Amerikan yönetimi, BAAS yönetiminin 2013 yılında kimyasl kullandığına dair “güçlü kanıtlar“ olduğu gerekçesiyle Suriye’deki silahlı gruplardan bir kısmına “küçük silahlar ve“ cephanelik verme kararı aldı. 14 Haziran 2014’te New York Times’e düşen bir habere göre; anti tank füzelerinin ve uçaksavar dışındaki hafif silahların muhalif bazı gruplara hibe edileceği kongre üyeleri tarafından Amerikan ulusuna duyuruluyor. Bu tarihe kadar Suriye’de süren iç savaşta ABD yönetimi ilk defa ulusal basın aracılığıyla duyurarak Suriye’de silahlı muhalefetin bir kısmını silahlandırma kararı alıyor.
Kanunlarla askeri yardımları güvenceye almak
Yine bu tarihten sadece iki gün önce Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında Suriye muhalefetinin silahlandırılması kararı alınıyor. ABD Dışişleri bakanı J. Kerry, yaptığı açıklamada Suudi ve Katar yönetimlerinden yapılacak silah yardımının radikal grupların eline geçmemesi garantisi aldığını dünyaya duyuruyor. Bu tarihe dikkat: Aynı günlerde Ebubekir Bağdadi önderliğindeki Irak İslam Devleti, Suriye’deki gizli örgütlenmesini tamamlayarak Afgan merkezli El Kaide’ye biat etmeyeceğini ve adının Irak Şam İslam Devleti olarak değiştirildiğini ilan etti. Dr. Zevahiri, Bağdadi ve Covlani (El Nusra lideri) arasındaki gizli yazışmalar deşifre olunca Bağdadi grubu Zevahiri’ye tavır alarak Irak topraklarına geri dönmeyeceğini, hedefinin Şam topraklarını fethetmek olduğunu duyuruyor. Rakka ve Halep’te bu ayrışmanın izleri görülürken Batı Kürdistan’da oldukça sıkı birlikteliklerle YPG’nin faaliyet yürüttüğü topraklara var güçleriyle saldırıyorlardı. Bir ay sonra çok kanlı çarpışmalardan sonra YPG, Serêkaniyê‘deki ISIS-Nusra varlığına kalıcı olarak son verdi. Sonrasında gelişen YPG operasyonları genişledi ve Girkê Legê, Cilaxa, Rimelan, Abu Rasan ve Til Koçer’de yüzlerce kayba rağmen YPG, buradaki çete varlığına da son verdi. Bu arada Ceylanpınar İlçe Jandarma Karakolu’ndan Serêkaniyê‘ye roketatarlı, kanaslı, klasnikoflu yüzlerce El Kaide üyesi tekbirle Serêkaniyê merkeze saldırtılıyordu. Dünyanın en uyduruk laik ordusu, TC ordusu ve polisi tekbirler eşliğinde dünyanın en radikal dincilerini Kürtlerin üzerine salıyordu. Videolarla bu saldırılar kanıtlanmıştı.
“ABD Başkanı Obama’nın geçen ay aldığı karara, Kongre’nin Temsilciler Meclisi ve Senato kanadı istihbarat komitelerinden onay çıktı.” Al Jezire, 23-07-2013… Komite, silahların El Nusra’nın eline geçebileceği endişesini taşıdığını belirtti. Buna rağmen bu yardımı yapacaklarını duyurdu.
PKK’nin 3. yol tezine dönen Amerika ve yeni yardım türü
“Suriye halkı, bir diktatörle teröristler arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı. İkisi de Suriye için çıkmaz yol. Bu nedenle de biz üçüncü seçeneği, yani hem militanlarla hem de Esat’la her gün mücadele eden Suriye muhalefetini destekliyoruz. ”ABD Dışışleri Bakanı J. Kerry, 9 Aralık 2014… Yani ABD, Kobanê‘ye saldıran barbarlara karşı PKK’nin dört yıl önce dile getirdiği Türk AK idiotların alaya aldığı 3’üncü yol hedefini açıktan destekleme kararı aldı. Zaten Kobanê ve diğer Kürt bölgelerinde bu desteklerini hava saldırılarıyla somutlaştırdı. ABD’nin ılımlı muhaliflere yaptığı tüm askeri mühimmata önce ISIS sonra Ahrar ul Sam ve Al Nusra baskınlarla el koydu. Baskınlar öncesi de eylem toplantılarının tamamı Türkiye’de yapıldı. ABD basını TC hükümetinin El Kaide ve bileşenleriyle içli dışlı olduğunu açık açık yazdı. TC hükümetini defalarca uyardıklarını da belirtti ABD’li yöneticiler.
Buraya kadar askeri yardımların hangi yollarla ve hangi şeffaflıkta yapıldığına dair bilgilendirme. Eğer bu tip yardımları kanunlar, kararlar altına alarak kamuoyuna duyurarak yapmazsanız Suriye’de herhangi bir sivile isabet etmiş bir merminin sorumluluğu sizin olur demektir. Zira kontrol dışına çıkan gruplar etnik temizlik, soykırım, katliam ve acımasız cinayetler işleyebilirler. Haliyle bu suçlar uluslararası mahkemelerde yargılanma gerekçesi kapsamındadır. Gidecek silahın namlu uzunluğundan tutalım, menziline kadar birçok detay düşünülerek yapılır bu yardım programları.
Türk işi katliam yardımcılığı
19 Ocak 2014: MİT görevlileri refakatinde Suriye’ye giden TIR’lar Ceyhan’da durdurulur. Jandarma kuvvetleri, MİT görevlilerini etkisizleştirerek arama yapar. Sonra en üst düzeyden aramaya müdahale edilir ve arama durdurulur. TIR’ların silah ve askeri mühimmat taşıdığı basına yansır. Türk hükümeti en üst düzeyde defalarca bu iddiaları yalanlar. Tüm AK idiot basın ve propagandacılar yardımın insani olduğunu iddia ederler. Gazetelerin köşeleri bu tip propaganda yazısıyla dolar taşar. Aynı günlerde Nijerya’ya giden silahların hangi dinsel grubu katledeceğine dair dinlemeler de basına düşer. TC hükümeti konuya sessiz kalır. Ondan önce ISIS’in Nijerya versiyonu Boko Haram o silahlarla yüzlerce sivili katletmiştir… Hükümet ve çevresi uzun zaman gıda ve tıbbi yardım olduğuna dair açıklamalar yapar. Hatta Erdoğan “Haysiyetleri varsa askeri mühimmat olduğunu ispat ederler” der. Genç Sivillerden kurulu “Hitlerjugend” tarzı bir örgütün basında yer alan kalemleri ise ısrarla Suriye’ye insani yardımın engellenmek istendiğini sağa sola satmaya çalışırlar. Hatta büyük paralar karşılığında yabancı gazetelere ilan bile verirler. Bu, basit bir hikaye… Asıl soruşturulması gereken ise bu tarihten sadece 1 yıl önce Türkiye’nin birçok noktasında art arda patlayan cephanelikler... Afyon’daki patlamada 25 asker yaşamını yitirmişti. Cephanelikler patlıyor, oradaki silah ve mühimmatın bir kısmı çekilip TIR’lara yükleniyor, sonra cephaneler bir bir havaya uçuruluyor. Böylece silah envanteri resmi kayıtlardan siliniyor. Ayrıca Suudi Arabistan ve Katar üstünden Türkiye’ye getirilen silahlar MİT ve yan kuruluşları dernekler ve vakıflar aracılığıyla Suriye’deki radikal dinci gruplara taşınıyor. ÖSO yetkilileri daha sonra yaptıkları açıklamalarda kendilerine ciddi yardımlar ulaştırılmadığını belirttiler. Kobanê saldırısı öncesi Gaziantep-Karkamış hattında bazı trenlerin ISIS’e silah taşıdığı da iddia edilmişti. Şüpheli trenlerden birkaç gün sonra ISIS, Musul’da rehin aldığı 49 kişiyi serbest bırakıyor ve saldırı başlıyor.
Sorulması gereken fatura
Devam ediyoruz. 29 Mayıs’ta Cumhuriyet gazetesi 19 Ocak 2014’te aranan TIR’ların tamamen silah ve cephane ile yüklü olduğunun görüntülerini yayınladı. Hükümet ve propaganda basını ile Genç Sivil Hitlerjugend networku bu defa aylar önceki “silah değil, ilaçtı” iddiasından geri adım atıyor, silahların muhaliflere gönderildiğini, ISIS ve El Nusra’nin konuyla ilgisi olmadığını açıklıyor, yazıyor, paylaşıyorlar. Bunların en radikali Ceren Kenar’dı… Yıldıray Oğur’un fişeklediği bu cenah ise şu soruları yanıtlayamıyor:
* Madem silahlar ÖSO’ya gidiyordu, neden daha önce bunu açıkça yazamadınız?
* Hükümet neden bu tip bir askeri yardımı Batılı devletlerin yaptığı gibi yasalar ve meclis denetiminde güvenceye almadı?
* Hükümet neden Nijerya’ya gönderildiği açıkça belirtilen silah olayını soruşturma konusu yapmadı?
* Patlayan cephaneliklerin TIR’larla ilişkisi neydi?
* Kobanê‘yi, Mexmûr’u, Şengal’i 49 Türk görevlisi karşılığında ISIS’e pazarlayan TC hükümetinin Suriye’deki savaşta sivil katliamlardaki sorumluluğu nedir?
Bu secimler Nijerya’dan Musul’a, oradan Kobanê‘ye Mexmûr’a işlenen insanlık suçlarının açığa çıkarılmasına vesile olmalıdır, olacaktır. Her bir damla masum kanının hesabı sorumlularına ağır fatura edilmelidir. Ha, Esat mı? O zaten belasını bulacak bir diktatör. Bu vampiri göstererek İslamcı terörün yarattığı cağımızın Naziliğini perdeleyemezsiniz…