bizim sadece unutmaya değil hatırlamaya da ihtiyacımız vardı.

Hafıza düğmeli bir mekanizma ve tanıdık anlarda o düğme devreye girmeli; "hatırla, bu o" demeli. Yoksa ‘90’lara geldik, Pakistan olduk’, niye densindi ki? 

90’ların da, Pakistan’ın da mimarları siyahtı...

Yine de sözüm yok bu ara.

Uzun sessizliklerin kitabi bir cümle olmaktan çıkıp, hayatı tüm kollarıyla sardığını görüyorum. Sessizlik her zaman iyi olduğu kadar her zaman kötü de olabilen bir hal.

Ne kitap okuyorum, ne sinemaya gidiyorum, ne de durup tek tek çevremdeki insanları inceliyorum.

Hayatın kendisinden kitap çıkarma, film yaratma heyecanım bitti. Kitap gibi hayatların da nokta koydukları bir ömürleri var. Bu ülkede tüm hepsi on gün içinde gecikmiş dolu gibi yağdı yüreğimize.

Bu kadar ölüm çok fazla.

Bu kadar ağıt çok ağır...

Bu kadar laf bile...

Ve hepsi can ciğer.

Bizim sadece unutmaya değil, hatırlamaya da ihtiyacımız var evet. İyiye, güzele, hoş olana, aşk olana dair hatırlamaya... Masum olanı hatırlamaya ve belki güzellikler dileyerek hafızadan uğurlamaya...

Son bakışın derinliği o bakışın son olmasında gizliydi ne de olsa... 

Tüm bunlar olmayacaktı, şair denen adam girmeseydi o daha az yürünmüş yola... 

Bugünden atılan feryat dün denilen kutunun içine düşüyor, yarından hiç kimse bu sesi duymuyor! 

90’lardaki ağabey ve ablalarından el ve dil alanlar yürüyor o siyah yollarda. Başka bir yol mümkünken, sizi duymayacakların posta kutularına çığlık mektupları yollamayın.

Zaman ve emek kardeştir. Ayırmayın!